<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Hayat Online</title>
	<atom:link href="http://www.hayatonline.eu/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.hayatonline.eu</link>
	<description>Hayat Gazetesi</description>
	<lastBuildDate>Mon, 30 Jan 2012 12:22:43 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.1.2</generator>
		<item>
		<title>Hacarabın Serüvenleri 52</title>
		<link>http://www.hayatonline.eu/m-salih-aydin/hacarabin-seruvenleri-52/</link>
		<comments>http://www.hayatonline.eu/m-salih-aydin/hacarabin-seruvenleri-52/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 30 Jan 2012 12:22:43 +0000</pubDate>
		<dc:creator>mucahidceylan</dc:creator>
				<category><![CDATA[65. Sayı Şubat 2012]]></category>
		<category><![CDATA[M. Salih Aydın]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.hayatonline.eu/?p=751</guid>
		<description><![CDATA[Bu yazımızda yazımızın kahramanı Hacarabı tanıtalım istedik. Bakalım Hacarap kendini nasıl tanıtacak neler anlatacak. Hatıralarından neler söyleyecek. Kulağımızı Hacaraba verelim.                                                                                                                    Hacarapla Mülakat.                                                                                                                                    Hayat – Selamün Aleyküm  Hayat Gazetesi olarak sizinle mülakat yapmak için, buralara geldik. Siz de bizlere kıymetli vakitlerinizi ayırdığınız için teşekkür ederiz. Öncelikle sizi yakından tanımak ve tanıtmak istiyoruz. Bize isminizi, doğduğunuz [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.hayatonline.eu/wp-content/uploads/2011/05/msalih-aydin.jpg"><img class="size-full wp-image-73 alignleft" title="msalih-aydin" src="http://www.hayatonline.eu/wp-content/uploads/2011/05/msalih-aydin.jpg" alt="" width="120" height="166" /></a>Bu yazımızda yazımızın kahramanı Hacarabı tanıtalım istedik. Bakalım Hacarap kendini nasıl tanıtacak neler anlatacak. Hatıralarından neler söyleyecek. Kulağımızı Hacaraba verelim.                                                                                                                   </p>
<p>Hacarapla Mülakat.                                                                                                                                   </p>
<p>Hayat – Selamün Aleyküm  Hayat Gazetesi olarak sizinle mülakat yapmak için, buralara geldik. Siz de bizlere kıymetli vakitlerinizi ayırdığınız için teşekkür ederiz. Öncelikle sizi yakından tanımak ve tanıtmak istiyoruz. Bize isminizi, doğduğunuz yeri vesair kısaca kendinizi anlatır mısınız?                                                                                                                              </p>
<p>Hacarap – Ve Aleyküm Selam ne demek ben sizlere teşekkür ederim. Benim ismim Ahmet Aydın. 03.03.1933 tarihinde Karaman merkezde doğmuşum. Babam Halil Efendi aslen Karaman merkeze bağlı boyalı köyünden babasına yani dedeme Molla Mehmet derlermiş. Annem aslen Medineli orada doğmuş ve Babası ile Karaman’a gelip yerleşmişler.                                                                                                                                   </p>
<p>Hayat – Sizi tanımlayacak hobilerinizi bilmek isteriz. Ayrıyeten babanızla geçen debriyaj olayından sonra kendinizi nasıl hissettiniz, kısaca anlatır mısın?                                                                                      </p>
<p>Hacarap – Benim hobilerimin başında takla güvercinler gelir. Güvercin için çeketimi hatta evdeki radyoyu bile sattım.                                                                                                                                  </p>
<p>Hayat &#8211; Babanızla geçen debriyaj olayından sonra kendinizi nasıl hissettiniz, kısaca anlatır mısın.?                                                                                                                                                 </p>
<p>Hacarap – Ben çok yaramaz olduğum için babam beni pek sevmezdi ya da ben öyle görüyordum. Ama annem beni çok severdi. Fakirdik ama annem sağ iken daha mutluyduk. Annem vefat ettikten sonra babam da ben de bekar hayata hoş geldin dedik. Bu arada benim araba sürme merakım, beni şoför olmaya zorladı, şoför olmak için Kazım Karabekir kasabasında (şimdi ilçe oldu.) Bir ağanın yanında 3 sene çalıştım. Ağa birgün buğday yüklü kamyonla Karaman’a ofise gönderdi ve evinizde yat sabah gelirsin dedi. Ben de sevinçle gittim ofise buğdayı teslim ettikten sonra eve gittim. Havalı kornaya basınca babam çıktı ve: “Kim ulan beni rahatsız eden o sen misin evladım şoför mü oldun buyur gel” diye karşıladı. Evde sadece yanmış yarım yatağımız vardı. Yatağa ikimizde ters yattık. Ancak sığıyorduk. Babam bir bakıyor sırılsımlak terliyim eee o kadar buğday çuvallarını indirdik. Terli olduğumu gören babam ayaklarımı çenesinin altına alır ve öylece uyur kalırız. Tabii uykunun en derin zamanında bir rüya gördüm ve ne olduğunu anlıyamadan baktımki babam kan revan içinde apar topar gittim daha doğrusu kaçtım. Ama belki en zor anımdı adamın ağzında diş kalmamıştı. İnsan üzülmez mi? Tabii çok üzüldük. Ve üzüldüm.                                                                                                                                     </p>
<p>Hayat &#8211; En büyük hayaliniz ve gerçekleştirmek istediğiniz bir projeniz var mı idi?</p>
<p>Hacarap – En Büyük hayalim bir araba alıp Karaman’da taksi çalıştırmaktı.</p>
<p>Hayat &#8211; Herhangi bir  yer sevdikleriniz arasında mı ve neresi?</p>
<p>Hacarap – Vatan sevgisi başka ama Almanya’yı da seviyorum. 33 sene Türkiye’de 46 senedir aynı şehirde aynı evde oturuyorum.</p>
<p>Hayat &#8211; Sevenleriniz var mı?</p>
<p>Hacarap &#8211; Türkiye’de akranlarımın bir çoğu vefat etti ama hala sevenlerim çok. Ama Almanya’da kaldığım şehirde sevenlerim daha çok. Kime sorsanız Hacarap kim bilirler.</p>
<p>Hayat &#8211; Şu anda vaktinizi nasıl geçiriyorsunuz?</p>
<p>Hacarap – Kendimi iyi hissedersem vakit namazlarımı camii de kılmaya gayret ediyorum. Kırılan tesbihleri tamir ediyorum. Namazlarımda Müslümanlar için dua ediyorum. Bir de programlarda ve kandillerde ilahi söylüyorum.</p>
<p>Hayat &#8211; Sizce akraba nedir ne değildir?</p>
<p>Hacarap – Aile birliğidir veya acı bir tebessüm.</p>
<p>Hayat &#8211; Yaşayamadığınız için pişmanlık duyduğunuz herhangi birşey var mıdır?</p>
<p>Hacarap – Annemin benim evlendiğimi çoluk çocuk sahibi olduğumu görmesini ve bunu yaşamayı isterdim.                                                                                                                                </p>
<p>Hayat &#8211; Ulaşamadığınız, özlediğiniz, sevdiğiniz, hasretini çektiğiniz biri ile sohbet etme fırsatınız olsaydı bu kim olurdu? Ondan neler öğrenmek isterdiniz? Neler sormak isterdiniz?</p>
<p>Hacarap – Annem, hatıralarım ve çocukluk arkadaşlarım. Annemden Medine’deki akrabalarımı öğrenmek isterdim. Hatıralarım onlar bambaşka. Arkadaşlarıma gelince arkadaşlarımın hepsi okuyup biryerlere geldi. Onlara soracağım bana okumanın önemini niçin söylemediniz? Sadece benimle vakit geçirmek için mi arkadaşlık yaptınız derdim.                                                                                                                                                                </p>
<p>Hayat – Keşfedilmedik bir özelliğin var mı? Varsa neden bugüne kadar gizli kaldı?</p>
<p>Hacarap – Keşfedilmedik özelliğim sesimdi fırsatım olsa idi hafız olmak isterdim. Velakin bizim zamanımız sıkıntılı bir dönemdi. Fırsatımız yoktu.</p>
<p>Hayat &#8211; Siz en çok Hangi durumda kızarsınız? Bu kızgınlıkla baş edebiliyor musunuz? Edemiyorsanız, sebebleri nelerdir? Hangi durumlar sinirlerinizi bozar? Ve neden?</p>
<p>Hacarap – Yoksulluk içinde çaresiz anımda, kızgınlığım ise kibrit gibi parlar ve söner. Ben sabretmesini bilen biri olarak kızgınlığım bir anlık gelip geçer.                                                                                                                                                           </p>
