Ben de Teşrif Edebilir miyim?
Yazar Kasım 2009 Sayi 40, Selma Öztürk
Lisanlar kelimelerden oluşur. Kelimeler ise her lisanda -manadan ziyade- yerinde kullanılması gerekir. Bazen bir kelimeyi kullanmak tam anlamıyla yanlış olmasa da, yersizdir. Yani her kelimeyi, her anlam ve bağda kullanamazsınız. Bazen bir çok kelime aynı manayı taşısa da, yine de arada farklılıklar vardır. Buna güzel bir örnek akıl kelimesidir. Akıl yerine fikir, zeka, us, kavrayış ve hafıza gibi kelimeler de kullanabiliriz belki. Çünkü neticede hepsi aynı ve yakın manaya gelir ve gelebilir. Fakat bu kelimelerin yine de özel bir kullanımı vardır. Her biri her yerde kullanılmaz. Türkçe açısından, edebiyat açısından nahoş ve çirkin olur. Hatta bazen yanlışa bile kayabilir.
Bizler Avrupa`da doğup büyüyen nesil olarak anadilimiz Türkçeden bir hayli mahrum ve uzağız. Yeterince Türkçe okul eğitimi almamışız, kulaktan duyma velilerimiz ve çevremizden işittiğimizi kapmışız, Türkçeyi hiç doğru düzgün yazmamış ve tahminlerle yaşayıp, bir şeyler uydurmuşuz. Türkçemiz çok zayıf ve yetersizdir, hatta ve hatta yanlış ve gülünç boyutuna bile uzanmıştır. Mesela yengeç burcunun “kanser burcu” olarak tarif edildiğini daha önce duydunuz mu hiç? Almancadan yengeç burcu STERNZEICHEN KREBS’tir. Eee, kanser hastalığı da KREBS olduğuna göre. Bire bir tercümede dolayısıyla KANSER BURCU netice olarak ortaya çıkmaktadır. Bu “lisanı hakkıyla kullanamama sıkıntısını” sırf biz, yani buradaki doğup büyüyen kuşak olarak değil de, genel toplum olarak yaşamaktayız. Bu da yine yeterli şekilde Türkçe okumama ve yaşamamaktan kaynaklanan bir durumdur.
Şimdi sizlere bizzat şahid olduğum bazı yanlış ve yersiz kelime kullanımlarını paylaşmak istiyorum. Bunları inceledikten sonra isterseniz gülün, isterseniz ağlayın. Karar siz, değerli okuyucularımın takdirine kalmaktadır.
1) Adamın biri bir toplatıda kürsiye davet ediliyor ve konuşmasına başlarken, “Bendeniz bugün buraya teşrif ettim” diyor. Hoppala!!! Kendi şahsından konuşuyor ve “teşrif” kelimesini kullanıyor. Teşrif kelimesi Arapçadan, ŞIN, RA, FE kökünden gelir ve tahmin edeceğiniz gibi ŞEREFLENDIRMEK manasına gelir. Bu yüzden teşrif kelimesi Türkçemizde bir başka insan/şahıs hakkında kullanılır, fakat hiç bir zaman tekellüm eden (konuşan) kişi kendi şahsından bahsederken “BEN teşrif ettim” demez, diyemez. Bu abestir, ayıba kaçar. Somut olarak şu manaya gelir: “Efendim, ben bugün burada, gelişimle sizleri şereflendirmiş oldum” Bırakın da, varlığınızla diğer insanları şereflendirip, şereflendirmediğiniz hakkında onlar karar versin, siz değil.
