Küresel Bunalımın Kirli ve Karanlık Aleti: ISLAMOPHOBIA
Islâmophobia kelimesi anlam olarak “İslâm korkusu” demektir. Terim olarak, İslâm’dan ve Müslümanlardan korkma ve çekinme ruh halini ifade eder.
Bu kelime ilk kez 1991 yılında kullanılmış olup 11 Eylül saldırılarıyla gündeme getirilmiştir.
Tarihî kökleri İspanya’da Endülüs`ün Müslümanlar tarafından fethedilmesine kadar iner. Haçlı seferlerine asker toplamak isteyen kilise mensuplarının yaptığı propagandalar ile fikir zemini Hrıstıyanlığa karşı tehditler ve tehlikeler üzerinde oluşturulmuş olan “İslâmofobya”, Müslümanlarla Hrıstiyanlar arasındaki olumlu ilişkilerin ve diyaloğun yaygınlık kazanmasıyla yüz yıllar içerisinde azalmış iken yaklaşık on yıldır yeniden popülarite kazanmıştır.
Bu popülaritesinde Huntington’un ünlü “Medeniyetler Çatışması” isimli makalesinde İslâm Dînini Batı için bir potansiyel düşmanlık odağı olarak lânse etmesinin önemli bir etkisi olmuştur.
Avrupa Ülkelerinde işsizlik ve nüfusun yaşlanması gibi yeni durumların beslediği yabancı düşman-lıklarının en önemli öznesi olarak Müslümanlarda korku giderek bir paranoyaya dönüşmüştür. Bu paranoyanın bazı güç odakları tarafından manüple edidiği de düşünülmektedir.
İslâm’ı ve Müslümanları Avrupa kültürü ve materyalist hayat tarzı için “potansiyel düşman” olarak gören batı intelijansiyası içindeki ırkçı eğilimler politika belirleyici odakları etkilemektedirler.
İslâmofobya, bir taraftan dindar insanların dinlerini özgürce yaşamalarını engellerken, diğer taraftan da gayr-i müslimler ile İslâm arasında bir duvar örüyor. Her ne kadar bu duvar, İslâm’a karşı merak ve ilgiyi artırsa da, geniş kesimlerin ön yargılarına da zemin hazırlıyor. “İnsan bilmediğinin düşmanıdır” sözü de bize İslâm korkusunun kaynağında da bilgisizliğin yattığını gösteriyor.
İslâmofobya konusundaki tehlikeyi İslâm Dünyası iyi okumak ve bunu fırsata dönüştürecek yapıcı ve kalıcı çözümler üretmek zorundadır. Öncelikli çözüm iki maddeyle özetlenebilir;
- Doğru tebliğ,
- Doğru temsil.
Tırmanma şeridindeki İslamofobya, peşin hükmün ve psikolojik savaşın kendisine göre ürettikleri kavram ve malzemedir. İrtica, kökten dincilik, fundamantalizm, İslâmistlik ve İslâmofobya gibi kavramlar asla mahallî değil, küresel bir kavganın ifade biçimidir.
Ne var ki, bazı aşırı giden bağnaz dindarların ve kesimlerin bu kavramların üretilmesine sebep oldukları da muhakkaktır. Fakat bu gidiş, adeta “çıkmaz yol” olup, durumu daha da vahim hale getirebilir.
Müslüman entellektüeller başta olmak üzere diğer dinlere mensup sağduyu sahibi entellektüeller, yazar ve çizerler; İslâmofobyanın süratle tehlikeli boyutları olan bir hastalık şekline geldiğini belirterek, karşı çıkılıp durulmadığı takdirde, dünya barışı ve istikrarı için ciddi bir tehdit teşkil edeceğini ve bütün inanç ve kültürlerden toplumlar için tehlikeler oluşturacağını söylüyorlar.