<p>Hayat – Hayat gazetesi hakkında düşünceleriniz nelerdir?</p>
<p>Hacarap – Hayat Gazetesini çıkaranlardan ALLAH razı olsun.                                                                                           </p>
<p>Hayat &#8211; Şimdi dünyaya gelseydiniz hangi mesleği yapmak isterdiniz?</p>
<p>Hacarap – Şoförlük.                                                                                                                                          </p>
<p>Hayat &#8211; Sevdiğiniz bir arkadaşınız için neleri göze alırsınız?</p>
<p>Hacarap – Çok şey biz dost delisiydik.</p>
<p>Hayat &#8211; Sizi sevenlerin sizin için neler yapması hoşunuza gider?</p>
<p>Hacarap – Saygılı olması yerinde akıl vermesi.</p>
<p>Hayat &#8211; Şu an ruhunuzun olmak istediği yer?</p>
<p>Hacarap -  Medine’de.                                                                                                                                                 </p>
<p>Hayat &#8211; Hayatta en çok kıymet verdiğiniz insanlar?</p>
<p>Hacarap – Rahmetli annem, rahmetli babam, hanımım  ve kızlarım.                                                                                                                                              </p>
<p>Hayat &#8211; Benzetildiğiniz biri var mı?</p>
<p>Hacarap -  Birine benzetildiğimi şu ana kadar kimseden duymadım.                                                                                                                                          </p>
<p>Hayat &#8211; Almanya’ya geliş sebebiniz, beklentileriniz, kaybettiğiniz değerler nelerdir?                                                                                 </p>
<p>Hacarap -  Karaman`da çarşı yanınca o sebeb oldu buralara geldim. Benim kendi beklentim Almanya`da kısa süre çalışıp bir araba alıp geri dönmekti. Ama görüyorsunuz hala buradayım. Ve seksen yaşına dayandık. Çocuklarım torunlarım ve hayatım.</p>
<p>Hayat &#8211; Hacarabın serüvenleri yazı dizisi hakkında düşünceleriniz?</p>
<p>Hacarap – Çok güzel ALLAH bu gazeteyi çıkaranlardan razı olsun.                                                                                                                                          </p>
<p>Hayat &#8211; Mülakatımız hakkında son sözünüz. Eklemek istediğiniz bir şey var mı? </p>
<p>Hacarap – Teşekkür ederim bu işe sebeb olanlardan ALLAH c.c. razı olsun.</p>
<p>Hayat – Sizden de ALLAH razı olsun hacı abi bize vakit ayırdığınız için sizi ALLAH’a emanet ediyoruz.</p>
<p>Böylece Hacarabı tanımış olduk.</p>
<p>Siz okuyucu dostlarımı ALLAH’a emanet ediyorum.</p>
<p>Selam ve dua ile.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.hayatonline.eu/m-salih-aydin/hacarabin-seruvenleri-52/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Genel Sağlık Sigortası</title>
		<link>http://www.hayatonline.eu/erhan-nacar/genel-saglik-sigortasi/</link>
		<comments>http://www.hayatonline.eu/erhan-nacar/genel-saglik-sigortasi/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 30 Jan 2012 12:20:52 +0000</pubDate>
		<dc:creator>mucahidceylan</dc:creator>
				<category><![CDATA[65. Sayı Şubat 2012]]></category>
		<category><![CDATA[Erhan Nacar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.hayatonline.eu/?p=748</guid>
		<description><![CDATA[ÖNEMLİ NOT: 31/01/2012 TARİHİNE KADAR GELİR TESTİNE BAŞVURMAYANLAR. SGK TARAFINDAN GSS`Lİ OLARAK OTOMATİK OLARAK TESCİL EDİLECEKLER. 106 LİRA GSS PRİMİ ÖDEMEYE BAŞLAYACAKLAR…  SORU: YEŞİL KARTLILARIN DURUMU NE OLACAK? CEVAP: Yeşil kartlılar, yine mevcut kartlarını kullanmaya devam edecekler. 1 Ocak’tan itibaren GSS’li olarak tescil edilecek olan yeşil kartlılar, kartlarının vize tarihine kadar sağlık yardımlarından yararlanacaklar. Kartlarının [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.hayatonline.eu/wp-content/uploads/2011/12/erhan-nacar.jpg"><img class="size-full wp-image-717 alignleft" title="erhan nacar" src="http://www.hayatonline.eu/wp-content/uploads/2011/12/erhan-nacar.jpg" alt="" width="120" height="166" /></a>ÖNEMLİ NOT: 31/01/2012 TARİHİNE KADAR GELİR TESTİNE BAŞVURMAYANLAR. SGK TARAFINDAN GSS`Lİ OLARAK OTOMATİK OLARAK TESCİL EDİLECEKLER. 106 LİRA GSS PRİMİ ÖDEMEYE BAŞLAYACAKLAR… </p>
<p>SORU: YEŞİL KARTLILARIN DURUMU NE OLACAK?</p>
<p>CEVAP: Yeşil kartlılar, yine mevcut kartlarını kullanmaya devam edecekler. 1 Ocak’tan itibaren GSS’li olarak tescil edilecek olan yeşil kartlılar, kartlarının vize tarihine kadar sağlık yardımlarından yararlanacaklar. Kartlarının vize tarihi dolduğunda ise bir ay içinde sosyal yardım vakıflarına gelir testi için başvuruda bulunacaklar. Gelir testinden geçenler yine ücretsiz/primsiz GSS’li sayılacaklar.</p>
<p>SORU: KİMLER GELİR TESTİNE BAŞVURACAK?</p>
<p>CEVAP: Herhangi bir şekilde çalışma hayatında bulunan işçi, memur, bağımsız çalışan, isteğe bağlı sigortalı ve yeşil kartlıların dışında kalan bütün vatandaşlar gelir testine başvuracaklar. 18 yaş altı vatandaşlar zaten GSS kapsamında sayıldıklarından gelir testine başvurmalarına gerek yok. Ayrıca SGK’dan gelir-aylık alanlar ile bunların bakmakla yükümlü olduğu kişiler de gelir testine gitmeyecekler.</p>
<p>SORU: Yeni çıkan GSS`da Bakmakla Yükümlü Olan Kişiler için bir değişiklik var mı?</p>
<p>CEVAP: Bakmakla yükümlü olunan kişiler, 18 yaş altında bulunan, Kız ve Erkek Çocuklarla, çalışmayan eşler, yine 18 yaş üzerinde olup da, 20 yaşına kadar orta öğretim ila 20 yaş ila 25 yaşına kadar yüksek öğrenime devam eden erkek çocuklarla, 01.10.2008 tarihinden önce anne veya babasının sosyal güvencesinden dolayı sağlık hizmetinden yararlanmakta olan kız çocukları yine durumlarında değişiklik oluncaya kadar, GSS`den hiç bir ücret ödemeden yararlanmaya devam edeceklerdir. Durumlarındaki değişiklikten kasıt, herhangi bir sosyal güvenlik kapsamında çalışmaya başlamaları, veya evlenmeleri anlamındadır,</p>
<p>SORU: 01.10.2008 Tarihinden sonra 18 yaşını dolduran ve okumayan kız ve erkek çocuklarının durumu ne olacaktır?</p>
<p>CEVAP: 01.10.2008 tarihinden sonra 18 yaşını dolduran okumayan kız ve erkek çocukları GSS Kapsamına alınabilmeleri için GSS Tescili için kayıtlarını yaptırmaları yasa gereği zorunludur.</p>
<p>SORU: NE ZAMANA KADAR BAŞVURMAK GEREKİYOR?</p>
<p>CEVAP: Ocak ayı sonuna kadar sosyal güvencesi bulunmayan herkesin gelir testi için bulundukları ildeki sosyal yardım vakfına başvurması gerekiyor.</p>
<p>SORU: BAŞVURMAZSANIZ NE OLACAK?</p>
<p>CEVAP: Bir ay içinde gelir testine başvurmayan vatandaşlar SGK tarafından otomatikman tescil edilecekler ve ayda 106 lira GSS primi ödemeye başlayacaklar. Bu tescilden sonra da gelir testi için sosyal yardım vakıflarına başvurabilecekler.</p>
<p>SORU: KİMLER PRİMSİZ GENEL SAĞLIK SİGORTALI OLACAK?</p>
<p>CEVAP: Prim ödemeden GSS’li olmak isteyenler, yani yeşil kartlı gibi sağlık yardımı almak isteyenler gelir testine başvuracaklar. 2012 yılı asgari ücret rakamlarına göre, aylık aile içi kişi başı geliri 296 liradan az olduğu tespit edilenler, prim ödemeden GSS’li olacaklar.</p>
<p>SORU: GELİRİ 296 LİRAYI AŞANLAR NE YAPACAK?</p>
<p>CEVAP: Yapılan teste göre aile içi kişi başı gelir 296 ila 886 lira arasında çıkarsa, aileden bir kişi ayda 35 lira prim ödeyecek. Diğer aile bireyleri bu kişi üzerinden bakmakla yükümlü olunan kişi olarak GSS’li sayılacaklar. Dolayısıyla ailede herkes GSS kapsamına alınmış olacak. Geliri, 887 lira ila 1773 lira arasında olanlar 107 lira ödeyecekler. Geliri, 1773 liranın üzerinde olanlar ise 213 lira pirim ödeyeceklerdir.</p>
<p>SORU: GELİR TESTİNDE NELERE BAKILACAK?</p>
<p>CEVAP: Gelir testi yapılırken aile bireylerinin harcamaları, taşınır ve taşınmazları ile bunlardan doğan hakları da dikkate alınarak aile içinde kişi başına düşen gelirin aylık tutarı tespit edilecek. Buna göre ailenin puanlaması yapılacak. Gerekirse hane ziyareti yapılarak ailenin ekonomik durumu gözlemlenecek.</p>
<p>SORU: AİLEDE KİMLER DİKKATE ALINACAK?</p>
