Darfur`da Bir Bayram
Yazar Aralık 2009 Sayi 41, Murat Ileri
Necaşinin yadigarları, Bilal`in torunları ile kucaklaşmak, IGMG ile IHH Avrupa aracılığıyla bizlere vekalet yoluyla emanet edilen 3031 kurbanı ve çeşitli hediyeleri muhtaç ve mağdurlara ulaştırmak için 8 kişilik gönüllü ekibiyle bayramdan bir hafta önce yola koyulduk. Hannover`den bir saat gecikmeli 13:00`da kalkan uçağımız, Istanbul bağlantılı gece yarısı 03:30`da ancak Sudan`ın başkenti Hartum`a inebildi.
Sudandaki kardeş kuruluşun yetkilileri uçağın kapısından heyetimizi aldıktan sonra kıta Afrikasında karınca gibi yayılıp çoğalan, stratejik yatırımlarıyla her yerde kendilerini hissettiren Çinlilerin yaptırdığı bir otele yerleştirdiler. Sabah namazımızı eda ettikten sonra bu uzun yolculuğun yorgunluğunu üzerimizden atmak için istirahata çekildik. Akşam kalacağımız 10 günün programını ve organizesini yapmak için toplantı yaptık. Dikkat edilmesi gereken hususları, yörenin hassasiyetlerini paylaştık.
Bayramda önce kurban kesim bölgemiz olan Darfur`un Başkanti Niyala`ya varmak üzere yoldaşım Köln`den Yusuf beyle 1 buçuk saatlik uçak yolculuğundan sonra vardık. Ertesi günde Renklam medyadan Yunus bey ekibe katıldı.
Sudan’ın Çad’a komşu olan bölgesinde yer alan Darfur; Kuzey, Batı ve Güney Darfur (Şimal, Garp ve Cenup) olarak üç eyalete ayrılmış. Darfur’un yüzölçümü 510 bin km kare. (Fransa’dan daha büyük toprağa sahip), toplam nüfusu 6.5 milyon civarında. 30’dan fazla kabilenin yaşadığı Darfur eyaletinde nüfusun tamamına yakını Sünni Müslüman’lardan oluşmakta. Ayrıca burası, Sudan’ın en dindar insanlarının yaşadığı bölge olarak biliniyor. Hatta halk arasında hafız olmayana kız vermezler gibi rivayetler bile dolaşıyor. Darfur’un diğer önemli bir özelliği ise Sudan ordusunun belkemiğini oluşturması. Nüfusun yüzde 75’i kırsal bölgelerde tarımla, yüzde 15’i hayvancılıkla geçinirken, geriye kalanlar ise eyaletteki üç büyük kent olan Niyala, Faşir ve Cüneyne de toplanmış.
Uluslararası güçlerin Darfur`a bu kadar ilgisi nereden geliyor?
Dünyanın en büyük soykırımlarından biri olarak tarihte yerini alan 1994’te bir milyona yakın insanın hayatını kaybettiği Ruanda katliamı, hala dünyanın dört bir yanında devam eden savaşlar, kıyımlar, katliamlara gösterilmeyen ilgi, ayrılmayan gündem, mevzubahis bu bölge olunca neden durum değişiyor. Bu kadar ilgi ve alaka nereden geliyor, diye insan merak ediyor?
Işte gezi boyunca elde ettiğim aşağıdaki bilgi, bulgular, bu soruya cevap bulmamızda, olayları daha sağlıklı okumakta yardımcı olmaktadır.
Özellikle, 21 yıl devam eden güney savaşından sonra hükümetin John Garang liderliğindeki güneyli kabilelerle anlaşmaya varmasının hemen ardından Darfur`da olayların başlaması, dış güçlerin bölgede bulunan petrol ve uranyum zenginliği üzerinde hakimiyyet kurma ihtirası, Orta ve Kuzey Afrika’ya açılan bir kapı niteliğindeki Darfur’un Sudan’dan koparılıp emperyal emeller, ulusal çıkarlar için bir maşa, köprü olarak kullanılmak istenmesi, güneydeki Hıristiyan ve Animist kabilelere bağımsızlık yolunun açılmasının yanı sıra komşu ülkelerin kıt ve çıkara dayalı, hasmane hesaplarının,
Ingilizlerin çok ağır bedel ödeyip, zarar ettiği koloni olarak tarihteki yerini alan Bladi’s Sudan’ın “Siyahlar Ülkesi” nin yeniden Kurtlar sofrasında yerini aldığını, geleceğine matuf yeni senaryoların sergilendiği şeklinde yorumlanıyor.
