Almanya`da “diğerleri” olmak
Yaz tatilinden sonra okulların başlangıcıyla, birçok genç kız yeni bir hayat biçimine adım atarlar. Önceden alınan bu karar için, tatilde psikolojik bir hazırlanma dönemi başlar. Alışmak için bir kaç gün başörtü taşınılır, arkadaşlardan uzun uzun destek alınır.
… ve beklenen gün gelir…
Aynanın önünde hazırlanırken, tatilde biriktirdiği tüm direncini toplar genç kız; zor bir gün olacağını bilir, ama yine de yapmakta kararlıdır.
Arkadaşlar ve öğrenciler bu yeni duruma çabuk alışırlar, gerçi birçok soru sorarlar ama sonuçta arkadaşlarının kararını tolere eder, onu olduğu gibi kabul ederler. Haber süratle öğretmenler odasına da ulaşır. Çoğu öğretmen merakla can atar, o “yürüyen başörtüyü“ görmek için. Bazısı hiç oralı olmaz. Sevmeseler bile kelimesiz karşılarlar durumu. Diğerlerinde ise bu bir meydan okuma çağrışımını yapar.
Her fırsatta özdeyişte bulunurlar, bu özdeyişlerde hiçbir önyargı eksik kalmaz. Nerdeyse haftalık medyada yayınlanan kışkırtıcı haberler onlar tarafından öne vurulur ve müslüman öğrencilere mal edilir, özellikle de tesettürlü öğrencilere.
Genç kızlara da yeni bir değişim oluşturan bu duruma alışmaları hiç de kolaylaştırılmaz. Yollarına aşılması zor engeller konulur.
Öğretmenlerin öne sürdükleri ve hareketlerine neden olan sebep, kızları güya aileleri tarafından uygulanan “baskı”dan ve başörtü esaretinden kurtarmaktır. Bu arada kendilerinin öğrencilere uyguladıkları devasa piskolojik baskıyı görmezler nedense.
Genç kızların çoğu bu baskıya karşılıksız kalırlar, çünkü sorulan soruları cevaplandırmaya ve eleştirilere itiraza fazla fırsat verilmez, buna özgüvenin yanında doğru ve yerinde anlatılan bilgi de gerekir. Birazda genç kızların, “Acaba notuma etki yapar mı?” düşüncesi, onları yanıtan engeller.
Arkadaşları önünde ezik kalırlar çoğu zaman. Bazılarında devamlı içlerine attıkları negatif duygular evde nedensiz sinir patlamalarına yol acar. Aileler bunu çoğu zaman anlamaz, yanlış yorumlar.
Peki ya öğretmenlere şart koşulan “tarafsızlık“ hangi alanda kullanılıyor?
Herkes biliyorki insanın “dış’ı” “tarafsız” görünmesiyle, başkalarının düşüncelerine karşı tarafsız olmasına bir kanıt değildir. Mesela öğrencilere şahsi siyasal veya dinler hakkındaki görüşlerini dolaylı yoldan benimsemeye çalıştırma “tarafsızlığı” gibi.
Peki o zaman niçin “tarafsızlık“ hürafesi yüzünden başörtülü bayanlara öğretmenlik izni verilmiyor?
Kendilerini haklı çıkarma deneyimlerinde “Kendi ülkenizde yasaklanan bir şeyi burada nasıl yapmaya kalkışıyorsun?” ithamı önde geliyor. Sonuçta burası Almanya mı Türkiye mi?
Alman vatandaşı olan bu insanların, dedelerinin geldiği ülkenin yasalarıyla yargılanamayacağını mürekkep yalamış insanlara anlatmamız gereksizdir.
Öğrencilerde bir ihtilaf içerisinde bulunma ve eziklik duygusu oluşturan bu toleranssızlık, gündelik okul hayatlarını zorlaştırır ve derse konsentralarını kısar, bu da tabii ki başarıyı engelleme halini alabilir.
Bir yandan niçin göçmen ailelerin çocukları düşük bilgi ve eğitim seviyesi içinde bulundukları dert edinir devlet tarafından, diğer yandan da eşit haklar tanınmaz. Göçmen çocukları desteklemek isteniyor, bunun için sayılarca göçmen ve entegrasyon kurumları aktif. Özellikle kadının baskıdan kurtulması için çok çaba sarfediliyor. Aslında tüm bu sorunlara karşı en etkili çözüm, başörtülü kızların ve müslüman gençlerin eğitim yönünde öğretmenler tarafından motive edilmesi, onlara alternatif iş ve kariyer yolları sunulması büyük bir değişim olmaz mı?
Entegrasyon göçmen çocukların kişiliklerinde bir çelişki oluşturmak mıdır? Yoksa toplumda benimsenmiş “kadın haklarını” illa ki onlara da zorla aşılamak mı?
Her halde bu sorunun cevabı fazla zor olmaması gerek.

