Çocuk Eğitiminde Ailenin Rolü
Yazar Ekim 2009 Sayi 39, Zeki ŞEKER
Çocuklar Allah`ın en büyük nimeti ve emanetidir. ‘Çocuk dünyada nur ahirette sürurdur.’ Allah`ın nimet ve emanet olarak takdim ettiği bu kıymetli varlığı iyi yetiştirmek ve eğitmek her anne-babanın başta gelen görevleridir.
Hz. Peygamber (s.a.v): “Çocuklara öğretilen şeyler taşa kazılan yazılar gibidir” buyurarak, çocukların dimalarına neyi verirseniz onu bulursunuz. Bu bakımdan anne-baba çocuk yetiştirmeyi dünyanın en çok sorumluluk isteyen görevi olarak görmelidir. Iyi bilinmelidir ki çocuk yetiştirmek ne çiçek yetiştirmeye ne de ağaç yetiştirmeye benzer. Çok daha güç ve güçlüğü oranında da ulvi bir görevdir. Çocuk terbiyesi çocuğa duyulan saygının, ehemmiyetin bir gereğidir. Bu da kendinize duyduğunuz saygıdan kaynaklanır. Kendilerine saygı duymayanlar çocuklarına saygı duymazlar.
Her çocuğun şahsiyeti yedi yaşına kadar oluşur. Oysa işi bilmeyen anne-babalar her şeyin yedi yaşından sonra başladığını zannederler. Bu yaş her şeyin başladığı değil, neredeyse kişilik oluşumunun tamamlandığı yaştır. Bu demek değil ki geri kalan yıllarda yapılacak bir şey yoktur anlamına gelmez. Elbette yedi yaşından sonra da yapılacak çok şey vardır. Fakat çocuğun şahsiyet iskeleti ilk yedi yıl içerisinde kurulur. Daha sonra yapılanlar bu iskeletin ete büründürülmesi ve süslenmesidir.
Chicago Üniversitesi hocalarından Dr. Benjamin Bloom`un yaptığı çeşitli araştırmalar sonucunda ilk yedi yılda çocuğun zekasının %70`inin oluştuğu görülmüştür. Burada bilgi ve tecrübe ile zeka altyapısını birbirine karıştırmamak gerekir.
Zeka çocuğun aldığı bilgileri muhakeme etme, sentez, analiz ve soyutlama yapabilme ve bunları kullanabilme potansiyelidir.
Her çocuk ilk yedi yıl içerisinde insan şahsiyetinin omurgası olan şu beş özelliği beş aşamada kazanır.
Bunlar:
1-Emniyet ve güven
duygusu.
2-Kimlik duygusu.
3-Yeterlilik duygusu.
4-Güç duygusu.
5-Özdenetim duygusu.
Birinci duygu olan emniyeti 0-1,5 yaş arası, ikinci duygu olan kimliği 1,5-3 yaş
Yeterlilik duygusunu 3-4 yaş arası, güç duygusunu 4-6 yaş arası, öz denetim duygusunu 5-7 yaş arasında kazanır.
Bu beş duygunun kazanıldığı ilk yedi yıllık dönemde çocuğun anne-babasına büyük görev ve sorumluluk düşer. Çocuğun eğitiminde birinci aktör annedir. Analık dünyanın en soylu ve en kutsal işidir. Bu da dört sütün üzerinde yükselir.
Bunlar:
1-Şefkat.
2-Sevgi.
3-Ilgi.
4-Bilgi.
Bu dört unsuru kendisinde bulunduran anneler ‘Kamil Anne‘ olma özelliğini kazanırlar. Kamil anne kamil insan yetiştirirler.
Bir anneye ne iş yapıyorsun diye sormak, sorulabilecek en anlamsız sorudur. Çünkü analık bir annenin hayatını dolduracak en anlamlı bir iştir. Bir anneyi bu vazifeden ayrı düşürmek, hem çocuğa ve hem de topluma yapılacak en büyük zulumdür. Annenin bu görevi engellenirse ailenin çimentosu dolayısıyla toplumun çimentosu çözülür. Sağlam aile sağlam toplum, sağlam toplum ise sağlam millet demektir.