<p>CEVAP: Gelir testinde aynı hanede yaşayan eş, evli olmayan çocuklar ile büyük anne ve büyük baba dikkate alınacak. Yani ailenin toplam geliri bu kişi sayısına bölünerek bulunacak.</p>
<p>SORU: GELİR TESTİ NE ZAMAN SONUÇLANACAK?</p>
<p>CEVAP: Vatandaşın sosyal yardım vakfına başvurusundan sonra en geç bir ay içinde gelir testi sonuçlandırılmış olacak. Böylece vatandaş primsiz olarak GSS’li sayılıp sayılmayacağını veya ödemesi gereken prim tutarını öğrenmiş olacak.</p>
<p>SOSYAL GÜVENCESİ OLMAYAN GELİR DÜZEYİ YÜKSEK OLANLARA ÖNERİLER:</p>
<p>Daha önce bir şekilde gelir düzeyi yüksek olduğu halde Sosyal Güvencesi de olmayan ancak yeşil kart alanlar bundan böyle yapılacak incelemelerde Yeşil Karttan yararlanamayacaklarından İsteğe Bağlı Bağ-Kur Sigortalı olmaları halinde hem Sosyal Güvenlik şemsiyesi altına, hem de GSS kapsamına alınacaklardır.</p>
<p>SORU: Eşim çalışmıyor ev kadını, öteden beri benim sosyal güvencemden yararlanmakta şimdi herhangi bir işlem veya ödeme yapma zorunluluğum var mıdır?</p>
<p>CEVAP: Eşiniz sizin sosyal güvencenizden dolayı herhangi bir ücret ödemeden GSS’nin kapsamından yararlanmaya devam edecek.</p>
<p>GURBETÇİLER DİKKAT</p>
<p>TÜRKİYE’DE İKAMETİ BULUNAN HERKES GSS  KAPSAMINA GİRİYOR!</p>
<p>GENEL SAĞLIK SİGORTASI NEDİR?</p>
<p>1 Ocak 2012 tarihi itibari ile ilgili kanunun değiştirilerek yürürlüğe sokulmasıyla bazı vatandaşların genel sağlık sigortası yaptırmak zorunluluğu gündeme geldi. Peki ama kimlerin zorunlu genel sağlık sigortası ( GSS ) yaptırma zorunluluğu var? Bu kişilerin ne yapması gerekiyor ? GSS nedir ? gibi soruların cevabının yer aldığı önemli bir haber.</p>
<p>“1 Ocak 2012 tarihi ile herkes sağlık güvenceli oldu!” sloganı sizi yanıltmasın. Halihazırda, zaten sosyal güvencesi olan vatandaşlar için değişen bir şey yok. Bu vatandaşlar BAĞKUR, SSK gibi kurumlardan zaten sigortalı olduklarından sosyal güvenceye sahiplerdi. Bahsedilen değişiklik ile yeşil kartlı olan ya da herhangi bir sosyal güvenceye sahip olmayanların hayatında değişiklik yaptı.</p>
<p>YURTDIŞINDA YAŞAYAN GURBETÇİLER’İN DURUMU</p>
<p>Yurt dışında yaşayan Türk vatandaşlarının adrese dayalı nüfus kayıt sisteminde ikametleri Türkiye’deki adresleri kayıtlıysa SGK otomatik olarak bu kişileri de genel sağlık sigortası kapsamına koyacak!</p>
<p>Genel Sağlıkla ilgili ne yapmaları gerektiğini www.ilkedanismanlik.com sitesinden Sosyal Güvenlik Uzmanlarından ücretsiz öğrenebilirsiniz!</p>
<p>Tel:  0151-47025407</p>
<p>0090-533-2315289</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.hayatonline.eu/erhan-nacar/genel-saglik-sigortasi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Asıl ‘Cool’luk Kulluktur</title>
		<link>http://www.hayatonline.eu/selma-ozturk/asil-%e2%80%98cool%e2%80%99luk-kulluktur/</link>
		<comments>http://www.hayatonline.eu/selma-ozturk/asil-%e2%80%98cool%e2%80%99luk-kulluktur/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 30 Jan 2012 12:19:43 +0000</pubDate>
		<dc:creator>mucahidceylan</dc:creator>
				<category><![CDATA[65. Sayı Şubat 2012]]></category>
		<category><![CDATA[Selma Öztürk]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.hayatonline.eu/?p=745</guid>
		<description><![CDATA[Geçenlerde talebelerimle ders esnasında İslam ahlakını ve tesettür kurallarını ele aldık. İslam ahlakından bahsederken konuları gençlerin anladığı ve sevdiği bir dil ve üslup ile anlatmaya gayret gösterdik. Müslüman gençlerin vasıflarını, hal ve harekelerini, terbiyesini ve kıyafetini beraberce konuşup değerlendirdik. Bu konuları örneklerle süsledik ve örnekleri sunarken, nelere dikkat etmemiz gerektiğini vurguladık. Akıl akıldan üstündür ve [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.hayatonline.eu/wp-content/uploads/2011/05/selma-ozturk.jpg"><img class="size-full wp-image-88 alignleft" title="selma-ozturk" src="http://www.hayatonline.eu/wp-content/uploads/2011/05/selma-ozturk.jpg" alt="" width="120" height="166" /></a>Geçenlerde talebelerimle ders esnasında İslam ahlakını ve tesettür kurallarını ele aldık. İslam ahlakından bahsederken konuları gençlerin anladığı ve sevdiği bir dil ve üslup ile anlatmaya gayret gösterdik. Müslüman gençlerin vasıflarını, hal ve harekelerini, terbiyesini ve kıyafetini beraberce konuşup değerlendirdik. Bu konuları örneklerle süsledik ve örnekleri sunarken, nelere dikkat etmemiz gerektiğini vurguladık. Akıl akıldan üstündür ve laf lafı açar derken, birlikten kuvvet doğduğunu kendimizde gördük ve hissettik. Ardından kızlara tariflerde bulunup, misaller verirken, “Nasıl cool olunur?” sorusuna geldik. Kızlara uzaktan hoş ve eğlendirici görünen, gençleri imrendirip, heveslendiren çılgın ve sınırsız hayat tarzının insanlara uzun vadeli mutluluk ve huzur getirmediğini anlattık. Ardından kıyafet kurallarına geldik ve müslüman kızların dışarda nasıl giyinmesi ve davranması gerektiğini dile getirdik. Ve sonuçta o COOL zannetiğimiz hayat ve COOL zannetiğimiz davranışların aslında hiç mi hiç COOL olmadığını tespit ettik. Misaller artarken: “Kızlar, asıl cool’luk içki içmek değildir, asıl cool’luk sigara içmek değildir, asıl cool’luk çılgınca eğlenmek değildir, asıl cool’luk kabak çiçeği gibi açılmak değildir, vs.” diye devam ettik. Ve buna karşılık: “Asıl cool’luk sınır tanımaktır, asıl cool’luk mütevazı olmaktır, asıl cool’luk sorumluluk taşımaktır, asıl cool’luk rabbini bilmek ve O’na itaat etmektir.” diye devam ettik.</p>
<p>Tam neticeyi KULLUĞA getirmek isterken, talebelerimden birisi el kaldırarak ilave etti ve: “Selma abla, asıl COOL’luk, KULLUKTUR.” dedi. Helal olsun! Ne isabetli bir tespit ve ne mükemmel bir içerik. ASIL COOL’LUK, KULLUKTUR.</p>
<p>Evet kıymetli okuyucularım! Asıl cool’luk kulluktur. Kul olduğumuz an, cool olduğumuzu gençlere öğretmemiz gerekiyor. Asıl cool olmanın, kul olmak olduğunu onlara bildirmemiz gerekiyor. Bu bizim kutsal görevimizdir. Ve kutsal emaneti taşımak ve taşıtmakla mükellefiz biz, bunu unutmayalım. Gençlerimize bu inancı aşılamak, bu bilinç ve bu şuuru içlerine sindirmek mecburiyetindeyiz. Bunu başarırsak, ne mutlu bize. Asıl cool’luğun, kulluk olduğunu bilseler ve bu ilkeye riayet etseler. Namazlarına koşa koşa gitseler ve o hayati eylemi, namazı asla ihmal etmeseler. Namazlarını hiç aksatmasalar, Sabah namazlarını kılsalar. Cuma namazlarına katılsalar. Oruçlarını sırf Allah için tutsalar. Allah’ın hoşuna gitmediği şeylerden kaçınsalar, uzak dursalar. Onlara hiç meyl etmeseler. İçkiden, sigaradan, zinadan ve fuhuştan, dolandırıcılıktan ve sahtekarlıktan tiksinseler. Ve bunları sırf Allah için yapsalar. Anne babalarını saysalar, onlara değer verseler. Allah’tan sonra ilk itaat edecekleri kişilerin onlar olduğunu bilseler ve idrak etseler. Allah’a güvenseler ve O’na danışsalar. Ve sonuçta bütün bu yaptıkları işlerin COOL olduğunu bilseler. Cool olmak böyle olurmuş deseler&#8230; Ve diğer sahte cool’luğun aldatıcı ve geçici olduğunu kabul etseler. Ama bunlar kendiliğinden gelişen şeyler değildir. Bu konular gençlere izah edilip, öğretilmesi gereken konulardır. Bunları onlara biz öğretmemiz gerekiyor. Mesela bir gence önce nasıl namaz kılındığını değil de, neden namaz kılması gerektiğini öğretirsek, Tevhid’i izah edersek, o genç zaten kendiliğinden seve seve namaza koşacaktır. Bir kere secdenin tadına vardığında, o secdeyi kendisi bırakmak istemiyecektir zaten.</p>
<p>Evet sevgili büyüklerim, gençlerimize herşeyden evvel kulluğu öğretmemiz lazım. Gençlere Allah sevgisini ve Allah korkusunu aşılamamız lazım. Gençlere İslam Ahlakını ve İslam Akaidi’ni anlatmamız lazım. İşte bunlardır bizim asıl görevimiz. Bu temel bir oturur ve sağlamlaşırsa, gerisi kendiliğinden gelecektir. Zira Allah’tan korkan ve Allah’ını seven bir insan (bir genç) zaten bu “kötülüklerden” uzak durup onlardan uzak kalacaktır.</p>
<p>Gençlere asıl cool olmanın kul olmak olduğunu öğretelim ve bilelim. Çünkü asıl COOL’LUK, KULLUKTUR.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.hayatonline.eu/selma-ozturk/asil-%e2%80%98cool%e2%80%99luk-kulluktur/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Milliyetçiliğin Rahmindeki Irkçılığı Anlamak</title>