Diğer taraftan kısa adı İDSB olan “İslâm Dünyası Sivil toplum Kuruluşları Birliği” yayınladığı Uluslararası İslâmofobya Konferansı sonuç bildirgesinde bu konuyu şöyle dile getirmektedirler; Dünyamız, bilinçli ve maksatlı olarak, korkuların hakim olduğu, güvenlik bunalımının yaşandığı, bir arada yaşama kültürünün törpülendiği bir dünya haline getirilmek istenmektedir.
Hegemonik güçlerin, çıkar odaklı, hukuk ve insan haklarını hiçe sayan politikaları insanlığın huzur ve barışını tehdit etmektedir.
Afganistan, Irak ve Filistindeki kaos ortamı, Irak’ta yüzbinlerce insanın katledilmesi, milyonlarca Filistinlinin mültecî durumuna düşürülmesi, Balkanlar, Keşmir ve Kafkasya halklarının on yıllarca dehşetli zulümlere maruz bırakılması ve uluslararası hukuktan kaynaklanan haklarından mahrum edilmesi ve benzeri hadiseler hep aynı anlayışın ürünüdür.
Bu politikalar ve uygulamalar özellikle Doğu Bloku’nun çöküşünden sonra İslâm karşıtlığından ve İslâmofobya’dan beslenmektedir. Korku temelli politikalar ve uygulamalar tarihte pek çok insanlık dramına sebebiyet vermiştir. Şayet geçmişten ders alınmazsa ve bugünden gerekli tedbirler alınmazsa gelecekte de İslâmofobya`nın benzer sonuçları olabilir.
Müslümanların maruz kaldıkları ayırımcı uygulamalar, dindar kişi ve gruplara, ibadet mekânlarına yönelik sözlü ve fiilî saldırılar; Müslümanların temel haklarından mahrum bırakılmaları; İslâmî değerler ve mukaddesler hakkında aşağılayıcı, incitici, rencîde edici yayınlar ve ifadeler; Dînî değerlerin yaşanmaması için yapılan siyasî, sosyolojik ve psikolojik baskı ve uygulamalar; siyaset, eğitim, sağlık, iş sektörlerinde hizmet alırken ve hizmet verirken, Müslümanların dîninden dolayı maruz kaldığı her türlü kötü muamele İslâmofobya’nın kapsamı içerisinde değerlendirilmelidir.
İslâmofobya, küresel bir bunalımın karanlık ve kirli bir aletidir. Islamofobya, çok kültürlülüğe, çoğulculuğa, bir arada yaşama anlayışına ve pozitif entegrasyona en çok ihtiyacımız olduğu günümüzde, dünya barışına yapılabilecek en büyük ihanettir.
Bunun için İslâmofobya, açık bir ayırımcılık ve insan hakları ihlâlidir.
İslâmofobyaya karşı ulusal ve uluslararası hukuk mekanizmalarında yasalar çıkartılmalı ve yaptırımgücü yüksek kararlar alınmalıdır.
Son yüzyılda tüm dünyada dine ve maneviyata karşı büyük bir yöneliş olmuştur. İnsanlık artık dünyevîleşmeyi, laikliği ve sekülerleşmeyi sorgulamaya başlamıştır.
Özellikle İslâm Ülkelerinin Batılı Ülkelere nisbeten ekonomik olarak gelişmemiş olmasına rağmen, Batı’da İslâm’a karşı ilginin yüksek olması, İslâm’ın en hızlı yayılan din olması ve İslâm Ülkelerinde de dindarlaşmanın artması, bazı çevreleri ürkütmüştür.
İslâmofobya, maneviyata ve dînî her türlü değere karşı İslâm üzerinden açılan globâl/küresel bir savaşın adıdır.
