“Küfür”kavramının kullanımı üzerine
Yazar Ali Mete, Nisan 2009 Sayi 34
Islamî içerikli metinleri Almanca’ya çevirenler sürekli aynı problemle karşı karşıya kalıyorlar: Okunup anlaşılabilir bir çeviri yapabilmek için fazla yabancı kelime kullanma şansına sahip değiller. Ancak Islamî kavramların orijinallerini sunamayınca metnin içinde yatan anlam kaybolup gidiyor veya en azından tam manasıyla aktarılamıyor. Bu nedenle çevirmen hedef dilde kullanılan kavramlara başvuruyor. Tanınmayan bir şeyi tanınanla açıklamak için daha çok Hristiyanlara ait kavramlar kullanılıyor. Çevrilen kavramın bu şekilde kendi bağlamından çıkarılarak başka bir kavram dünyasına itildiği aşikâr. Ancak metnin okunulabilirliğini sağlamak için en iyi yöntem bu görünüyor.
Bu şekilde örneğin “Zekât” veya “Sadaka” kavramları Almancaya “Almosen” diye çevriliyor ve böylece anlam kayması ya da anlam daralması söz konusu oluyor. Çünkü “Zekât” belli hesaplamaların sonunda kişiye devlet eliyle yüklenen bir vergi, gönüllü bir yardım değil. “Sadaka” kavramı da Almanca’ya genellikle “Almosen” diye çevriliyor. Bu çeviri de kelimeye bir maddi boyut dayatarak anlamın içeriğini daraltıyor. Ancak sadakalar “Almosen” kelimesinde olduğu gibi yalnızca maddi boyutu değil aynı zamanda bir ibadet ve Allah’ın istediği bir davranış şekli olarak değerlendirilir.
Anlam kaymaları veya daralmaları, okuyucunun seviyesine göre, onları yabancı kavramlarla korkutmamak için genel giriş mahiyetindeki metinlerde nispeten kabul edilebilir. Ancak kavram alışılmış hale gelen şekilde çevirilerek Islamî bağlamından tamamen koparılıyorsa kabul edilemez. Işte; “Küfür”/ “Kafir” kavramının çevirisinde de tam olarak bu sorun gözlemleniyor.
Almanca’ya sıklıkla “Unglauben” (“dinsizlik”) olarak çevrilen “Küfür” kavramıyla Almanca yayınlarda genel olarak Islam’a göre Allah (cc) ve Peygamberi Hz. Muhammed (sav) tarafından emredilen her şeyi reddeden bir tutuma işaret ediliyor. Buradaki yorum Hristiyan dini düşüncesinin Kur`an’ın bağlamına aktarımı şeklinde olup kavramın muhtevasını tam olarak karşılamıyor. Bu manadaki “Unglaube” Kur`an’da değil, Katolik Kilisesi’nin ilmihalinde tanımlanıyor: “Dinsizlik, vahyolunan gerçeğin hiçe sayılması veya onun bilerek reddedilmesinden oluşur”.1 Kur`an-ı Kerim’de ise Küfür kavramı başka bir mana ihtiva eder. Küfür veya Kâfir kavramlarının manaları ve yan anlamlarının daha iyi anlaşılabilmesi için hem dilbilimsel ve hem de teolojik açıdan incelenmesi gerekir.