		<link>http://www.hayatonline.eu/yrd-doc-dr-bedrettin-kesgin/milliyetciligin-rahmindeki-irkciligi-anlamak/</link>
		<comments>http://www.hayatonline.eu/yrd-doc-dr-bedrettin-kesgin/milliyetciligin-rahmindeki-irkciligi-anlamak/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 30 Jan 2012 12:17:56 +0000</pubDate>
		<dc:creator>mucahidceylan</dc:creator>
				<category><![CDATA[65. Sayı Şubat 2012]]></category>
		<category><![CDATA[Yrd. Doç. Dr. Bedrettin Kesgin]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.hayatonline.eu/?p=742</guid>
		<description><![CDATA[Günümüz dünyasının en temel sorunlarından olan ve gittikçe, başta yabancılar olmak üzere toplumun diğer kesimleri için de gerçek bir tehdit oluşturacak temel sorun olarak ırkçılık gözükmektedir. Almanya’da daha belirgin olarak karşımıza çıkan ya da dünyanın herhangi bir yerinde gerçekleşmesi muhtemel olan yabancı düşmanlığı ve ırkçılıkla gündeme gelen ve yakın zamanda da gündemden düşmesi beklenmeyen bu [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.hayatonline.eu/wp-content/uploads/2011/10/bedrettin-kesgin.jpg"><img class="size-full wp-image-584 alignleft" title="bedrettin kesgin" src="http://www.hayatonline.eu/wp-content/uploads/2011/10/bedrettin-kesgin.jpg" alt="" width="120" height="166" /></a>Günümüz dünyasının en temel sorunlarından olan ve gittikçe, başta yabancılar olmak üzere toplumun diğer kesimleri için de gerçek bir tehdit oluşturacak temel sorun olarak ırkçılık gözükmektedir. Almanya’da daha belirgin olarak karşımıza çıkan ya da dünyanın herhangi bir yerinde gerçekleşmesi muhtemel olan yabancı düşmanlığı ve ırkçılıkla gündeme gelen ve yakın zamanda da gündemden düşmesi beklenmeyen bu sorun özüne inilmeyi ve gerçekçi bir değerlendirmede bulunmayı hak etmekte ve temel bir sorun alanı olarak önleyici/koruyucu tedbirlerin alınması açılarından önemini korumaktadır. Bunun için kısaca ırkçılık ve ondan beslenen milliyetçilik üzerinde durmakta fayda var.  </p>
<p>Küreselleşme ile birlikte yeniden milliyetçiliğe dönük vurgu artış göstermektedir. Yakın zamana kadar özellikle gelişmekte olan ülkelerde yoğun olarak gözüken milliyetçilik ve onun yansımasının yol açtığı çatışmalar, gelişmiş Batı ülkelerinde de kendini birçok sorunun temelinde açıkça ortaya koyarak, toplumsal kesimlerin ve ideolojik yapılanmaların kendilerini tanımlamada kullandıkları temel kavramların başında milliyetçiliğin geldiğini göstermektedir. Bu kadar yaygın ve tarihsel olarak karşımıza çıkan milliyetçilik aynı şekilde yaşanan kavram kargaşalarının başında da kendini göstermektedir. Bunun en güzel göstergesi, birçok milliyetçilik türünün üretilmiş olmasıdır. Modern ulus devletlerin kurucu ideolojisinin temel kavramlarından birisi olan milliyetçiliği, her kesimin farklı tanımlaması ve anlamlandırılmasına rağmen bu kavram belli çerçeveye sahip olan bir kavram olarak evrensel ve belli başlı standartlara sahiptir. Bunların başında milliyetçiliğin kendini merkeze alması ve öteki ile karşılaştırırken enaniyet ve kibirlilik göstermesi gelmektedir ki, bu milliyetçiliğin her zaman ötekine ihtiyaç duyurak toplumsal yapıyı parçaladığını ve en küçük parçalara ayırarak “atomize” ettiğini gösterir.1</p>
<p>Marksistler ve liberaller modernleşme sürecinin gelişmesi ve yaygınlaşması ile milliyetçiliğin tarihe gömüleceğini iddia etmişlerdi. Oysa yaşadığımız ve geldiğimiz sürece baktığımızda küreselleşme ile birlikte etno milliyetçilik ve yükselen sağcılık, günümüzün yükselen “değeri” gibi durmaktadır. Toplumların gittikçe kozmopolitleşmesi de tek başına milliyetçiliğin ortadan kalkmasına ve zayıflamasına neden olmamış ve olamayacağı da görülmüştür (Smith; 2004, 269).</p>
<p>Milliyetçilik her zaman ötekine ihtiyaç duyduğu için bu durum makro anlamda ırk ve ulus ayrımında, mikro ayrımlarda bölge, semt/ mahalle ve akraba ayrımına kadar “ayrımı”nı götürür. Çünkü milliyetçiliğin özünde farklılık vurgusu ve duygusu vardır. En kaba tabiriyle benden olan ve olmayan şeklinde bir ayrıma gider. Ali Mazrui, Fransa’da bir Arabın ne denli iyi Fransızca konuşursa konuşsun tam anlamıyla Fransız vatandaşı olarak kabul görmeyeceğini, Almanya’da ise, Araplar’ın Almanca konuşmaya dahi layık görülmediğini ifade ederek bu süreci gayet güzel betimler (Aktaran; Yıldız; 2001, 11). Milliyetçilik devasa bir mühendislik projesinin adıdır. Milliyetçi insan, aykırılık ve farklılık duygusunu ve sürecini diğer tüm insanlarla farklılığını ortaya koyana kadar devam ettirir. Küreselleşme sürecinde yapay olarak üretilmiş ve tasarlanmış milliyetçilikler de yeniden ve mikro anlamıyla yenilenerek gün yüzüne çıkmaktadır.</p>
<p>Milliyetçilik ve ırkçılık birbirlerinden farklı kavramlar olsa da zaman zaman birbirlerini beslemekte, bundan dolayı milliyetçiliğin ırkçılığa dönüşmeyeceğini kimse garanti edememektedir. Yine milliyetçiliğin ırkçılığa yumuşak geçiş sağlamada temel bir misyona sahip olduğu da açıktır. Bunlara rağmen ulus devletin en temel kavramalarından olan yapay milliyetçiliği sorgulamak kimsenin aklına dahi gelmez. Bunda biraz da siyasilerin milliyetçilik üzerinden popülerlik kazanmalarının ve demokrasinin bir tür oy avcılığa dönüştürülmesinin de etkisi vardır.</p>
<p>Sorun şu anda Almanya’da ya da Batı ülkelerinde yabancı düşmanlığı olarak tezahür etmiş gibi görünse de, ırkçılığın ne zaman nerede ve kime karşı tezahür edeceği kestirilemez. Gelinen durum sadece göçmenleri değil, tüm toplumsal kesimleri, hatta bu “dava” peşinden koşanları da yıkıma ve yok etmeye götüren bir süreci ifade etmektedir. Hitlerin peşinde giden insanları nereye sürüklediği bu yüzden gözden kaçmamalıdır.</p>
<p>Yine, ırkçılığı besleyen temel unsur sadece belli kişi ya da gruplarla sınırlı olsaydı soruna çözüm çok kolay olabilirdi. Oysa kazın ayağı hiç de göründüğü gibi olmayıp, siyasilerden bürokratlara, istihbaratçılardan derin güçlere kadar birçok kişi, kurum ve organizasyon ırkçılığı teşvik etmeye yönelik bir eğilimi içinde barındırmaktadır. Son dönemlerde Almanya’daki ırkçı saldırılarda göstermiştir ki, “derin unsurlar” da bu ırkçı saldırılarla ilişki içerisindedir. Irkçılık sorunu dipsiz kuyu gibi, eşelendikçe yeni, karmaşık ve çapraz ilişkiler gün yüzüne çıkmaktadır. Bu ne “aman canım ırkçılar işte, normaldir” denilecek kadar basit bir sorun, ne de kendimizi soyutlayacağımız kadar “sorumsuz” bir alanı ifade ediyor. Eğer ortada insanlığın baş belası bir sorun olarak ırkçılık sorunu ve onu besleyen milliyetçilik önümüzde duruyorsa, herkes bireysel ve toplumsal olarak bu sorunun ne kadar uzağında veya yakınında ya da sorunun çözümüne ne kadar katkı sağlayabileceğinin hesabını yapmalıdır. Sorunun kökenine inildiğinde, yakıcı bir unsur olarak birçok insanın kendini bu sorun karşısında temize çıkaramadığı gerçeği, basit bir kişisel diyalogda dahi karşımıza çıkmaktadır. Milliyetçiliği benimsemiş insan için sadece kendinin yaptığı milliyetçilik özünde doğru ve kendisi için “hak”tır, enaniyet ve kibri ile doğuştan elinde olan ve kendinin dahli olmayan milliyeti, ulusu, ailesi veya kabilesi ile gurur duymasına rağmen, diğerinin bu değerleri öne çıkarmasını ve ayrımcılık yapmasını hazmedemez. Kısaca diğerlerinin milliyetçilik yapmaya “hak”kı yoktur veya onların yaptığı milliyetçilik kötüdür. Yine milliyetçiler kendi yaptıkları milliyetçiliğin ve ırkçılığın farkında olmayarak diğerini ırkçılık yapmakla suçlamaktadır. Gizli ya da açık milliyetçi duygu birçok durumda insanın benliğinde kendine yer bulmaktadır. Bu bağlamda bazı Alman Neo-Nazilerin yaptıkları karşısında muhasebe yapma gereği duymaz, köklerine inip açığa çıkartarak gerçekle yüzleşmek istemez.</p>
