“Tatil”den “Ta`dil”e

murat-ileri.jpg Meksika’da İnka tapınaklarına çıkmak isteyen Avrupalı bir grup arkeolog,  birkaç yerli rehberle yola koyuluyor. Dağın tepesindeki tapınaklara giden  uzun yolu, kısa bir sürede yarılıyorlar. Aynı hızla tempoyla biraz daha yol aldıktan sonra, yerliler kendi aralarında konuşup birden yere oturuyor ve böylece beklemeye başlıyorlar. Tabii Avrupalı arkeologlar buna bir anlam veremiyorlar.

Saatler sonra, yerliler kendi aralarında konuşup tekrar yola koyuluyorlar, sonunda tepenin üstündeki görkemli Inka tapınaklarına geliyorlar. Arkeologlardan biri, yaşlı rehbere soruyor, hiç anlayamadım, niye yolun ortasına oturup saatlerce yok yere bekledik? Yaşlı rehberin cevabı o kadar güzel ki; çok kısa sürede çok hızlı yol aldık, ruhlarımız bizden çok uzakta kaldı. Oturup ruhlarımızın bize yetişmesini bekledik…

Gerçekte hız çağında yaşıyoruz. Her şey o kadar  hızlı geçiyor ki, ne işe, ne arkadaşlarımıza, ne ailemize, ne çocuğumuza, ne  kendimize yeterince vaktimiz kalmıyor. Akrep ve yelkovanla yarış halindeyiz.

Evet freni patlamış kamyon gibi yaşamanın hiç anlamı yok. Ayağımızı gazdan yavaş yavaş çekip biraz mola verip ruhumuzun da bize yetişmesi için izin dönemini en verimli şekilde değerlendirmeliyiz.

Ama ondan önce kafamızdaki tatil anlayışını gözden geçirmeliyiz..

Tatil, toplumda yaygın olan kanaata göre atalet, durağanlık, uyuşukluk, amaçsızlık, vakit geçirme, eğlenme, macera yaşamak v.b şeyler çağrıştırmaktadır.

Ta’dil, ise bir işten yorulup başka bir işe yönelmek, bir uğraştan başka bir uğraşa geçmek, işyerinde, evinde, hayatında tamirat yapıp; düzene sokmak, güzelleştirmek anlamına gelir, bir başka deyişlezihnin dinlenmesini, bedenin dinçleşmesini, ruh ile bedenin bütünleşmesini başka bir faaliyetle sağlamaktır.

Hayatımıza, materyalist düşünceler, Batılı değerler ve En`aniyyet hakim olunca, tadilin yerini, tatil almış oldu.

“İki günü eşit olan aldanmıştır.” prensibini baş tacı eden bir millet, zihni ta`dil`i bedeni ta`dil`den mühim görmeli, ancak diğerini de ihmal etmemelidir.

Elbetteki seyahat bir ihtiyaç olduğu kadar, özellikle de bizim gibi gurbet elde dini, dili, hassasiyetleri farklı ortamlarda yaşayanlar için bir zarurettir.

Sıla-i Rahimle akraba bağlarını güçlendirmek, memleketin tarih, kültür, medeniyyet derinliklerine seyru seferde bulunup tefekkür alemine dalmak, geleceğimizi muhteşem geçmişimizin temeline dayandırmak için kaçınılmazdır.

“Suyu durgunluğu bozar, şırıl şırıl akması onu paklar.”

“Aslan inini terk etmezse avlanamaz” “Ok yayı terk etmezse vuramaz”

“Güneş bile semada devamlı dursa Arap-acem bütün insanlar ondan hoşlanmaz”

Ibni Abdilberr, Hz. Ali`nin şöyle dediğini rivayet eder: “Kalpleri dinlendirin ve onlar için ilgi çekici hikmetler arayın. Çünkü bedenler yorulduğu gibi onlar da yorulur.”