Küfür her şeyden önce “nankör olmak”, “saklamak”, “gizlemek”, “reddetmek”, “cahillik”2 manalarına gelmektedir. Bununla sadece “Unglaube” kelimesinin kastedilmediği, Hadid Suresi’nde çiftçilerden olumsuz bir yan anlam verilmeksizin “Küffar” diye bahsedilmesini gözümüzün önüne getirdiğimizde anlaşılmaktadır: “Bilin ki, dünya hayatı ancak bir oyun, bir eğlence, bir süs, aranızda karşılıklı bir övünme, çok mal ve evlat sahibi olma yarışından ibarettir. (Nihayet hepsi yok olur gider). Tıpkı şöyle: Bir yağmur ki, bitirdiği bitki çiftçilerin (Küffar) hoşuna gider. Sonra kurumaya yüz tutar da sen onu sararmış olarak görürsün. Sonra da çer çöp olur. Ahirette ise (dünyadaki amele göre ya) çetin bir azap ve(ya) Allah’ın mağfiret ve rızası vardır. Dünya hayatı, aldanış metaından başka bir şey değildir.“ (Hadîd Suresi, [57:20])
Teolojik açıdan “Kâfir” kavramı, farklı insan gruplarında görülen belli bir zihni tutumun tüm tezahürlerini içinde barındıran ortak bir kavramdır.3
Evvela “Küffar”, Allah’a ortak koşan ve bununla birlikte onun varlığını sorgulayan,4 küfrün en uç noktası yani şirk koşan kişilerdir. Zira Furkan Suresi’nde şöyle buyrulur: “Onlar, Allah’ı bırakıp, kendilerine ne faydası ne de zararı dokunan şeylere kulluk ederler. Kâfir, Rabbine karşı (şeytana) arka çıkandır.”(Furkân Suresi, [25:55])
Ayrıca Allah’ın hidayetini inkâr eden ve başkalarını da bundan alıkoyanlar da küffar olarak sayılır: “Gerçek şu ki, kâfir olanları (azap ile) korkutsan da korkutmasan da onlar için birdir; iman etmezler.” (Bakara Suresi, [2:6]) “Inkâr edenler ve Allah yolundan alıkoyanlar var ya; Işte Allah onların bütün amellerini boşa çıkarmıştır.” (Muhammed Suresi, [47:1])
Islam’ın dini muhteviyatını kabul etmeyenler de aynı şekilde küffarlar arasında sayılır. Bunun içinde örneğin Allah’ın merhametinden şüphe duymamak vardır, zira Kur`an-ı Kerim’de: “…Allah’ın rahmetinden ümit kesmeyin. Çünkü kâfirler topluluğundan başkası Allah’ın rahmetinden ümidini kesmez…” (Yûsuf Suresi, [12:87]) buyurulmakta. Imam Şafi ve Ahmed bin Hanbel’e göre küfür, Allah’ın (cc) âlim sıfatını inkar eden5 ve Imam Gazali’ye göre de Hz. Muhammed’in (sav) peygamberliğini reddedendir6.
Hz. Muhammed’in (sav) peygamberliğini kabul etmeyen Yahudi ve Hıristiyanlar da kâfir olarak nitelenir. Kur`an-ı Kerim’de: “Andolsun, ‘Allah, Meryemoğlu Mesih’dir’, diyenler kesinlikle kâfir oldular. De ki: “Şayet Allah, Meryemoğlu Mesih’i, onun anasını ve yeryüzünde olanların hepsini yok etmek istese, Allah’a karşı kim ne yapabilir? Göklerin, yerin ve bunların arasında bulunan her şeyin hükümranlığı Allah’ındır. Dilediğini yaratır. Allah her şeye hakkıyla gücü yetendir.” (Mâide Suresi, [5:17])
Neticede küfür kavramını basitçe ateizm, tanrı tanımazlık ve dinsizlik manalarında kullanılan “Unglauben” olarak algılamak doğru değildir. Zira yukarıda zikredilen Kur’an-ı Kerim ayetlerine göre Hristiyan ve Yahudilerin de tanrıtanımaz olarak değerlendirilmesi gerekirdi ki, bu doğru olmazdı. Küfür kavramı bağlamında Kur’an-ı Kerim’e göre insan “yorulmayan ve dinlenme ihtiyacı bulunmayan yaratıcısına daima şükür içerisinde olmalı. Evreni saf akılla gözlemleyip, en içten şükretmiyorsa, bir Tanrının varlığını inkâr ediyor demektir ve dinsizdir. Şükür etmemek, şükretmek istememek, bu Arapça ‘dinsiz’ diye tercüme ettiğimiz kelimenin ana manasıdır[…] Kur`an’da inançsızlık, yaratıcıya nankör olmak şu manaya da gelir: Tanrının her türlü nimetin tek kaynağı olduğunu tanımamak, bunun aksine insanın yararına olan neticeleri doğaya atfetmek.”7
Dipnotlar:
1 Katechismus der Katholischen Kirche, 1993, s. 538
2 bk. Lane, Beyrut, 1968, Cilt 7, s. 2620
3 bk. Taftazâni, Şerhul Makâsid, Istanbul, Cilt II, s. 268
4 Fetavahi Hindiyye, Cilt II, s. 258
5 Ibn Teymiyye, Mecmual Feteva, Riyad, s. 349
6 El-Iktisâd, s. 112
7 Tilman Nagel, Der Koran. Einführung, Texte, Erläuterungen; Büchergilde Gutenberg, 1983, s. 201