<p>Neonazilerin kullandıkları fikir, jargon ve eylem, azımsanmayacak kadar birey ve toplumun adeta DNA’larında gizlidir. Bunu ulus devletler, kitle iletişim araçları, okulları, futbol müsabakaları ve siyasi gündemleri ile sürekli canlı tutmaktadır. Anlamsız bir şekilde bir yandan milliyetçilik körüklenirken, diğer yandan gülünç bir şekilde milliyetçiliğin yol açtığı ırkçılık ve yabancı düşmanlığı ile bu sorunlardan kaynaklı şiddet nefretle kınanmaktadır. Oysa bu sonuca giden yolda birçok insanının özellikle siyasilerin önemli katkıları mevcuttur. Son günlerde başta Almanya’da yaşayan Türklerin ve göçmenlerin korkulu rüyası haline gelen ırkçı saldırılar dünyanın yaşadığımız ve yaşayacağımız en tehlikeli ve korkunç sorunu olarak gündeme gelecektir. Bu durum yine özellikle kriz dönemlerinde daha da artacaktır. Anti Müslüman, anti göçmen, ırkçı ve milliyetçi bu saldırılar ekonomik krizler ve bunun yol açtığı siyasi krizlerle daha da derinleşecektir. Özellikle ekonomik krizin yol açtığı işsizlik de bu göçmenlere fatura edilmektedir.</p>
<p>İnsanlığın baş belası olan bu soruna karşı tüm ulus devletin sınırlandırıcı, dışlayıcı, etnosentrist olan ve egoizmi teşvik eden anlayışı terk edilmelidir. Kapsayıcı, insan temelinde olaylara yaklaşan, insanlık ortak paydasını ön plana çıkartan, paylaşım ve kardeşliğe vurgu yapacak anlayışlara dönük vurgunun arttırılması gerekmektedir. Yine özellikle hakim ulustan olmayan birey ve toplumların olumlu örneklerinin öne çıkarılması ve yaygınlaştırılması da ırkçılığın panzehiridir. Eğitim sisteminden, medyasına, kanaat önderlerinden sivil topluma kadar birçok enstrüman bu amaçla kullanılmalıdır. Irkçılığa karşı tek bir ulusun mücadele etmesi başarıyı çok fazla olumlu etkilemez. Dolayısıyla küresel olan bu sorunun yine ancak küresel önlemlerle çözümü mümkün olabilir. Tüm bahsedilen bu olumlu ve zorunlu önlemler alınmazsa kaybeden insanlık olacaktır.</p>
<p>Yine Kur’an-ı Kerim’in evrensel mesajının bilinip yayılması milliyetçiliği ve ona bağlı ırkçılığı frenleyebilir; “Ey insanlar, gerçekten biz sizi bir erkek ve bir dişiden yarattık ve birbirinizle tanışmanız için sizi halklar ve kabileler kıldık. Şüphesiz, Allah katında sizin en üstün olanınız (ırk ya da kabile kavim değil) takvaca en üstün olanınızdır. Şüphesiz Allah, bilendir, haberdar olandır.” (Hucurat Sûresi, [49:13])</p>
<p>1 Büyük şair ve düşünür Muhammet İkbal bu durumu şu dizeleri ile ne güzel ifade etmiştir.</p>
<p>“Kim ki ırkçılık yaparsa yok olur, Türk ya da Arap fark etmez, çerçöp olur,</p>
<p>Müslüman, ırkını din kardeşliğinden üstün tutarsa bu dünyadan toz toprak gibi uçar yok olur.”  Muhammet İkbal; Alem-i İslam.</p>
<p>Daha fazla kaynak için:</p>
<p>SMİTH, Anthony D., Milli kimlik, (Çev; Bahadır Sina Şener) İletişim Yayınları, 2004, İstanbul. </p>
<p>GELLNER, Ernest, Uluslar ve Ulusçuluk, (Çev; Büşra Ersanlı vd.), İnsan Yayınları, 1992, İstanbul.</p>
<p>ERSANLI, Büşra, İktidar ve Tarih, İletişim, 2003, İstanbul.</p>
<p>YILDIZ, Ahmet, Ne Mutlu Türküm Diyebilene Türk Ulusal Kimliğinin Etno-Seküler Sınırları, İletişim, 2001, İstanbul.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.hayatonline.eu/yrd-doc-dr-bedrettin-kesgin/milliyetciligin-rahmindeki-irkciligi-anlamak/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Mustafa Efe Hocamın Ardından</title>
		<link>http://www.hayatonline.eu/65-sayi-subat-2012/mustafa-efe-hocamin-ardindan/</link>
		<comments>http://www.hayatonline.eu/65-sayi-subat-2012/mustafa-efe-hocamin-ardindan/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 30 Jan 2012 12:16:22 +0000</pubDate>
		<dc:creator>mucahidceylan</dc:creator>
				<category><![CDATA[65. Sayı Şubat 2012]]></category>
		<category><![CDATA[Yavuz Çelik Karahan]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.hayatonline.eu/?p=738</guid>
		<description><![CDATA[Kıymetli Hayat Gazetesi okuyucu ve çalışanlarını saygıyla selamlıyorum. Bugünkü yazımızda çok kıymetli Mustafa Efe Hocefendi hakkında yazacağız. Efe hocam Kayseri eşrafındandır. Kayseri`de doğmuş, tahsilini ve gençliğini memleketinde geçirmiştir. Medreselerde ilim tahsilinden sonra çeşitli ilmi çalışmalarının yanında Diyanet İşleri Başkanlığı bünyesinde görev yürütmüştür. Son olarak Kırıkkale Müftüsü olarak emekli olmuştur. 4 erkek evladından Mehmet Efe ve [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.hayatonline.eu/wp-content/uploads/2012/01/yavuz-celik-karahan.jpg"><img class="size-full wp-image-739 alignleft" title="yavuz celik karahan" src="http://www.hayatonline.eu/wp-content/uploads/2012/01/yavuz-celik-karahan.jpg" alt="" width="120" height="166" /></a>Kıymetli Hayat Gazetesi okuyucu ve çalışanlarını saygıyla selamlıyorum.</p>
<p>Bugünkü yazımızda çok kıymetli Mustafa Efe Hocefendi hakkında yazacağız.</p>
<p>Efe hocam Kayseri eşrafındandır. Kayseri`de doğmuş, tahsilini ve gençliğini memleketinde geçirmiştir.</p>
<p>Medreselerde ilim tahsilinden sonra çeşitli ilmi çalışmalarının yanında Diyanet İşleri Başkanlığı bünyesinde görev yürütmüştür. Son olarak Kırıkkale Müftüsü olarak emekli olmuştur.</p>
<p>4 erkek evladından Mehmet Efe ve Ahmet Efe`ye de ilmi yönden eğitim almalarını sağlamıştır.</p>
<p>Kendileri gibi evlatları da teşkilatımıza bir çok alanda hizmetler vermişler ve vermeye devam etmektedirler.</p>
<p>Rahmetli hocamız ev ve hizmeti Kırıkkale`de mukim kılmış. Kendisi Kırıkkaleyi Kırıkkaleliler de hocamızı sevmişlerdir. Hocamız Kayseri`de doğmuş ama Kırıkkaleli olarak vefat ettiğinde Kırıkkale`ye defnedilmiştir.</p>
<p>Mustafa Efe Hocam emekliliğinden sonra hizmette emeklilik ve sınır yoktur diyerek 80`li yıllarda Avrupa`da teşkilatımızın hizmetinde bulunmuştur. O yıllarda (80`li)karışıklıkların ve ayrılıkların yaşandığı yıllardı. O dönemde ve sonrasında kendileri her yönüyle örnek ve önder kişiliğiyle önemli hizmetlere imza atmıştır.</p>
<p>O dönemde Tebliğ mi-Parti mi gibi saçma-basit kavgaların verildiği süreçte „Hayat İman ve Cihattan İbarettir“ anlayışı ile hareket etmiştir.</p>
<p>İşte o yıllarda 1985 yılında ben de Avrupa`ya avdet ettim. Fransa`da iken bir salon programına Genel Merkezimizin idareci ve hocalarını davet etmiştim. O yıllarda serbest dolaşım imkanı yoktu. Vize alınarak Fransa`ya girilebiliniyordu. Dediğim gibi ortalık karışıktı ve bu yoğunlukların yaşandığı günlerde program acil yapılmalı idi. Salon tutulmuş, program hazırlanmış, teşkilat mensupları davet edilmiş, hocalar ve hatipler bekleniyor. Genel Merkezimiz Mustafa Efe hocamızı programa gönderiyor. Almanya`nın Kehl gümrüğünden Strassbourg üzerinden programa geliyor. Kontroldepasaporta bakıyorlar vizesi geçmiş geri çeviriyorlar, programa gelemiyor. Hem kendisi hem de biz bu olaya çoküzülmüş idik.</p>
<p>Sonrasında ben de Genel Merkeze Köln`e AMGT Gençlik Teşkilatı (Kolları) Başkanı olarak geldiğimde Efe hocam da teşkilatımızın Fetva Kurumu Başkanı idi. Çeşitli program-seminer-ilmi münazaralarda ve çalışmalarda birlikte olduk, çalışmalar yaptık.</p>
<p>Kendisi bizi sever biz de saygı ve hürmette kusur etmemeye gayret ederdik. İlmi çalışmaları-yazmayı-eserleri tercüme etmeyi önemser ve zamanının çoğunu bu yönde harcardı.</p>
<p>Türkiye`ye döndüğünde Genel Başkanlığım döneminde dahi zaman zaman arar halini hatırı sorar hem de duasını alırdım.</p>
<p>Vefatını 22 Aralık 2011 Perşembe günü damadı Rüstem Bey`in smsinden öğrendiğimde cenaze namazına yetişemedim. Allah rahmet eylesin. Ailesi ve evlatlarına Kırıkkale`ye taziyeye gittiğimde 4 erkek evladı ve damadı Rüstem Beyle buluştuğumuzda oğlu Mehmet Efe hoca vefatından önceki günleri şöyle anlattı: “Babamin rahatsızlığı nedeniyle Kırıkkalye`ye geldim”. Kendisi bana; “Evladım Mehmet bizim Fetevay-ı Hindiyye kitabımızda mekruhların geçtiği yerleri bir çıkarır mısın dedi. Ben de iki ay kadar çalışma yaptım 200 sahifelik bir kitap çıktı. Tabiki geceleri de çalışıyorum. Beni gece teheccüde kalktığında sen de mi kalktın Mehmet derdi. Benim çalıma yaptığımı gece de sürdüğünü bilmiyordu tabi. Gece namazlarını (teheccüdü) hiç kaçırmazdı. Vefatı da bir teheccüd vaktinde gece 04.00`e çeyrek kala gerçekleşti. Gece namazı için uyanmıştı. Ecele, Azrail`e uyanmıştı. Ruhunu Rabbine teslim etti” dedi.</p>
<p>Allah rahmet eylesin. Makamı Cennet olsun. Ailesine ve sevenlerine başsağlığı diliyorum.</p>
<p>“Alimin ölümü alemin ölümü gibidir”</p>
<p>“Her nefis muhakkak ölümü-eceli tadacaktır.” bundan kaçış yoktur. Kaçmak isteyenler de kaçamamışlardır. Hepimiz buna hazır olmalıyız.</p>