Ibnu’l Cevzi şöyle der: “Insanın zor işlerle sorumlu tutulduğunu gördüm. Ona yüklenen en ağır şeylerden biri de nefsini idare etmesi ve nefsine, sevdiği şeyden uzak durmaya ve sevmediği şeyi yapmaya sabretme sorumluluğu yüklemesidir. Doğru olanın; sabır yolunu, nefsi sakinleştirerek ve rahatlatarak katetmek olduğunu gördüm.”

Tatil ta`dil`e nasıl dönüşür?

- Sıla- i rahime ve yaratıcının namütenahi eserlerini ibret gözüyle tamaşaya niyet etmek ve ona göre izni planlamak. Hangi kitapları okuyacağımız, nereleri gezeceğimiz, hangi mekanları ziyaret edeceğimiz, nerelerde konaklayacağımız, önceden tesbit edilmeli. Gezilecek tarihi yerler önceden araştırılmalı, Hangi dostlarla bir araya gelinecek, büyüklerimizden, âlimlerimizden hangileriyle şereflenilecek, bütün bunlar ailenin diğer fertleride göz önünde tutularak dengeli bir program yapılmalı. Aksi takdirde baskıcı ve aşırı tutucu bir uslupla, camilere gidenleri düşündüğümüzde doğru düzgün hafta sonu bile olmayan çocukların üzerinde olumsuz sonuçlara sebep olabiliriz.

- Tatillerde yapılan yanlış uygulamalardan biri de gece ve gündüz ile ilgili kainat kuralına bakışın tersine çevrilmesidir. Insanların çoğunun, tatilin başlamasıyla birlikte geceyi gündüze ve gündüzü geceye çevirdiğini görürüz. Gündüzlerinin karanlık ve gecelerinin aydınlık olduğunu görürsün. Böyle bir uygulama sonucu vucüd dinlenme ve rahatlama yerine hantallık ve bitkinlikle karşı karşıya kalır.

- Yaz tatillerinde ve yıllık izinlerde uydu yayınları, Tv`nin esaretinden kurtulmak.

Televizyona alternatif meşguliyetler bulma noktasında ısrar edilmeli. Zihnimiz çöplük değildir. televizyon karşısında radyasyon yağmuruna saatlerce tutulup sersemleşmek, izin boyunca aldığımız diğer pozitif enerjiyi tarumar eder. Daha ilk bakışta amacı belli olan filmlerin bizlere ne faydası olabileceğini derin derin düşünmeli. Hafızalarımızı dumura uğratmamalıyız..

- Izin boyunca aşırı suratten, yemekten, programlardan sakınmalı.

- Bazı arabaların arkalarında ibret verici yazıları okumuşsunuzdur,

“Rahmetli de sollardı.”

“Geç geldi desinler, geçmiş olsun demesinler.”

Avrupa`da bir şehrin girişinde bir levha da şöyle yazar “Şöförler, size yavaş gitmenizi tavsiye ederiz. Yavaş giderseniz şehrimizi, hızlı giderseniz hapishanemizi görürsünüz”

Tirmizi`nin rivayet ettiği şu düşündürücü hadisle sözlerimi bitirir, hepinize hayırlı Ta`dil`ler dilerim.

“Beş şeyden sorulmadan ademoğlunun ayağı Rabbinin  huzurundan ayrılmaz: Ömrünü nerede tükettiğinden, gençliğini nerede geçirdiğinden, malını nereden kazandığından ve onu nereye harcadığından, öğrendiği ile ne yaptığından.”

Dünyanın Çivisi Çıktı! Dünyanın Çivisi Çıktı!

Sevgili dostlar! Dünyada artık pekçok şeyi anlamakta oldukça zorlanır olduk. Dünyada mazlumun dini de, dili de, ırkı da sorulmaz ilkesi genel geçer bir kaidedir. Artık mazluma yardım eden suçlu ama zulüm uygulayan zalim ise haklı... [Devam oku...]