Dil Sınavı Şartı Avrupa Hukukuna Aykırı

muhterem dilbirligiAlmanya, 2007 yılında CDU/CSU (Hristiyan Demokrat Birlik Partisi) ile SPD (Almanya Sosyal Demokrat Partisi) koalisyonu döneminde, zorunlu evliliklerin önüne geçeceği ve aile birleşimi yoluyla AB üyesi olmayan ülkelerden gelecek olan eşlerin Alman toplumuna entegrasyonunu daha kolay sağlayacağı düşüncesi ile Almanca bilme zorunluluğu şartını getirmişti. Uygulamaya konulduğu günden beri çeşitli platformlarda bu uygulamanın hukuka aykırı olduğu dile getirilse de, bu uygulamanın kaldırılması için gerekli adımlar atılmadı. Uygulamanın devam ettiği süre zarfında üçüncü ülkelerden aile birleşimi yoluyla Almanya’ya gelmek isteyen birçok kişi dil şartını yerine getiremediği için vize alamadı.

Dil şartının kaldırılması konusundaki örnek davada, davacı Doğan’ın eşi 1998 yılından beri Almanya’da yaşamaktadır ve bir şirketin mü-dürlüğünü yapmaktadır. Doğan, önceden eşiyle dinî nikahlı olarak evlidir ve 1988 ile 1993 yılları arasında çiftin 4 tane çocuğu dünyaya gelmiştir. Aile birleşimi vizesi için yapılan müracaatların sonuncusunun, 2012 yılında, Doğan’ın Almanca bilmediği ve okur yazar olmaması sebebiyle dil öğrenme imkânının olmayacağı gerekçesiyle, reddedilmesi üzerine, Doğan Berlin İdare Mahkemesi’nde dava açar. Davacı Doğan, müracaatında, Almanya tarafından 2007’den itibaren uygulamaya konulan, aile birleşimi ile Almanya’ya gelecek olanlara yönelik dil şartı uygulamasının, Türkiye ile AB arasındaki anlaşmalara ve yerleşme serbestisine aykırı olduğunu, aynı zamanda da “Standstill” şartını zedelediğini iddia eder. Berlin İdare Mahkemesi, davacının iddia ettiği hususların açıklığa kavuşturulması amacıyla davayı Avrupa Birliği Adalet Divanı’na (ABAD) tevdi eder.

ABAD’a gelen davada Savcı P. Mengozzi, ABAD başsavcılığının bu konudaki görüşünü 30 Nisan 2014 tarihinde bildirdi. Savcılığın, ABAD’ın ilgili dairesine gönderdiği müracaatında, Almanya’nın 2007 yılında uygulamaya koyduğu üçüncü ülkeler için aile birleşiminde dil şartının, genel olarak Türkiye’den gelecek olanlar için uygulanamayacağını, bu dil şartı uygulamasının AB ile Türkiye arasındaki ortaklık anlaşmalarına aykırı olduğunu ve yerleşme serbestisi açısından yeni durum yarattığı için “Standstill” şartına aykırı olduğunu belirtti. Savcı ayrıca, aile birleşiminde uygulanan dil şartının, aile birleşimine ilişkin 2003 tarihli AB yönergesine de aykırı olduğunu ve dil şartı uygulamasının aile birleşimini güçleştirdiğini belirtti.

Öte yandan, Berlin İdare Mahkemesi tarafından yöneltilen soruya verilen cevapta, bilhassa Almanya’nın aile birleşiminde dil şartı getirmesinin ana sebeplerinden biri olan zorunlu evliliklerin engellenmesi amacı göz önüne alındığında bu şartın aşırı bir uygulama olduğu yönünde görüş bildirdi.

ABAD’a yöneltilen ikinci soru ise, uygulanan dil şartının AB aile birleşimi yönergelerine uygunluğu sorusuydu. Savcı Mengozzi, önüne getirilen davada, esasen birinci soruya verilen cevapla meselenin açıklığa kavuşturulduğunu belirtmektedir. Savcı yine de bu soruya cevap vererek, aile birleşiminde dil şartının AB aile birleşimi yönergelerine de aykırı olduğunu, olay ve şahısların özel durumları göz önünde bulundurulmaksızın vize talebinin reddedilmesi kararının hukuka aykırı olduğunu ifade etmiştir. Savcı, vize talebi incelenirken ailenin küçük çocuklarının olmasının, vize talebinde bulunan eşin bulunduğu yerde kursa gitme ya da dil öğrenme materyallerine ulaşma imkânının ve hatta münferit olarak eşin okur yazar olmayışının dahi değerlendirilmemesini hukuka aykırı bulduğunu ifade etmiştir.

Savcının ikinci soruya verdiği cevap, bir bakıma Almanya’nın bu konuda hukuku hiçe sa-yan uygulamalarını da gözler önüne sermiştir. Almanya, şimdiye kadarki uygulamalarda, aile birleşimi için yapılan vize başvurularında, kişilerin yaşını, okur yazar olup olmadığını, eğitim seviyesini ve engelli olup olmadığını hiç dikkate almamaktaydı. Aynı şekilde, kurs yerlerinin yüzlerce kilometre uzakta olması, ders materyallerine ulaşım ve kurs maliyeti gibi hususların vize taleplerinde hiç değerlendirilmemesi söz konusuydu.

ABAD savcılığının baktığı bu davada (C-138/13) kararın verilmesi aylar sürebilir. İlgili daire, bu konularda genellikle savcılığın görüşünü takip etmektedir. Fakat asıl önemli olan nokta savcılığın bildirdiği görüştür. Savcılığın her iki soruya ilişkin görüşü, davada siyasi bir karar verilmesi ihtimalinin de önüne geçmektedir.

ABAD’dan Almanya’nın aile birleşiminde uyguladığı dil şartını kaldırması beklenmektedir. Bu yönde daha önce 2011’de Hollanda ile ilgili ve 2012’de Avusturya ile ilgili verilen kararlarda, bu iki ülke için aile birleşimlerinde dil şartının kaldırılması sağlanmıştır. 2012’de AB Komisyonu tarafından Almanya’ya karşı AB ortaklık sözleşmelerine aykırı davrandığı için soruşturma başlatılmıştır. Almanya bu soruşturmaya karşı şimdiye kadar hiçbir reaksiyon göstermemiştir. ABAD önünde görülen söz konusu davaya ilişkin savcılığın görüşü ile Almanya, göçmen hakları açısından iyice baskı altına alınmıştır. Bu açıdan, aile birleşimlerinde getirilen dil şartının bu dava ile kaldırılacağını düşünmek, bir iyimserlikten öte, hukuk kaidelerinin gereğidir.

Bilge Başbakan Bilge Başbakan

Sevgili dostlar! Dünya güngeçtikçe insanlık ekseninden çıkmaya devam ediyor. Özellikle İslam cografyasında yaşananlar ve nereden çıktıkları belli olmayan, her gün başka başka çeşitlerinin piyasaya sürüldüğü, sanki film... [Devam oku...]

'