Avrupa Birliği’nde etnik profil çıkarma: Yaygın, etkisiz ve ayrımcı

Etnik kökene göre muamele yapılmasının özellikle polisin kimi durdurulacağı, sorgulayacağı, araştıracağı ve hatta tutuklayacağına karar vermesinde sık sık görüldüğünü ortaya koyan raporda, bu tür bir muamelenin ne terörizmin engellenmesinde ne de suç oranının düşmesinde etkili olmadığı belirtiliyor.

OSJI Başkanı James Golstan, rapora ilişkin, “Bu uygulama, işlerin daha da kötüye gitmesine yol açıyor. Masum insanlar keyfi olarak alıkonuyor, seyahat kısıtlamalarına uğruyor, işe girerken veya bankacılık işlemleri yaptırırken kısıtlamalarla karşılaşıyor. Bu durum, tüm bir etnik topluluğu aşağılıyor, damgalıyor” şeklinde görüş bildiriyor. Raporda Avrupa Birliği’ndeki 27 ülkeye etnik profil çıkarmayı tanımlayan bir çerceve oluşturmasını ve bu durumun yasak olduğunu açıkca belirtmelerini ve ayrımcılık ve önyargılara dayanan tedbirler yerine, önleyici tedbirler almaları tavsiye ediliyor.

Avrupa genelinde keyfi uygulamalar

AB ülkelerinde polisin kimlik kontrolü yaparken insanların etnik kökeni, dini ve ırkını dikkate aldığı, bu genellemelerden yola çıkarak işlemde bulunduğuna ilişkin çok sayıda örneğin yer aldığı rapora göre polis, bu verilerden yola çıkarak kimi arayacağını, gözaltına alacağını veya sorgulayacağını belirleyebiliyor. Almanya, Hollanda, Fransa, Italya ve Ingiltere’de yaygınlaşan keyfi uygulamalara yer verilen rapora göre, örneğin Ingiltere’deki Müslümanların yüzde 32’si, 11 Eylül terör saldırılarından bu yana havaalanlarında ayrımcılığa maruz kaldı.

Raporda Almanya’da, suç önleme gerekçesiyle, camilerde geniş kitlelere toplu kimlik kontrolleri uygulamasının yaygınlaştığı belirtiliyor ve “makinali tüfek taşıyan bir polisin camideki 11 yaşındaki çocuğa kimlik kontrolu yaptığı” ifade edilerek eleştiriliyor. Ispanya’da polisin Faslılara “Arap pislikler” şeklinde hakaret ettiği raporda yer alan başka bir örnek. Fransa ve Italya’da polis evlere, iş yerlerine ve camilere baskınlar düzenleyerek Müslümanları keyfi biçimde hedef alıyor.

Azınlıkların ve göçmenlerin ayrımcılığa uğratılmasını değerlendiren OSJI Başkanı Goldston, “Bu durum polis için ve herkesin güvenliği için kötüdür, çünkü bu tablo bu toplumların polise güvenmediğini ve suçla mücadelede polise kaynak olabilecek bilgiyi vermeyecekleri anlamına gelir” diyor. Etnik profil çıkarmanın ayrımcılığın bir türü olduğu vurgulanan raporda insanları etnik kökenine, ırkına yada dinine göre kayıt altına almanın en temel hukuk kurallarından olan, “her insan şahıs olarak muamele görmelidir bir grubun üyesi olarak değil” prensibini ihlal etmenin yanı sıra bir insan hakkı ihlali anlamına geldiği kaydediliyor.

Almanya

Raporda, Avrupa’daki insan hakları ile ilgili konuları izleyen EUMAP’ in (EU Monitoring and Advocacy) 2002 yılında yayınladığı raporda Almanya’ daki “etnik kökene göre veri toplama (etnik profil çıkarma)” hakkında endişelerini dile getirildiği belirtiliyor.

Raporda, Avrupa Irkçılık ve Hoşgörüsüzlük Karşıtı Komisyonu ECRI’nin 2003 yılında hazırladığı raporda, “Almanya’da, esmer tenlilerin, belirginlerin (Alman olmadığı belli olanların) ve azınlık mensuplarının” uygunsuz bir şekilde polis tarafından kontrollere maruz bırakıldığı, tren istasyonlarında ve havaalanlarında kontrol için teker teker seçildiklerinin vurgulandığı kaydediliyor.

“Özellikle Müslümanlara baskın yapılıyor”

Raporda Almanya’da polisin Romenlere ve göçmenlere yönelik baskınlar yaptığı belirtilirken özellikle de Müslümanlara yönelik baskınlar yapıldığı vurgulanıyor.

Almanya’da sınır kontrollerinde (çalıntı araç, uyuşturucu alış-satışı, illegal giriş ve illegal oturum gibi suçların tespiti için yapılan kontroller) keyfi bir şekilde durdurulanların, sıradan suçlular yerine göçmenler olduğu vurgulanıyor. Bevyara’da trenlerde yapılan keyfi polis kontrollerini inceleyen 8 aylık bir araştırma, kontrol için durdurulanların %82’ sinin göçmenler yada mülteciler olduğunu belgeliyor.

