Ana Dili’nin Yeri -İlk ve İkinci Dil Arasındaki İlişki Üzerine-
Almanya’daki göçmen çocuklarının desteklenmesi konusunda yapılan tartışmalarının bir yönünü, bu çocukların dile hakimiyetleri konusu oluşturuyor. Bu konudaki temel iddia ise şu: Almanca dilbilgisi ne kadar erken öğrenilirse, çocukların okul ve meslek hayatına uyumu o kadar başarılı olur. Böylece, ilk dilin önemi sıklıkla ihmal ediliyor. Buradan hareketle bu yazımızda ilk ve ikinci dil arasındaki ilişkileri değerlendireceğiz.
İlk veya birinci dil, resmî bir ders olmadan, yani doğumdan itibaren çoğunlukla ailevî ortamda öğrenilen ve ana dili olarak isimlendirilen dil şeklinde tanımlanır. Bir süt çocuğunun konuşmaya başlamasının ilk dönemi err, gurr seslerini (Alm. Gurrlaute) çıkarttı ve gımıldama denilen seslerle başlar. Buna agulama dönemi de denir. Daha sonra ise çeşitli seslerle özellikle b, p seslerinin çıkarıldığı ve bapılama dönemi (Alm. Lallperiode) ile konuşma gelişir. 10 ila 12. aylarla 18. ay arasında ise kesin anlamlar ifade eden tek kelimelik cümlelerle ilk konuşma birimleri ortaya çıkar. İki kelimelik dönem diye tanımlanan konuşma dönemi ise hemen hemen 18. ayda başlar. Bu dönemdeki konuşmalar telgraf diline benzer. Çocuğun kelime hazinesi işte bu dönemde çok önemli bir gelişme kaydeder. Çocuklar iki buçuk ya da 3 yaşlarında üç ya da daha fazla kelimeden oluşan cümleler kurmaya başlar. Böylece yetişkinlerin kullandığı, giderek karmaşıklaşan gramatik yapılı dil modeline doğru yaklaşmaya başlarlar. Anlaşılır bir ses gelişimi de 3-4 yaşları arasında hızlı bir ilerleme kaydeder. Bu ilerleme 8 yaşında bütünüyle tamamlanır. Çocuğun gramatiğe hakimiyeti, kelime ya da cümlelerin gerçek anlamlarına olan hakimiyetine göre biraz daha uzun sürer. Kelimelerin çift anlamlarıyla, fizikî özellikleri ve bunun aktardığı anlamlar birbiri ardına elde edilir.
İkinci dile gelince. İkinci dil, (ana dilinden sonra) ikinci olarak öğrenilen dile denilir. Küçük çocuklarda, yönlendirme ve zorlama olmadan sürekli bir dil öğrenme merakından bahsedilir.
Bunun örneklerini misafir işçiler denilen ilk göçmenlerde de görmek mümkümdür. Ki bunlar, dil bilgilerini karşılıklı iletişim ve sosyal ilişkiler sayesinde herhangi bir yapılandırmaya oturtmadan elde ederler. Buna karşın, yönlendirmeli bir dil öğreniminden daha bahsedilir ki, yurt dışında okuyan öğrencilerin yapılandırılmış derslerde öğrendiği ve dil bilgisini yerleştirmek veya klasik şekilde olduğu gibi, okulda yabancı dil derslerinde öğrenilen dil bahsedilen yönlendirmeli dil öğrenimi tanımına girer. Buradaki dil öğrenim sürecinin hem yapısı hem de süreci kişiden kişiye oldukça farklılık arzeder. Çünkü, örneğin yaş ve motivasyon gibi belirli faktörler burada önemli bir rol oynar.
İkinci bir dilin öğrenilmesinde, ilk dilin (ana dili) oynadığı rolle ilgili çeşitli varsayımlar bulunur. Bu varsayımlardan ikisini inceleyelim.
Varsayımın birincisi şöyle der: İkinci dilin başarılı bir gelişme göstermesi için belirli bir seviyeye çıkmaması gerekir. Ama bir başka varsayıma göre de, ikinci dilin öğrenilmesinin çocuğun zihinsel gelişimi üzerinde pozitif bir etki yapabilmesi için, ilk dile yeteri kadar hakim olunması gerekir. (Edina Caprez- Krompàk, Entwicklung der Erst-und Zweitsprache im interkulturellen Kontext, 2010:49, 66) İkinci dilin öğrenilmesi için, birinci dilde okuma-yazma bir ön şart değildir. Çünkü çocuklar dili yalnızca sesli bir bilgi edinimi ile, başkaları ile iletişim kurarken öğrenirler. Başlangıçta yazılı bir edinim yoktur.