2) Gelelim diğer bir misale: Arz etmek fiili. Bunun kullanım kuralını evvelden ben de tam manasıyla bilmezdim, Mehmed Şevket Eygi hocam izahatlı bir şekilde anlatmıştı ve ondan öğrenmiş oldum. Genç bir talebe Şevket beyle bir sohbeti esnasında “Hocam bana şunu şunu arz eder misiniz acaba? diye sormuş. Arz etmek kelimesinin manası göstermek, büyüğe sunmak ve takdimdir. Arz etmek daima aşağıdan yukarıya doğru olur. Yani karşınızdaki muhatabınıza “Lütfen bana arz edin.” derseniz, bu kullanım kendinizi derece bakımından ondan üstün koyduğunuz anlamına gelir ve karşı tarafı büyüteceğinize, küçültüp, aşağılamış olursuz. Siz bir kişiye bir şeyi arzedebilirsiniz, fakat o kişinin size bir şeyi arz etmesini isteyemezsiniz. Nezaket ve görgü bunu kabul etmez.
3) Yine bir toplantı esnasında başbakan konuşması için kürsiye çağırılıyor. Programın sunuçusu heyecanlı bir şekilde “Evet, şimdi de sayın başbakanımızı sahneye davet ediyorum.” diyor. Yahu bu adam sanatçı veya şarkıcı mı da, onu sahneye davet ediyorsun? Hiç siyasetçi bir adam konuşma yapması için sahneye çağırılır mı? Konuşmacının yeri kürsidir, sahne değil.
4) Hemen ardından konuşmasını bitiren şahıs lafı hatibe bırakıyor. Laf ve söz Türkçemizde aynı manalara gelmiş olsa da, kullanımları bazı yerlerde farklıdır, bir incelik vardır. Bir insanı konuşmasını başlamak için davet ederseniz, ona sözü bırakırsınız, lafı bırakamazsınız. Bu yine yanlış ve yersiz bir kullanımdır. “Evet, lafı size bırakıyorum.” diyor. Buna verilecek cevap ise anca “Estağfirullah efendim, lafımı olur?” Ne diyelim?
5) Son olarakta en acayip ve hiç mi hiç mana teşkil etmeyen bir misal vermek istiyorum. Şu son zamanlarda bilhassa genç insanların dilinde sürekli dolaşan ve hiç düşmek bilmeyen “manyak” kelimesi. Bu kelimeyi sırf argo konuşan insanlardan değil, mühendislerden de işitiyorsunuz, avukatlardan da, doktorlardan da… Her halde “çok”, “felaket”, “müthiş” ve “acayip” gibi manalarda kullanılmak isteniyor bu kelime. “Abi ya, şu iş manyak güzel. ”Vallaha (aslında VALLAHI olması gerekir, VALLAHA diye bir kelime yoktur), manyak güzel olacak inşallah (inşAAllah)” vs. Allah aşkına, bir iş veya bir şey nasıl manyak güzel olur? Bunun manyağı varsa, akıllısı da var mı acaba? Ne kadar çirkin bir kullanım! Bu Türkçe lisanımıza adeta bir hakaret ve tecavüzdür. Manyak güzelmiş… Kimin manyak olduğu ortadadır efendim!
Ne kadar üzücü ve aynı zamanda gerçekçi ve korkunç örnekler. Üzülmemek elde değil. Bu şekilde yavaş yavaş güzelim Türkçemizden kopuyoruz ve uzaklaşıyoruz. Ve işin daha da üzücü ve vahim tarafı ise, bu yanlışlarımızın bilincinde ve şuurunda olmayışımız. Yanlışları olduğu gibi kabul edip, benimsememiz. Elbette hepimizin hataları vardır. Her insanın her şeyi bilmesi mümkün değildir. Lakin en azından bu önemli, ince ve hayati konularda kendimizi geliştirebiliriz. Onları önemseyip, ciddiye alabiliriz. Buda anca çok ve bilinçli bir şekilde okumak ve edebiyatla ilgilenip, meşgul olmakla olur. Neyin, nasıl ve nerede kullanılacağını, yazılı metinlerde okuya okuya öğrenip keşfetmektir. Dünyanın kuralı böyledir. Beşikten mezara kadar ilim öğrenmektir. Öyle 200- 300 kelimelik kelime hazinesiyle güçlü, etkileyici ve verimli bir insan, bir müslüman olunmaz. Bu yüzden hepimiz için geçerli olan bir tavsiyem: Türkçe öğrenmektir efendim!