Analığın en büyük okulu ‘iyi anneler elinde yetişmek’ en güzel kitabı da ‘iyi yetişmiş’ çocuklardır. Deneme yanılma yoluyla bir çok işi öğrenebilirsiniz ve fakat bu metodu annelikte denemeye kalkarsanız ebediyen pişman olabilirsiniz. Çünkü elinizdeki sermayenin yeri doldurulabilir ve geriye kazanabilirsiniz, çocuk ise bir eşya ya da servet değil, bir insandır. Insan israfı ise israfların en korkuncudur.
Çocuk eğitiminin ilk okulu anne eğitimdir. Iyi nesiller iyi annelerin elleriyle yetişirler. Bu nedenle her anne aslında ‘çocuğu değil toplumu doğurur.’ Bir toplumun kalitesi annelerin kalitesinin göstergesidir. Bu nedenle sağlıklı bir çocuktan söz edebilmek için, sağlıklı bir anne ilk şarttır. Bir kadının iyi bir annelik yapabilmesi için iyi bir yardımcıya yani iyi bir babaya ihtiyacı vardır. Eğer baba çocuk eğitiminin tamamını kadına yüklerse, eşine yardım etmek yerine onu çocuktan dolayı suçlamak gibi çok kötü bir tavra girerse, kadın bu durumda çocuğa içerleyecektir. Mutluluğunun kaynağı olan çocuğunu giderek mutluluğunun engeli gibi görmeye başlayacaktır. Anneyi çocuğa içerletmemek iyi bir babanın görevi olmalıdır. Çocukların eğitiminde baba üzerine düşeni yapmalıdır. Annenin en büyük destekçisi olmalıdır. Neticeden her ikisi aynı oranda etkilenirler.
Anne-babalar çocuk eğitiminde çok dikkatli ve hassas olmak, eğitim pisikolojisi ve pedagojisine göre hareket etmelidirler. Bu konuda gerekirse uzmanlardan destek almalıdırlar. Onlara aile ocağı en güzel model ve örnek olmalıdır.
Çocuk nasıl muamele görmüşse başkalarına onu uygular. Evcilik oyunlarında Anne-babalarını taklit ederler. Çocuk neyi yaşarsa onu öğrenir. Kavgalı bir ai-lede büyüyen çocuk, çevresiyle ve kendisiyle barışık yaşayamaz. Hoşgörüyle yetişen bir çocuk, sabrı ve tahammülü öğrenir. Desteklenen bir çocuk, kendine güveni öğrenir. Takdir edilen bir çocuk, takdir etmeyi ve kadirşinaslığı öğrenir. Sevgiyle büyütülmüş bir çocuk, sevmeyi ve sevilmeyi öğrenir. Sevindirilerek terbiye edilmiş bir çocuk, başkalarıyla dostluk kurmayı öğrenir.
Sürekli eleştirilerek yetiştirilen çocuklar, içine kapanık, pısırık, özgüveni olmayan, sorunlu bireyler olurlar. Bu tür çocuklar büyüdüklerinde her yaptıklarını doğru-yanlış ölçüsüne göre değil, ‘el ne der’ ölçüsüne göre yaparlar. Bir türlü kendileri olamazlar. Çünkü hep başkalarına yaranma kaygısı taşırlar. Elbette başkalarına yaranmak isteyen, hiçbir zaman herkese kendisini beğendiremiyecektir.
Kendisine güven duymayan bir çocuk, büyüdüğünde maskeli bir çocuk olacaktır. Çünkü ona bir şey söylenirken ‘doğru yürü seni ayıplarlar’ ‘yaramazlık yapma amca sana kötü çocuk der’, ‘elini yüzünü yıka sonra görenler pis çocuk der’ şeklindeki ifadeler çocuğun kendi kendini gerçekleştirmesinin önündeki en büyük engeldir. Ileride yarım insan olmaya mahkum olacaktır.