Daha küçük yaşlarda bir ikinci dil (meselâ Almanca) öğrenme durumunda olan göçmen çocukları gibi hususî durumlarda, birinci dilin gelişmiş olmasının ikinci dilin öğrenilmesine olumlu etki yaptığı da tesbit edilmiş durumdadır. Tecrübî araştırmalar da, ikinci dilin öğrenilmesinde birinci dile olan hakimiyetin olumlu etkilerinden bahsetmektedir. İki dilli bir çocuğun her iki dile hakimiyeti de eksik ise, o çocuğun, genelde çevresi ile alıcı ve üretici münasebetleri zayıflar. Zira çocuk, her iki dilde de yeteri kadar kendisini ifade edemez.
Çocuklar ikinci dil öğrenirlerken yeni algılama/tanımlama taslakları geliştirebilir veya mevcut algılama/tanımlama yeteneklerini değiştirebilirler. Çocuklar ilk dillerini öğrenirlerken meselâ (burda, şurada, orada) gibi vurgulamaların kullanımlarını öğrenirler ki, bu sistemi ikinci dili öğrenirlerken de kullanabilirler. Zira ikinci dilin öğrenilmesi, ilk dilin öğrenilmesi üzerine kurulur ki, o zaman da ikinci dilin öğrenilmesinin özellikleri kuvvetli bir şekilde birinci dilden etkilenir.
Demek oluyor ki, her iki dil arasında bir bağlantı söz konusudur. Edina Caprez-Krompàk’ın araştırmasında, birinci dilin ikinci dil üzerinde olumlu bir etkisi bulunduğu ortaya konulmuştur. Araştırmaya göre, geldiği ülkenin dil ve kültür derslerine katılan öğrenciler, ikinci dildeki bilgilerini ölçen testlerde, bu derslere katılmayan öğrencilere göre daha iyi sonuçlar elde ediyorlar. Buradan hareketle, yukarıda da belirtilen derslere katılım gibi ilk dilin öğrenilmesi konusunda verilecek olan desteklerin, ikinci dilin öğrenilmesine olumlu bir etki yapacağı sonucuna varılıyor.
İlk dilde bir dil yapısı edinilip, ikinci dilin de bu dil yapısı üzerine kurulması halinde, desteklenmiş bir ilk dil öğreniminin, ikinci dilin öğrenilmesine olumlu bir etki yaptığı görülüyor. Frankfurter Allgemeinen Zeitung gazetesindeki bir makalede iki dil öğrenimi ve bunun teşvik edilmesine yönelik yapılan araştırma değerlendiriliyor. Bu dil öğrenimi araştırması gösteriyor ki, 3-4 yaşlarında ikinci bir dilin öğrenilmeye başlanılması, temel gramatiğin önemli ölçüde gelişmesi için bir fırsat oluyor. Hatta ilgili kişilerde ikinci dil, bir buçuk ya da iki yılda oldukça iyi gelişiyor. Çocuklar eğer bu dönemde dili öğrenemezlerse, genellikle bir iletişim imkanından da mahrum kalıyorlar. Bu araştırma da gösteriyor ki, ana dilinin iyi bir şekilde ögrenilmesi kaçınılmazdır. Ve böylece ikinci bir dilin öğrenilmesi de garanti altına alınmış olur.
Kaynaklar:
• Ahrenholz B.; Oomen-Welke (2010). Deutschunterricht in Theorie und Praxis(DTP). Deutsch als Zweitsprache. Baltmannsweiler: Schneider.
• Caprez- Krompàk E. (2010). Entwicklung der Erst-und Zweitsprache im interkulturellen Kontext. Münster: Waxmann.
• Heuchert L.(1989). Materialien zur interkulturellen Erziehung im Kindergarten. (Hrsg.): Robert Bosch Stiftung. Zweisprachigkeit. Berlin: VWB-Verl. für Wiss. u. Bildung.
• Klein, W. (1992). Zweitspracherwerb. Eine Einführung (3. Auflage). Frankfurt am Main: Athenäum.

