Bir Garip Menekşe

Yine bir bahar geldi insanlık alemine. Binlerce kır çiçeği açtı bir gonca gülün etrafında. Akın akın bir göç başladı o bahar yurduna kuşlar misâli. Davet edilenler ellerinde davetiyeleri, yüreklerinde ölümcül bir heyecanla koşuyorlar ki o güzel gülün kokusunu içlerine çekmeye.

Ve ben, binlerce kır çiçeğinden ayrı düşmüş bir menekşe. Bu kurak tarlada yapayalnız kalan ve sadece gözyaşlarıyla sulanan bir garip.

Ben de istiyorum Ya Rasulullah dibinde açmayı. Taze bir tohum olup, yanıbaşında yeşermeyi. Ve ravzandaki Cennet Bahçende pembe pembe açmayı, kök salmayı.

Bu yıl da çağır Ya Rasulullah beni o yeşil çatılı evine. Bu kurumuş, buruşmuş menekşeye de sevgi yağmurundan birkaç damla düşmez mi? Gül terinden bir damlacık damlar mı ki toprağıma? Bir çığlık atsam duyarmısın sesimi, yoksa bir fısıltı sana kâfi mi? Alır mısın beni de yanına?

Ey büyük Allah’ım sen çağırır mısın beni bu sene de evine? Çisil çisil yağan rahmet yağmurundan beni de nasiplendirir misin? Sonsuz arzuluyorum Allah’ım evinin, o mübarek Kâbe’nin yanıbaşına ulaşabilmeyi. Söz veremesemde ona beyaz giysilerini giydirebilmeyi ve günahlarından içi dışı kararmış o kutsal Hacer-ul Esved taşını ağırtabilmeyi.

Bir ebabil kuşu olmak istiyorum, dinlenmeksizin Kâbe’nin üzerinde tavaf eden. Zemzeminden kana kana içip, kararmış kalbimi paklamak istiyorum. Hiçbir zorluğa ve yorgunluğa aldırış etmeden, Sevr Dağı’nın duraklarına ulaşmak ve en doruk noktasının taşını toprağını alnıma seccade yapmak istiyorum. Uhud ve Hendek meydanlarında nefsime savaş açmak ve Mina’da ezeli düşmanımdan şeytanın başını taşlarla paramparça ezmek istiyorum. Cennet-ül Baki’ye gidip gözyaşlarını, tâ ki kan boşalana kadar o mübarek zatların toprağına akıtmak istiyorum. Arafat’ta binlerce kişiyle tek yürek olmak, Arafat vakfesiyle kendimden geçmek istiyorum. Ve bu mekanda, yine her zamanki yüzsüzlüğümle günahlarımdan tekrar arınmak istiyorum. Yeri göğü inleten bir orduyla Müzdelife’ye akın etmek ve o soğuk gecede sımsıcak yüreklerin sevgisiyle örtünüp, ısınmak istiyorum. Gözlerimi yumup, o mübarek havayı içime çekip, kalbimin en güzel köşesine hapsetmek istiyorum. Safa-Merve arasında soluk soluğa koşuşturup, kaçmaya çalışan iman ışığını yakalamak istiyorum. En nihayetinde Ismail misali sâdık koçumun kanını alnıma değdirip, kuşandığım ihramdan en bahtiyar şekilde çıkmak isityorum.

Rabbim sen affedicisin, rahmet sahibisin. Tekrar çağır ne olursun bu nankör misafirini. Beni, sana ve biricik peygamberime hasretle imtihan etme. O mübarek toprakların hasretiyle cezalandırma bizleri ya Rabbi, affet bizi, sev bizi ya Rabbi.

Sev beni de YA RABBI!

Dünyanın Çivisi Çıktı! Dünyanın Çivisi Çıktı!

Sevgili dostlar! Dünyada artık pekçok şeyi anlamakta oldukça zorlanır olduk. Dünyada mazlumun dini de, dili de, ırkı da sorulmaz ilkesi genel geçer bir kaidedir. Artık mazluma yardım eden suçlu ama zulüm uygulayan zalim ise haklı... [Devam oku...]