<p>Allah bizleri müslüman olarak ölenlerden eylesin. Amin.</p>
<p>NOT: Mustafa Efe hocam Fetva Kurulu Başkanı iken fetvayı verirdi; ancak kendisi hep takva tarafını tercih ederdi.</p>
<p>Teşkilatımızın Hac organizesinde sağlığı el verdiği sürece görev almıştır. Arafat Vakfesinde vakfe duasını coşkuyla yapmış ve inananları gözyaşlarına boğmuştur hep.</p>
<p>Hep gençlere evlatlarım diye hitap ederdi. Bana da Yavuzum-oğlum derdi.</p>
<p>“Gençler namazlarını terketmesinler onu iyi öğrensinler olur mu Yavuz oğlum” derdi.</p>
<p>Namazı ve namaz kılan müminleri-gençleri çok ama çok severdi.</p>
<p>Sigarayı ve sigara içenleri pek sevmezdi. Onlarca insanı sigara bela ve alışkanlığından dua ve tembihleriyle vazgeçirdiğine şahidimdir.</p>
<p>Davasını ve dava adamını-hizmetleri çok sever ve insanımızın üzerine titrerdi.</p>
<p>“İlmini ve konumunu dünyalık hiç bir şeye istismar etmemiştir.”</p>
<p>“Dualarınızda ve dualarımızda böylelerini untmayalım.”</p>
<p>Selam, saygı ve dualarımla&#8230;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.hayatonline.eu/65-sayi-subat-2012/mustafa-efe-hocamin-ardindan/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Manevi Dünyamızın Mimarları</title>
		<link>http://www.hayatonline.eu/selahattin-saygin/manevi-dunyamizin-mimarlari/</link>
		<comments>http://www.hayatonline.eu/selahattin-saygin/manevi-dunyamizin-mimarlari/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 30 Jan 2012 12:11:26 +0000</pubDate>
		<dc:creator>mucahidceylan</dc:creator>
				<category><![CDATA[65. Sayı Şubat 2012]]></category>
		<category><![CDATA[Selahattin Saygın]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.hayatonline.eu/?p=735</guid>
		<description><![CDATA[Milletleri millet yapan değerler vardır. Bu değerlerin başında din, dil ve bunların yoğurduğu örf ve gelenekler, sanat, müzik, mimari, ahlaki duruşu, kültürel yapı vs. manevi dünyamızı oluşturur ve bizi hayata daha iyi hazırlar. Bu değerleri aldığımız zaman hayatımız bir mana kazanır. Manevi hayatımızın yanında dünyamızda şenlenir huzur buluruz. Her çağda milletimizin çokça yetiştirdiği manevi mimarlarımız [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.hayatonline.eu/wp-content/uploads/2011/06/selahattin-saygin.jpg"><img class="size-full wp-image-341 alignleft" title="selahattin saygin" src="http://www.hayatonline.eu/wp-content/uploads/2011/06/selahattin-saygin.jpg" alt="" width="120" height="166" /></a>Milletleri millet yapan değerler vardır. Bu değerlerin başında din, dil ve bunların yoğurduğu örf ve gelenekler, sanat, müzik, mimari, ahlaki duruşu, kültürel yapı vs. manevi dünyamızı oluşturur ve bizi hayata daha iyi hazırlar. Bu değerleri aldığımız zaman hayatımız bir mana kazanır. Manevi hayatımızın yanında dünyamızda şenlenir huzur buluruz.</p>
<p>Her çağda milletimizin çokça yetiştirdiği manevi mimarlarımız olmuştur. Eserleri gönlümüzü aydınlatmış, dünyamızı şekillendirmiştir. Bir millet ne kadar çok değer yetiştirirse, insanlık ailesine o kadar çok hizmet etmiş olur. Milletleri yücelten hizmetleri ve hakkaniyet ölçüleridir.</p>
<p>Manevi dünyamızı aydınlatanların kaynağı Yüce Allah’ın kitabı Kur’an-ı Kerim ve O’nun Resulü Sevgili Peygamber Efendimiz ve yol arkadaşlarıdır. İmanın tam olduğu devirlerde millet olarak yüceldik ve yükseldik. O devirlerde insanlığa öncü devlet adamları, sanatkârlar, ilim adamları ve manevi hayatımızı tanzim eden, yol gösterenler çokça çıkmışlardır.</p>
<p>Türk Milleti tarih boyunca insanlık ailesine kattığı değerlerle ve verdiği hizmetlerle tarihe adını altın harflerle yazdırmıştır. Milletimiz kurduğu devletlerle, geliştirdiği medeniyetlerle, hak ve adalet anlayışıyla, idaresinde asırlarca bulundurduğu milletlerin dinine, diline, kısacası kimliğine, kişilik ve şahsiyetine asla dokunmamış ve kendi dilini, dinini asla dayatmamıştır. Dünyada bunun bir benzeri yoktur. Tarihimizde bunun örnekleri çoktur. Türklerin idaresinde Bulgar, Yunan, Romen, Sırp vs. kendi dinlerini, kültürlerini 400, 500 yıl korumuş ve asla erozyona uğramamışlardır. 500 yıl Osmanlı Türk idaresinde kalan Araplar Türkçe öğrenme ihtiyacı duymadan, herhangi bir baskı görmeden varlıklarını sürdürmüşlerdir. Türklerin baskısını bırakın, hatta idare eden Türklerin diline Arapçanın ciddi etkisi olmuştur. Bu da tarihimizde emperyalist bir anlayışın olmadığını gösteriyor. İnsan hak ve hürriyetinin olmadığı bir yerde asla medeniyet ve ilerleme olmaz.</p>
<p>Sadece Aralık ayında kaybettiğimiz manevi mimarlarımızın bir kısmını yazsam sayfalar yetmez. Bir kaçını yazmadan da geçemeyeceğim.</p>
<p>Mevlana, İmam-ı Rabbani, Mehmet Akif Ersoy, Seyit Ahmet Arvasi. Her biri manevi hayatımızda çok önemli şahsiyetlerdir. Varlıklarını Allah için ilme, irfana, sevgiye, insanın mutluluğuna harcamışlardır.</p>
<p>Mevlana’nın fikirleri bütün dünyada ilgiyle takip ediliyor. Pınar berraklığındaki düşünceler dünya insanlığının hararetini giderecek hikmetli sözlerdir. Mevlana ile İmam-ı Rabbani bir bütünün parçaları gibiler.</p>
<p>Mehmet Akif Ersoy bu toprakların yetiştirdiği fevkalade bir hazinedir. Takdir hislerimiz sadece “İstiklal Marşı Şair”imiz oluşu değil, Kur’an ilmiyle, dava adamlığıyla, mücadelesiyle, fikir adamlığıyla dünyamızı aydınlatmıştır. Mehmet Akif’i iyi anlayanlar Seyit Ahmet Arvasi’yi okuyunca çok iyi anlayacaklardır. Her iki dava adamında da, büyük bir milletin düşürüldüğü girdaptan nasıl kurtarılacağının ıstırabıyla çırpındıklarını görmek mümkün. Gençlik üzerinde her ikisininde ciddi etkileri olmuştur.</p>
<p>Bize düşen vazife bu değerlerimizi iyi anlamak ve fikirlerinden faydalanmaktır. Bu Zatları sadece ölüm yıldönümlerinde değil, bütün zamanlarda okumamız, anlamamız bizim hayrımıza olacaktır. Büyük Zatlarımızın ölüm yıldönümleri yas olmaktan çıktı, ilim ve irfan sofralarına dönüşmüştür.</p>
<p>Ne mutlu bu ilim ve irfan sofralarından hakkıyla faydalananlara.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.hayatonline.eu/selahattin-saygin/manevi-dunyamizin-mimarlari/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Bize Söylenenler, Bizim Sorumluluklarımız</title>
		<link>http://www.hayatonline.eu/oguz-ucuncu/bize-soylenenler-bizim-sorumluluklarimiz/</link>
		<comments>http://www.hayatonline.eu/oguz-ucuncu/bize-soylenenler-bizim-sorumluluklarimiz/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 30 Jan 2012 12:09:33 +0000</pubDate>
		<dc:creator>mucahidceylan</dc:creator>
				<category><![CDATA[65. Sayı Şubat 2012]]></category>
		<category><![CDATA[Oğuz Üçüncü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.hayatonline.eu/?p=731</guid>
		<description><![CDATA[Enver Şimşek, Abdurrahim Özüdoğru, Süleyman Taşköprü, Habil Kılıç, Yunus Turgut, İsmail Yaşar, Theodoros Boulgarides, Mehmet Kubaşık, Halit Yozgat. 4 Kasım 2011’de, Eisenach’taki banka soygunu olağan bir şekilde cereyan etse idi, yukarıda saydığımız isimler muhtemelen hâlâ  “hilâl” yahut “boğaziçi” isimli özel polis komisyonlarının soruşturmalarında geçiyor olacaktı. Ancak bu insanlar, 13 yıldır cinayetler, bombalar ve soygunlar ile [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.hayatonline.eu/wp-content/uploads/2011/08/oguz-ücüncü.jpg"><img class="size-full wp-image-446 alignleft" title="oguz ücüncü" src="http://www.hayatonline.eu/wp-content/uploads/2011/08/oguz-ücüncü.jpg" alt="" width="120" height="166" /></a>Enver Şimşek, Abdurrahim Özüdoğru, Süleyman Taşköprü, Habil Kılıç, Yunus Turgut, İsmail Yaşar, Theodoros Boulgarides, Mehmet Kubaşık, Halit Yozgat. 