Ancak, klasik olarak problemlerin sorumluluğunu dış güçlere mal etme, tabiri caizse topu taca atma kolaylığına kaçmadan, iğneyi başkasına, çuvaldızı kendimize batırmadan, problemleri objektif olarak ele almadan doğru değerlendiremeyiz. Iç yüzünü öğrenemeyiz.
Olayların temeli 1970’li yıllarda çiftçiler ve çobanlar arasında meraların ve su kaynaklarının kullanılması sorunlarıyla başlıyor, kardeşlik hukuku, diyalog, fedakarlık ve Isar şuuruyla aşılabilecek iç meseleler, cehaletin etkisi, ihtirasların artması, hesap içinde olan tarafların çoğalmasıyla kör düğüme, büyük bir krize, beynelmilel bir meseleye dönüşebiliyor. Ancak hangi gerekçe olursa olsun, kardeşin kardeşi vurmasına, yek diğerini ezmesine, malını mülkünü talan etmesine, terör ve anarşi estirmesine bahane olmamalıdır. Dileğimiz ve duamız son derece olumsuz koşullarda yaşamaya çalışan mağdur ve mazlum mültecilerin bir an önce evlerine, köylerine dönüp huzur ve güven içinde yaşamlarını sürdürmeleridir.
Bayramın 1. günü Niyala şehrinin en büyük meydanında çocuklar ve hanımların da iştirakiyle bayram namazımızı eda ettikten sonra, kenar semtlerden birine yerleşmiş mültecilere uğruyor, ilk 15 büyük baş kurbanımızı burada kesip dağıtıyoruz. Daha sonra Müellefe-i Kulub cemiyeti önderliğinde bir araya gelen Müslüman ve Hiristiyanlardan oluşan G. Sudan kökenlileri ziyaret ediyoruz. 1983 yılında önce Sultan Muhammed, Niyala`ya gelip yerleşir, onun öncülüğünde bilahere 474 aile daha göç eder. Huzur ve barış içinde beraber yaşadıklarını, dış mihrakların kirli elleri ve emellerine alet olmayacaklarını bildiren topluluğa götürdüğümüz selamları ilettik, 35 hisse kurbanı da burada kesip dağıttık.
HAVACE
Bu arada kırsal kesimlerde, ara sokaklarda dolaşırken çocukların peşimizde koşuşturup Havace dediklerini duydum, mihmandarımız Ibrahim beye ne demek olduğunu sordum. Kafirler demekmiş. Bunu duyunca bir yandan irkilip üzüldüm, diğer yandan ise derin bir tefekküre daldım. Ardından ekledi, maalesef buraya gelen beyaz adam bize bir tas çorba, bir parça ekmekle beraber gözyaşı, silah, kavga ve kargaşa getirdi, inancını, ideolojisini empoze etti, zenginliklerimizi alıp götürdü. Eskiden paramız, petrolümüz, iş makinalarımız yoktu, ama mutlu idik, huzur ve barış içinde yaşıyorduk. Beyaz adamın kıta Afrikasında gözükmesiyle bahtımızda karaya dönüştü, kurt ve kargalar üzerimize üşüştü. Bu yüzden size kafir diyen bu çocuklarda suç yok, sizi de onlardan zannediyorlar, kendinizi tanıtmanız için daha sık gelmeli, daha çok çalışmalısınız, dedi.
Bu arada IHH Avrupa`nın yaptırdığı Afrikadaki kalıcı projelerden biri olan Yetim Yurdunu da yerinde ziyaret etme, kurban kesip dağıtma fırsatını buluyoruz. Yurtta yetim 50 öğrencinin kaldığını, bunların başta maişet ve eğitim masrafları olmak üzere tüm giderlerinin IHH Avrupa tarafından karşılandığını, Yurdun dışında 100 yetime de ailelerinin yanında kişi başına 25 euro ödemek suretiyle yardım edildiğini öğreniyoruz. Yetim çocuklara 20`şer Cüneyh verip bu parayla ne yapacaklarını soruyorum. Akrabalarının yanında duran kardeşlerine, annelerine vereceklerini 5 Cüneyhi de kendileri harcayacaklarını söyleyince, bu asil millet üzerinde oynanan bunca desise ve hilenin sebebini daha iyi anlıyoruz.