Dışa dönük ya da içe kapanık bir birey çocukluğunda dengesiz bir muamele görmüştür.
Sürekli eleştirilen ve her yaptığında kabahat bulunan çocuk savunmacı biri olur.
O artık her eleştirmeye kalkanı gücünün yettiği ölçüde susturmaya çalışır.
Ailede mutsuz olan çocuklar, aileden her fırsatta kaçmayı, uzaklaşmayı düşünecektir. Aile onun için bir sığınak değil, kaçılması gereken bir hapishanedir.
Sürekli yargılanan çocuk ona ‘aptal, geri zekalı, sersem, serseri’ gibi ifadeler kullanmak, çocuğu öyle olduğuna inandırmaya sevk eder ki ileride aptal, işe yaramaz adam olduğuna inanır. Her aptalca yaptığı işi olağan kabul eder.
Akıl baliğ oluncaya kadar her çocuk anne-babasının terbiyesine muhtaçtır.
Anne-baba bu süre içerisinde çocuğun ihtiyaç duyduğu kalbi, zihni, fiziki, her tür ihtiyacı gidermek zorundadır. Bu annelik babalık görevidir. Bu görevden hiçbir anne-baba kaçamaz. Onların temel ihtiyaçları olan:
1-Duygusal ihtiyaçlarını.
2-Düşünsel ihtiyaçlarını.
3-Fiziksel ihtiyaçlarını karşılamak zorundadır.
Öğrenmenin yaşı yoktur. Ancak her şey her yaşta öğretilmez ve öğrenilmez. Herşeyi çocuğun öğrenebileceği yaşta öğretmek ‘Demiri tavında dövmek’ demektir. Yaşlarına uygun zaman ve zeminde muhtaç oldukları bilgi ve terbiyeyi vermekten kaçınmayalım.
Onların manevi alandaki ihtiyaçlarını dikkate almalıyız. Ibadet çocuğun bozulmamış doğası ve bakir ruhuyla birebir örtüşür. Her çocuk iki ayaklı bir duadır.
Çocuğun ibadet ve duası duanın duaya durmasıdır. Çocuğa Allah`la diyaloğa girmek anlamına gelen ibadetin hazzını tattırmalıyız. Bu da zorla değil sevdirerek olmalıdır. Çocukların ibadet eğitiminde şu sıralamaya dikkat edilmelidir:
1-Bilgilendirme.
2-Sevdirme-Inandırma
3-Şuurlandırma
4-Uygulama
Bu sıralamayı tersine çevirip de çocuğu sevdirmeden, bilgilendirmeden hepsinden önemlisi şuurlandırmadan namaz kılmaya zorlarsanız akıl-baliğ oluncaya kadar kıldırabilirsiniz. Oysa ki namaz akıl baliğ olunca farzdır.
Ibadet eğitiminde aşırı aceleci ve erkenci davranmak çocuğun tepkisine hatta tiksinti ve nefret duymasına yol açabilir. Bunun yaşını ve yöntemini sürecini tespit etmek anne-babaya düşen bir görevdir. Bu süreci doğru tespit için de anne-babanın çok iyi bir gözlemci olmaları şarttır.
Hülasa çocuklarımızı sevgiyle büyütelim, eğitelim, öğretelim insan ekmekle doyar, ekmekle büyür, sevgiyle yaşar. Sevgiyle büyütülen bir çocuk sevgi, umut ve hayat dolu bir insan olur. Sevgisiz yetiştirilen bir çocuk ise nefret ve intikam hisleriyle dolu olur. Aile çocuğa verdiği sevgiyi bir sadaka, hem de sadakaların en güzeli bilmek zorundadır. Sevgi ile terbiye terbiyelerin en güzelidir. Sevgi ruhu besleyen bitimsiz bir besindir. Cennet meyvesi olan çocuklarımızı sevgi besini ile yetiştirmeniz temennisiyle…