4 Kasım 2011’de, Eisenach’taki banka soygunu olağan bir şekilde cereyan etse idi, yukarıda saydığımız isimler muhtemelen hâlâ  “hilâl” yahut “boğaziçi” isimli özel polis komisyonlarının soruşturmalarında geçiyor olacaktı. Ancak bu insanlar, 13 yıldır cinayetler, bombalar ve soygunlar ile Almanya’da huzur ortamını tehdit eden bir nazi terör birliğinin kurbanı oldular. Uyuşturucu ticareti, koruma parası, hatta aile içi kavgalar gibi bugüne kadar polis soruşturmasının odağında bulunan cürüm nedenleri bir anda manasız hale geldi. Son kurban Halil Yozgat’ın öldürülmesinin üzerinden beş, ilk kurban Enver Şimşek’in öldürülmesinin üzerinden ise ancak on bir sene geçtikten sonra geride bıraktıkları kişiler, zanlıları ile cürüm nedenlerini ve dolayısıyla çok sevdikleri yakınlarının neden öldürüldüklerini bilebiliyor. Zaman zaman onları da  potansiyel suçlu ilan eden spekülasyonlar ve şüpheler bir anda hükmünü yitirdi. Şimdilerde siyasetçiler, güvenlik makamları, sivil toplum ve dini cemaat temsilcileri  kurbanların ailelerinin kapısına akın ediyor. Öyle ki, üstüste gelen olayları takip edebilmek dahi imkânsızlaştı. Bir yandan Cumhurbaşkanı Wulff, aileleri makamına davet ediyor ve bu insanların acılarından derinden etkilendiği izlenimi bırakıyor, diğer yandan meclis başkanı mecliste duygulu bir merasimle kurbanları yad edip geride kalanlarından özür diliyor ve Türkiye Cumhuriyeti’ni temsilen gelen yetkililer ziyaretlerinde maktüllerin yakınlarına dayanışma sözü verip acılarını paylaştıklarını dile getiriyorlar. Ve nihayet sivil toplum ve dini cemaat temsilcileri de, bu seri cinayetler hususundaki ihmallerini, eksikliklerini kabul edip ancak bu ihmal ve eksikliklerin bu aileler için nasıl sonuçlar getirdiği ile alakalı bir özeleştiri yapmadan onlarla daha sıkı temas kurarak yakınlık sağlamaya çalışıyorlar. Matem içindeki bu ailelere yönelen dikkatler yıllardır bu konuda süre gelen cehalet gözönüne alındığında daha itici görünüyor. Mağdurların yaşadığı acı tecrübeler nedeniyle yapılan özeleştiri ve hissedilen mahviyet bugün hepimizin payına düşen, maalesef yapabileceğimiz tek şeydir.</p>
<p> Türk Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, mağdur olan aile mensuplarıyla gerçekleştirdiği görüşmelerin ardından bu insanların yakınlarını kaybetmenin yanısıra içinde yaşadıkları toplum tarafından yanlızlığa itilip tecrit edilmek gibi üzücü bir durumla da karşılaşmış olduklarını söyledi. Onca yıl boyunca kimse onların kapılarını çalmadı, çok kişi ise temas kurmaktan kasten kaçındı. Hepimiz bu insanları gerçekten tarifi zor acıların içinde yalnız bıraktık. Ve burada “yalnız bırakmak” derken, normalde de ihmal ettiğimiz kişisel ilişkileri kastetmiyoruz.  Söz konusu olan aynı silahla ve aynı şekilde işlenen seri cinayetler olduğu halde, biz dahi emniyet makamlarının açıklamaları ile hemen tatmin olduk ve olayları eleştirel bir yaklaşımla takip etmedik. Almanya’daki cinayetler, bombalı suikastler ve kundaklamalarla alakalı, malum “yabancı düşmanlığı” arka planının gizlendiği hikâyeler dinledik. Zamanla ortaya çıkan uygunsuzluklar, çelişkiler, hatalar ve skandallara rağmen güvenlik makamlarının doğruluğuna olan inancımız sarsılmadı. Rheinland-Pfalz Başbakanı Kurt Beck’in, Ludwigshafen’de dokuz kişinin can verdiği ve henüz dumanı tüten kundaklanmış bir evin önünde her türlü ırkçı arka planı ihtimal dışı bırakmasına hiçkimse itiraz etmedi mesela. Öyle görülüyor ki bizler dahi, beceriksizce iş gören makamlar tarafından ülkemizin güvenliğinin bizzat biz Müslümanlar tarafından tehdit edildiğine ikna olmuşuz. Zira medyada etkili bir şekilde Müslümanların temsilcilerinin de katılımıyla tezgâhlanan programlarda kamuoyuna kontrol ve güvenliğin sağlanmış olduğu hissi telkin edildi. Halbuki Alman birliğinin yeniden sağlanmasından sonra şiddet yanlısı militan ve sağ bataklık, hem kişilerin hayatı hem de ülkemizin anayasal düzeni için en büyük tehdidi teşkil ediyordu. Yıllardır süregelen ihmallerimizi birkaç hafta içerisinde telafi etme çabalarımızla devlet ve toplum olarak günlük gelişmelerin ve peşpeşe gelen olayların cereyanına kapılma tehlikesi ile karşı karşıyayız. Ancak asıl yapmamız gereken, kendimizi nasıl tanımladığımızı bir an muhakeme edip, davranışımızı özeleştirel bir tahlilin sonuçlarına göre şekillendirmek olmalıdır. </p>
<p>Bu, İslâmî cemaatlerin mağdurların geride bıraktığı insanları, şiddet ve ağır suçlar hakkında bilgilendirilmeleri açısından yöntemlerini gözden geçirmesi anlamına geliyor. Bu insanlar yaşadıkları acının üstüne bir de toplum tarafından cezalandırılmamalıdırlar. Bununla beraber sivil toplum kuruluşları ve dinî cemaatler olarak görüşlerimizi bildirmekten asla geri durmamalı ve göçmen kökenli insanlar, cürümlerin, suikastların, bombalı saldırıların ve kundaklamaların kurbanı olurken siyasetçilerin ve emniyet makamlarının kullandığı dili içselleştirmekten sakınmalıyız. Zwickau terör hücresi meselesinde de net bir şekilde ortaya çıktığı gibi, soruşturmaları eleştirel bir gözle ve uzun soluklu bir anlayışla takip etmeli ve muğlak kalan durumlara kamuoyunun dikkatini çekmeliyiz. Bilhassa aşırı sağcı terör konusunda, bu tehlikeli fikirlerin geliştiği ortamlar da dahil olmak üzere bütün meselelerin, ayrıca güvenlik makamlarının ve istihbaratın müdahalelerinin eksiksiz ve tavizsiz bir biçimde aydınlanmasına dikkat etmeliyiz. Bazı “küçük balıkların” gözaltına alınması, NPD’nin yasaklanması ile yapılan cılız bir tartışma ve bir anma töreni ile -kurbanlara ve geride bıraktıklarına duyduğumuz saygıdan dolayı- yetinmemeli, bilakis gerçek bataklığın ülkemizde kurutulması için durmadan ve ısrarla mücadele etmeliyiz.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.hayatonline.eu/oguz-ucuncu/bize-soylenenler-bizim-sorumluluklarimiz/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Bu Sesi Duy Türkiye “Kızgın ve Kırgın Nesiller”</title>
		<link>http://www.hayatonline.eu/mahmut-askar/bu-sesi-duy-turkiye-%e2%80%9ckizgin-ve-kirgin-nesiller%e2%80%9d/</link>
		<comments>http://www.hayatonline.eu/mahmut-askar/bu-sesi-duy-turkiye-%e2%80%9ckizgin-ve-kirgin-nesiller%e2%80%9d/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 30 Jan 2012 12:08:20 +0000</pubDate>
		<dc:creator>mucahidceylan</dc:creator>
				<category><![CDATA[65. Sayı Şubat 2012]]></category>
		<category><![CDATA[Mahmut Aşkar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.hayatonline.eu/?p=728</guid>
		<description><![CDATA[Avrupa’nın ileri sanayi toplumlarının içinde kendilerine hatırı sayılır yer edinmiş ve bulundukları yere kendilerini layık görmeyerek daha da iyi konumlara gelmek için canhıraş gayret sarf eden Türkler giderek artıyor. İşgücü göçüyle oluşan Avrupa Türklerinin şimdilik büyük kesimi, yerli topluma kıyasla alt katmanlarda olsa da, artık yerleşik bir hayat düzenine hem intibak etmiş, hem de benimsemiş [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.hayatonline.eu/wp-content/uploads/2011/05/mahmut-askar.jpg"><img class="size-full wp-image-71 alignleft" title="mahmut-askar" src="http://www.hayatonline.eu/wp-content/uploads/2011/05/mahmut-askar.jpg" alt="" width="120" height="166" /></a>Avrupa’nın ileri sanayi toplumlarının içinde kendilerine hatırı sayılır yer edinmiş ve bulundukları yere kendilerini layık görmeyerek daha da iyi konumlara gelmek için canhıraş gayret sarf eden Türkler giderek artıyor. İşgücü göçüyle oluşan Avrupa Türklerinin şimdilik büyük kesimi, yerli topluma kıyasla alt katmanlarda olsa da, artık yerleşik bir hayat düzenine hem intibak etmiş, hem de benimsemiş durumdadır. Emek göçüyle oluşan Batı Avrupa Türkleri, tahlil edilirken gerçekçi ve bir o kadar da insaflı olmak gerekir. Kendilerinden her yönüyle çok daha iyi şartlarda olan yerli halkla ve aynı kültür havzasına dahil olan diğer Avrupalı göçmenler veya azınlıklarla değil de, dünü ve bugünü itibariyle kendisiyle kıyaslanmalıdır.</p>
<p>Bilinen ve bilinmeyen bütün menfiliklere rağmen, ağırlıklı Almanya olmak üzere, dünün “Misafir İşçileri”nin torunları akın akın Avrupa üniversitelerinin kapılarına çoktan beri dayanmış durumdalar. Daha şimdiden kız ve erkek onbinlerce yeni nesil Türk, Almanya, Avusturya, Hollanda, Fransa ve Belçika gibi ülkelerin üniversitelerinde tahsil görmektedir. Onların dedeleri ilk defa ülke dışına çıkarken, kendileri kadar, gönderen ve kabul eden ülkelerin yetkilileri de bu gidişin akibetini uzun boylu düşünmemişlerdi. Şimdi ise yarım asırlık bir tecrübeden hareketle, gelecek yıllar için orta ve uzun vadeli, “Avrupalı Türkler Projesi” üretilmelidir.</p>
