Bayram O Bayram Ola
Can bula cânânını
Bayram o
bayram ola..
Kul bula sultanını
Bayram o
bayram ola..
(Erzurum Türküsü)
Bayram, sevinç günleri olarak hayatımızda yerini alır. Bayram, tebrikleşmenin, gönüller arası diyaloğun kapılarını açan bir gündür. Insanlar arası barışın en çok yaşandığı zaman dilimi olarak bayramlar büyük saygıya ve öneme sahiptir.
Bayram, en başta sevginin içten hissedilmesi ve bu sevginin paylaşılmasıdır. Nitekim sevgi içten gelmek icap eder. Öte yandan, bayramın böyle bir sevgi ortamını oluşturmak gibi ağırlığı vardır. Öyle ki insan bu sevgi ve barış bombardımanından kendini kurtaramayacak kadar kuşatılır. Sevgiye mecbur olmak gibi güzel bir yola geliştir bu.
Islam, rahmet anlayışını bayramlar vesilesi ile bir kere daha insanlara sunar. Hicretin 2. yılından itibaren kutlanmaya başlanan bayram, insanlarda biriken hırsları, kinleri, gerginlikleri temizleyen bir nur pınarı olmuştur asırlar boyu. Dolayısıyla millet olarak bayramların içini dolduran derin geleneklere sahibiz. Bayramın içimize kazandırdığı sıcaklık ve muhabbet, olumlu etkiler olarak hayatımıza tesir eder. Bilmek gerekir ki bayramın bu tesirini, bayram günleri noktasından bütün hayata taşımak asıl önemli olandır.
Devlet hayatında da bayramların özel yeri olmuştur. Bayramlaşmak, Fatih Sultan Mehmet tarafından sarayda protokole dahil edilmiş ve bu böyle devam etmiştir. Mehter takımının renklendirdiği Saraydaki bayram kutlamalarında en üst noktadan bayrama gereken ehemmiyet verilmiştir. Saraydaki renkli tebrikleşmeler sonunda gönülden yapılan temenni ile son bulurdu: “..Ve hemişe bunun emsali eyyama erişmek nimeti müyesser ola.” Yani bugün, “daha böyle nice bayram günlerine erişmek dileği ile” dediğimiz gibi… Yine Cumhuriyet döneminde de bayramlar resmi protokoldeki yerini almıştır.
Bayram hatırlamaktır, hatırlanmaktır. Selam ve vefanın anahtarıdır. Uzaklar, yakınlar hatta öteler bayramda hatırlanır. Koca Veysel’in şiiri böyle başlar bunun için:
Ben giderim
adım kalır
Dostlar beni
hatırlasın..
Düğün olur
bayram gelir
Dostlar beni
hatırlasın..
(Âşık Veysel)
Ve ayrılık içinde geçen bayramlar vardır. Ev halkının, aile fertlerinin bir arada olamadığı, birilerinin eksikliğinin hissedildiği bayramlar vardır. Evin bir ferdi ya gurbettedir, ya askerdir. Anne, Mehmet’i bayramda ararken, Mehmet de askerde aynı mahzunluk içindedir. Bayram günü çekildiği resmini anasına gönderir arkasına not düşerek:
Şu resmimi
bayram
günü çektirdim
Çerçevesiz
baş ucuna
koy anam..
Doymadıysan
“yavrum” deyip
sevmeye
Bas bağrına bu
resmimi,
doy anam..
(….)
Gönül bir serçedir,
hasret mengene
Ya ölü, ya diri,
döneriz gene
Ha üç gün yaşadık,
ha doksan sene
Ömür ne ki, bir
yudumcuk çay anam.
(….)
(Sadettin Kaplan)
Bayram, eski ve yeni bayramlar olarak değerlendirmekten kendini kurtaramaz; çünkü çok değişimler söz konusudur.
Zira, bayramı tatilin içinde kaybeden bir zihniyet oluştu. Aileler bir araya gelmek yerine, kıyılara tatil yerlerine dağılmayı tercih eder oldular. Halbuki çalışanların yıllık izinleri tatil yapmaya ayarlanmalı ve bu tatil ihtiyacına yetmelidir. Bayramlar ise bayram muhabbetiyle eş-dost bir arada kutlanmalıdır.
Eskiden köylerde mahalleler arası bütün köy halkı bayramlaşırken ve büyük ölçüde şehirlerde de yakın çevre bayramlaşabilirken, bugün kentlerde aynı apartmanı paylaşanlar birbirlerini görmeden bayramı geçiriyorlar. Gözlerden kaçırma imkânı olmayan bir kopukluk var vesselam. Şair, “O Eski Bayram Düşünceleri” diyerek bu mukayeseyi yapmaktadır:
Nerde o eski
bayram suları
Nûr yüzlü büyükler,
gül yüzlü çocuklar
Hangi gemilere
binip gittiler
Peşlerine takıp
en tatlı rüzgârları?..
Yerlerinde yeller
esiyor eski evlerin
Ve bize göre
değil yenileri
Nedir bu kopukluk,
bu çaresizlik
Anlatsın bize
bunu birileri.
(…)
Yazısı silinmiş
paralar gibi
Gittikçe düşüyor
kıymetimiz
Yeryüzü heykeller
bahçesidir
Vakte erişmiyor
muhabbetimiz..
Ulular çekilmiş
birer ikişer
Çocuklar köşede
unutulmuş…
Ne yapsak
yüzümüz
daha gölgeli
Ağlar içimizde
bir yaralı kuş..
(….)
Küskünler barışır,
açlar doyardı
Bayram bir
semboldü
has yüreklere
Camilerin içi
dolup taşardı
O namazlar,
o cemaat nerede..
Birisi kapatmış
bu kapıları
Garip sığınacak
bir yer bulamaz
Muhacir kuşlarla
dolar deniz kenarları
Cümlesi bînamaz…
Nerede o eski
bayram suları
Sevgiyle ışıyan,
sevgiyle dirilen
Ve nûr yüzlüler,
gül yüzlüler
Nereye gittiler
ve neden?..
(Bahattin Karakoç)
Bayramlarda var olması, tazelenmesi gereken sevgi, şefkat ve saygı mevhumları hayatımızdaki yerini tekrar almalıdır. Bayram sabahlarına, sevginin gereğine inanarak uyanmak çok önemlidir. Daha huzurlu, daha adil, daha sıcak bir hayat için bayramların içini doldurmalıyız ve içi dolu bayramlarla da içimizi donatmalıyız.
Bayram sabahlarına
uyanmak ne güzeldir;
Sevginin gereğine
inanmak ne güzeldir..
Hakk’ın “tenbih”lerini
“tercih” edebilerek
Iman temellerine
dayanmak ne güzeldir..
Adalet ve hoşgörü
ufukları içinde
Kaybolmuş gönülleri
kazanmak ne güzeldir..
Olgunlaşıp, gelişip..
derinleşip, yücelip
Ilim ve irfan ile
donanmak ne güzeldir..
Bayram sabahlarına
uyanmak ne güzeldir;
Sevginin gereğine
inanmak ne güzeldir…
(Ozan Yusuf Polatoğlu)
Sevgiye uyanan sabahları, huzura açılan akşamları paylaşmak temennisi ile bayramlar kutlu olsun..
Sevgi dolu olmanın ışıklı dünyasında herkes mutlu olsun, umutlu olsun!..