OSJI Raporunda Almanya’da 2001 yılından 2003 yılı başlarına kadar toplam 8.3 milyon insanın dinine ve etnik kökenine dayalı olarak kişisel bilgilerinin toplandığı belirtilirken, bu rakamın içinden bir tek teröristin bile çıkmadığı vurgulanıyor.

Almanya’da Müslümanlara yönelik kimlik kontrollerin 11 Eylül’den sonra daha da arttığının altı çizilen raporda, Alman polisinin sıklıkla Cuma namazlarından sonra cami önünde toplu kimlik kontrolleri yaptığı belirtiliyor. 11 Eylül’den sonra Almanya’nın en kalabalık camileri de dahil olmak üzere 25-30 camide toplu kimlik kontrolleri yapıldığı, bu operayonların da özellikle Almanya’nın güney eyaletlerinde yoğunlaştığı kaydediliyor.

2005 yılı Temmuz ayında Londra’da meydana gelen bombalı saldırı olayından sonra Almanya’da Müslümanları hedef alan kimlik kontrollerinin birden bire arttığı belirtilen raporda, 2005 yılı Ağustos ayında yüzlerce polisin Aalen, Balingen, Biberach, Esslingen, Freiburg, Friedrichshafen, Heilbronn, Karlsruhe, Lörrach, Ludwigsburg, Mannheim, Pforzheim, Ravensburg, Reutlingen, Sigmaringen, Stuttgart, Tübingen, Ulm ve Waiblingen’de cami önlerinde kimlik kontrolü yaptıkları ve ortalama 900 kişinin kontrole maruz kaldığı ifade ediliyor.

2005 yılı eylülünde ülke genelinde Hessen ve Frankfurt’un da aralarında bulunduğu 20 kentte 500 polis geniş taramalar yaptı. Bu taramalarda cami yakınındaki dükkan, restoran ve barlara odaklanıldı ve bu taramalar sırasında bazen sokaklar kapatıldı. Sözkonusu taramalarda 1.260 kişi kontrol edildi ve 38 kişi gözaltına alındı. Almanya’da terörle mücadele de bu operasyonların bir değeri olup olmadığının açık olmadığı belirtilen raporda, Müslümanlar karşısında takınılan bu tavır eleştiriliyor.

“Alman kontrol operasyonlarının etkili olması, amacına ulaşması kontrollerın doğası nedeniyle çok zor, ancak bu operasyonların hedefi üzerindeki etkisi çok açık. Bu oldukça açık ve zorla yapılan operasyonlar, binlerce insanı direk etkiledi ve toplumda Müslümanları dinlerinden dolayı şüpheli konumuna düşürdü” ifadeleri geçiyor raporda.

Raporda, bazı durumlarda (baskın için gerekli) somut temellerin zayıflığı ve baskın yolunun seçilmesinin poliste “Islam hakkında önyargıların” olduğu hakkındaki endişeleri artırmakta ve “seçilen hedefler ve taktikler, istihbarat temelli yaptırım sınırlarını aşarak etnik profil çıkarma boyutuna gelmektedir” deniyor.

Raporda bu durum, “Eğer Islam’a karşı oluşturulmuş bir önyargı olmasaydı 9 yaşındaki bir çocuğun ifadesi üzerine bu şekilde bir baskının yapılıp yapılmayacağı” şüphesi dile getiriliyor.

2005 yılı Ocak ayında Müslümanlara ait 50 cami ve işyerinde toplam 800 polisin katıldığı baskınlar yapıldı. Baskın sonucunda 11 kişi terörisleri finanse etmek ve sahte evrak düzenlemek suçlarından tutuklandı, ancak daha sonra polis basına kişilerin terörle bağlantılı olduklarına dair hiç bir kanıt bulunmadığını açıkladı.

Raporda vurgulandığı gibi terörü engellemek amacıyla yapıldığı iddia edilen Müslümanlara yönelik baskınlar ve kontroller hiç bir işe yaramadığı gibi pek çok masum insanın temel insan haklarının ihlal edilmesine yol açmıştır. Zira Gelsenkirchen’deki bir mahkeme 2004 yılında Bochum’da bir camiye yapılan baskının ibadet eden insanların “toplanma ve din özgürlüğü” hakkını ihlal ettiğine hükmetmiş, sözkonusu baskında 227 kişi alıkonulmuş ve sorguya çekilmiş, hatta bazı kişiler 7 saatten fazla alıkonulmuştur ki, bu da polis eylemlerinde uyulması gereken kuralların ihlali anlamına gelmekteydi. Mahkeme ayrıca, polisin yasal sınırları ihlal ettiğini ve polisin bu tür bir eylemin gerçekleştirilebilmesi için gerekli olan “somut tehlike” nin varlığını gösteremediğinin de altını çizmiştir.

Dünyanın Çivisi Çıktı! Dünyanın Çivisi Çıktı!

Sevgili dostlar! Dünyada artık pekçok şeyi anlamakta oldukça zorlanır olduk. Dünyada mazlumun dini de, dili de, ırkı da sorulmaz ilkesi genel geçer bir kaidedir. Artık mazluma yardım eden suçlu ama zulüm uygulayan zalim ise haklı... [Devam oku...]