Basın-Yayın kuruluşları İslâmofobya`nın oluşmasında ve yayılmasında en etkili araç olarak kullanılmaktadır. İslâm ve Müslümanlar hakkında bigisizlik sebebiyle veya kasıtlı olarak yapılan şiddetli ve sürekli yayınlar, toplumlarda yanlış anlama ve algılamalara sebep olmakta, bu yanlış anlama ve algılamalar tüm toplumlarda İslâmofobyanın kökleşmesine sebep olmaktadır.
İslâmofobya’ya karşı mücadeleler siyasî, hukukî ve ekonomik olarak, uluslar ve uluslararası zeminlerde, medya ve eğitim temelli olarak, profesyönel araçlarla sistematik ve stratejik olarak sürdürülmelidir.
Sistematik dezenformasyon ve manipülâsyon faaliyetlerine karşı, sistematik enformasyon çalışmaları kuvvetlendirilmelidir.
İslâm Dünyası, birlik ve dayanışma şuurunu artırmalı “Doğru tebliğ/söylem ve iletişim” ve de “Doğru ve etkili temsil” prensiplerini hayata geçirmelidir. Gerektiğinde özeleştiri yapabilmeli; inandığı ve güvendiği değerleri uygulamadaki ve kendi insanına ve başkalarına anlatmadaki başarısızlığını cesaretle masaya yatırmalıdır.
Müslüman milletler, ne zaman İslâm’ın değerlerine uygun yaşamışlarsa ekonomik, siyasî ve sosyolojik olarak ilerlemişler; İslâm’ın değerlerinden uzaklaştıklarında ise gerilemişlerdir. İslâm Ülkelerinin dünya standartlarının altında hayat standartlarına sahip olmasının en büyük sebebi, İslâm’ın gerçeklerinden uzak oluşları ve Islâm’ın ruhunu, özünü ve gerçek yüzünü hayatlarına aksettirememeleridir.
İslâm Ülkelerinin özellikle sosyo-ekonomik az gelişmişliği İslam’ın ve Müslümanların yanlış anlaşılmasına ve algılanmasına zemin hazırlamaktadır. Bu durum ise Islâmofobik politika, yayın ve yaklaşımlara fırsat vermektedir. Bu sebepledir ki, halkının çoğunluğu Müslüman olan ülkelerin sosyo-ekonomik gelişme süreçleri ve kalkınma plânları hayatî öneme sahiptir.
İslâmofobyanın önüne geçmek için neler yapılmalıdır ?
İslâmofobya ile mücadele etmek, dünya barışı için herkesin, her kurumun/kuruluşun ve her hükûmetin esas görevlerinden birisi olmalıdır.
İslâmofobik basın-yayın kuruluşları, Müslümanlara karşı ayırımcılık uygulayan veya İslâm karşıtı davranışlar sergileyen kurum ve kuruluşlar desteklenmemelidir.
İslâmofobya’yı körükleyen, yayılmasına sebep olan multimedya ürünleri ısrarla boykot edilmelidir. Tam aksine, Islâmofobya ile mücadele eden müsbet multimedya ürünleri olabildiğince desteklenmeli ve daha etkin hale getirilmelidir.
Reaksiyoner değil aksiyoner, pasif değil proaktif eylem ve ifadelerle, İslâm ve Müslümanlarla ilgili yanlış anlama ve algıların giderilmesi, içe ve dışa dönük olmak üzere çift taraflı eğitim faaliyetleri plânlanmalı ve faaliyete geçirilmelidir. Bunun için siyasî, entellektüel ve dîni önderlik çok önemlidir.
İslâmofobya’nın Müslümanlara karşı zulmün yeni bir aleti, karanlık kapıları açan yeni ve kirli bir anahtar olmasına müsade etmemek için konu hakkında uzmanlaşmış kadrolar yetiştirecek kurslar, okullar ve enstitüler kurulmalı ve desteklenmelidir.
Sonuç olarak; İslâm Dünyasının önde gelen, özellikle bölgesel lider ve mihver ülkeleri, tarihî sorumluluklarının bilinciyle hareket etmelidirler.