Bayramın 2. günü programımızda iç savaş mağdurlarının yaşadığı kamplar var. Topraklı yollardan, derme çatma çalılardan yapılmış ev ve çadırları aşarak Bileyl mülteci kampına varıyoruz. Burada 4032 aile yaşıyor. Kardeş kuruluş tarafından önceden hazırlanmış et poşetlerini, çeşitli hediyeleri çadır çadır dolaşarak mağdur halka teslim ediyoruz. Bu arada halkın yaşam koşullarını daha yakın gözlemleyebiliyoruz. Etrafı çalı ve naylonlarla kapatılmış, kapısız, 3 metrekarelik bir çadırda 3-5 çocuğuyla kalan gözü yaşlı anneler, hastalıktan, gıdasızlıktan, solmuş bebekler, çaresiz babalar, bir yandan teşekkür ederken, diğer yandan heyetimize ellerinde ikram adına ne varsa, kuru hurma, su, bayram helvası takdim etme telaşına düşüyorlar.
Bu arada yanımıza yanaşan kamp görevlisi M. Adem kışın geldiğini, kampın durumunun çok kötü olduğunu mümkünse battaniye, örtü gibi yardımların gönderilmesini kulağımıza fısıldıyor.
Açlık, sefalet ve hastalık tüm kamplara hakim. Acilen her türlü insani yardıma ihtiyaç var. Bu arada görüştüğümüz G. Darfur insani yardım komiseri bay Ahmed Sebil son 6 ayda 20 bin civarında insanın köye dönüşlerinin sağlandığı, gerekli imkan ve güvenliğin temin edilmeye başlandığını, dönüş çalışmalarının devam ettiğinin müjdesiyle, emanetlerimizi teslim etmek üzere, dul ve yetimlerin bir araya geldiği partner teşkilatın merkezine geçiyoruz.
ÖRNEK BIR DAVRANIŞ, ESMA BACI
Dar bir alana sıkışmış 260 yetim, dul aile, yardımların dağıtılmasını bekliyor, 1-3 saat yoldan yürüyerek gelen bu gariplerin çilesi burada da bitmiyor. Mezbahada elektrik kesildiğinden, dolayısıyla kurban etleri geç geldiğinden dağıtımı ancak 4 saat sonra yapabiliyoruz. 1-2 kilo et almak için bunca zamanı, çile ve zahmeti göze alan Bilal`in dertli torunları, sabır, tahammül, paylaşma gibi modern toplumlarda kaybolan ulvi değerleri sayesinde, acılarını dindirme ve hayata tutunma mücadelesini vermeye devam ediyorlar.
Bu arada burada gördüğüm, çağımızın bencil insanına örnek olacak unutulmaz bir anımı sizlerle paylaşmak isterim. 5-6 saatlik bir beklentiden sonra, ancak kendisine sıra gelen Esma bacı adında bir dul anne, nihayet et torbasını almış, tam gitme hazırlığı içerisinde iken, sonradan gelen 13 yaşlarında bir yetim çocuk gözü yaşlı bir vaziyette annesinin hasta olduğu için gelemediğini, ancak önceden belirlenmiş dağıtım listesinde adının olmamasından dolayı kurban eti alamadığını söyler, birden bunca çektiği çileyi bir anda unutan Esma bacı ayağa kalktığı gibi vallahi bu çocuk bu yardımı almaya benden daha layıktır. Kendilerini tanırım. Benden daha fazla ihtiyaçları var, deyip elindeki torbayı çocuğa verdiğini gördüm, dağıtım görevlisine şahit olduğum olayı aktarıp Esma bacıya bir torba et daha vermesini söyledim. Kısa bir müddet sonra yetimler arasında dolaşıp çalışmaları denetlerken Esma bacının önünde hiç torba olmadığını gördüm, nerede et torban diye sorduğumda, bu sefer bir başka yetime verdiğini söyledi. Sonradan öğrendiğime göre şehrin ileri gelen alimlerinden birinin kızı olan Esma bacının bizim toplumlarda emsaline ender rastladığımız, yalnız kitaplarda okuduğumuz, bu asil duruşu, fedakar tavrı, örnek davranışı bu topraklardaki insanların hakikatte sahip oldukları zenginliklerin sadece yer altındaki madenlerden ibaret olmadığını gösteren kanıtlardan biri olarak hafızamda yerini aldı..
Dünya çapında kardeşlerarası bir şefkat ağı, gönül köprüsü kurup bir nebze bile olsa mazlum ve mağdurları sevindirmenin, yüzlerinde tebessüm ve sevinçlerine vesile olmanın, dualarını almanın mutluluğu ile dönüyoruz.