<p>Dün geldiği ülkenin dilini bilmeyen, diplomasız Türklerin yerini, bugün doğduğu ülkenin dilini konuşan, diplomalı Türklerin aldığı hakikatı dikkate alınırsa, gelecek de ona göre tasavvur edilebilir. Dün, her halukârda Türkiye’ye her şeyiyle bağlı ve muhtaç olan vatandaşların yerini, bugün anavatanla yenivatan arasında gönül köprüsü kuran soydaşlar ağırlıklı olarak almaya başladı. Dünya vatandaşlığına namzet bu yeni nesil Avrupa Türkleri, bal arıları gibidirler: Hem çok verimli, hem de çabuk küserler. Ceplerinde dünyanın dört bir yanına vize engeline takılmadan gidebilecek pasaportları, geçerli meslek veya yüksek öğrenim diplomaları, ayrıca birden fazla lisan bilmeleri, onların dünya vatandaşlığını kolaylaştıran amillerin başında gelir.</p>
<p>Yurtdışındaki vatandaş veya soydaş konumundaki Türklere hizmet gayesiyle oluşturulan resmî müesseseler, işin ehli ve mesuliyetin idraki içinde olanlar tarafından değil de, belli bir siyasî veya ideolojik görüşe mensup insanların çöreklendiği makamlar hâline gelirse, yeşermeye başlayan umutlar bir daha canlanmamak üzere kurur. Ve bu kadrolar samimi olsalar da, konuya vakıf olmadıklarında, yurtdışındaki Türkler için proje üretme ve geliştirme ferasetine sahip olamazlar. Devletin kasasından beş kuruş dahi almadan ve devlet, onların eğitim ve öğrenimi için beş kuruş dahi harcamadan, Avrupa’nın en seçkin üniversitelerinde okumuş onbinlerce Avrupalı Türk, hem yaşadıkları ülke, hem de Türkiye için bulunmaz bir nimettir.</p>
<p>Dünyada çok az ülkeye nasip olabilecek böylesi bir insan hazinesinin farkında olmayan veya hakkıyla değerlendiremeyenler; Ankara’nın kendisiyle ceddeleşen kısır siyasetinden başını kaldıramayan bizim “başlar”dan başkası olamaz.</p>
<p>Bütün mesele; bu genç, dinamik akademik potensiyelin kıymetini bilmek; ona, kültürel bağları kadar gönül bağlarının da olduğu atayurdundan kulak kabartabilmek, el uzatabilmek; faydalı olabilmek ve ondan, hem ülke adına hem de yaşadıkları ülkelerle dostluğun daha da pekişmesi adına, faydalanabilmektir. Sözkonusu okumuş, eğitimli nesillere “faydalı olmak” ve “faydalanmak” tan kastı anlayabilmek için onları iyi tanımak gerek; hem de adamakıllı&#8230;</p>
<p>Onlar bazen deli çaylar gibi gümbür gümbür akar, bazen de “yatağına kırgın ırmaklar” gibi oluverirler. Verebilirseniz şayet, onlardan onbinlerce kültür elçisi olur. Ondan evvel esas mesele; içinde bulunduğumuz çağa daha başlamadan başlatılan “kültürler çatışması”nın ne kadar farkında ve idrakinde olduğunuz gibi, kendi kültürünüzden haberdarlık derecesiyle de sonuna dek bağlantılıdır. İşin özü; kültürün verilebilmesinde saklıdır.</p>
<p>Verebilirseniz şayet, onlardan onbinlerce gönüllü lobiciler olur. Ağırlığı kadar para verdiğiniz ve üstelik lobicilik yapmaları için görevlendirdiğiniz adamlar(ınız)dan daha ağırlıklı olurlar hem de&#8230; Bütün mesele; sizin gönül verebilmekte ve gönül alabilmekteki maharet ve samimiyetinizle alakalıdır. İşin sırrı; gönül köprüsünü kurabilmekte gizlidir.</p>
<p>Onlar, deli çaylar gibi aktıklarında da tehlike var, yatağına kırgın ırmak gibi olduklarında da&#8230; Avrupa Türklerinin Avrupa’da yetişen nesillerini tehdit eden iki büyük tehlike var:</p>
<p>1.Kızgınlık</p>
<p>2.Kırgınlık.</p>
<p>Kızgınlık; dışlanmışlığın, ötekilenmişliğin, aşağılanmışlığın ifadesi, dışa yansımasıdır. Siz bu tavrı, bunların tamamına karşı çekilen bir protesto olarak da addedebilirsiniz.</p>
<p>Kızgınlık; esasen doğup büyüdüğü ülkenin onu kendinden görmediğinden ve değerler bazındaki farklılığını kabullenmediğinden dolayıdır.</p>
<p>Kırgınlık; anlaşılamamanın, şefkatsizliğin, beklentilerin boşa çıkmasının, sevgisizliğin, ilgisizliğin ve sahipsizliğin neticesidir.</p>
<p>Kırgınlık; kendisinden olanlara olduğu kadar onu kendisinden sayanlaradır ve adını koyamasa, meramını anlatamasa da o, aslında onunki gönül kırılmasıdır.</p>
<p>Bu nesil taştığında, kendisiyle beraber etrafını da yıkar gider diye&#8230; ve bir de, bu nesil küstüğünde, mecrasını terk eder diye korkuyorum.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.hayatonline.eu/mahmut-askar/bu-sesi-duy-turkiye-%e2%80%9ckizgin-ve-kirgin-nesiller%e2%80%9d/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Akıl ve Akıllı Kimse</title>
		<link>http://www.hayatonline.eu/dr-yusuf-isik/akil-ve-akilli-kimse/</link>
		<comments>http://www.hayatonline.eu/dr-yusuf-isik/akil-ve-akilli-kimse/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 30 Jan 2012 12:06:44 +0000</pubDate>
		<dc:creator>mucahidceylan</dc:creator>
				<category><![CDATA[65. Sayı Şubat 2012]]></category>
		<category><![CDATA[Dr. Yusuf Işık]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.hayatonline.eu/?p=725</guid>
		<description><![CDATA[Hemen herkes aklından razıdır. Aklından razı olmayan veya onu eksik gören kimseyle karşılaştınız mı? Akıllar derece derece olmasına rağmen, en düşük derecede akla sahip olan kimsenin dahi aklından razı olduğunu ve ondan pek şikâyet etmediğini görürüz. Her halde sahip olduklarımız içinde, sahip olduğumuz kadarıyla kendisini yeterli görüp, kanaat ettiğimiz tek şeydir akıl. Ve herkes aklını [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.hayatonline.eu/wp-content/uploads/2011/05/dr-yusuf-isik-copy1.jpg"><img class="size-full wp-image-297 alignleft" title="dr-yusuf-isik copy" src="http://www.hayatonline.eu/wp-content/uploads/2011/05/dr-yusuf-isik-copy1.jpg" alt="" width="120" height="166" /></a>Hemen herkes aklından razıdır. Aklından razı olmayan veya onu eksik gören kimseyle karşılaştınız mı? Akıllar derece derece olmasına rağmen, en düşük derecede akla sahip olan kimsenin dahi aklından razı olduğunu ve ondan pek şikâyet etmediğini görürüz.</p>
<p>Her halde sahip olduklarımız içinde, sahip olduğumuz kadarıyla kendisini yeterli görüp, kanaat ettiğimiz tek şeydir akıl. Ve herkes aklını sever. Kendini akıllı hatta çoğu zamanda en akıllı görür.</p>
<p>Akıl, insanların en belirgin alâmet-i fârikası olmasına rağmen, her insan akıllı mıdır? Toplumun akıllı insan ölçüsü ile Kur’an ve Sünnetin akıllı insan ölçüsü mutabık mıdır?</p>
<p>Ziya Paşa, aklın ölçüsü olarak insanın iş ve eserlerini göstermiştir.</p>
<p> “Ainesi iştir kişinin lâfa bakılmaz</p>
<p>  Şahsın görünür rütbe-i aklı eserinde.”    </p>
<p>Doğru aklın ölçüsü insanın işi ve eserleridir. Toplum da, Kur’an ve Sünnet de insanın amellerini ve eserlerini ölçü alır. Fakat çoğu zaman toplumun akıllı dediği kimse, vahyin terazisinde akılsızdır. Kur’andan uzaklaşan toplumlar, dünyevî işleri aklın ölçüsü zannederler.</p>
<p>Oysaki vahiy, merkezde uhrevî olmak üzere dünya-âhiret işlerini ölçü alır.</p>
<p>Maalesef, günümüz toplumunda, akıllı olarak vasıflandırılan insanlarda ölçü, genellikle dünyevî kazanımlardır. Dünyada elde ettiği mal-mülk ve makam ile dîninden dolayı dünyası zarar görmediği ölçüde kişi akıllı addediliyor. Dünyalık kazanımları az olan ve hele dîninden dolayı dünya menfaatlarına zarar gelen insan, akıllılar sınıfından ihraç edilir. Hatta içten içe akılsız olarak vasıflandırılıp, azarlama konusu edilir. Halbuki vahiy, dünyanın gerçekliğini ortaya koyup, âhiretin üstünlüğüne yönelişi, akıllılık olarak değerlendiriyor.</p>
<p>Allah (c.c) şöyle buyurmaktadır;</p>
<p>-“Oysaki size verilen her şey, dünya hayatının (geçici) menfaat ve zînetidir. Allah katında olan ise, daha hayırlı ve daha devamlıdır. Hiç akıl erdirmez misiniz.” (Kasas: 60).</p>
<p>Toplumsal müslümanlık yozlaştıkca, İslâmî değerler de yozlaştırıldı. Yozlaşan bu değerlerden bir tanesi de akıllı insan tanımlamasıdır. Toplum olarak İslâm’ın tersine gidildiğinden beri, fiiller gibi değerler ve kavramlar da vahiy ile zıtlaşmaya başladı. Değerleri İslâmî kıymetçe yaşamayan müslümanlar, bu değerleri toplumun biçtiği kıymete mahkûm ettiler. Maalesef günümüz müslümanları bir çok İslâmî değeri, vahiy ile sünnetin kıymetinde ve ölçüsünde değil de toplumun kıymet ve ölçüsünde yaşıyor. Dolayısıyla akıllılığın ölçüleri de tersyüz oldu.</p>
<p>İnsan yaşamında yönlendirici ve belirleyici üç temel sâik vardır; İnsanlar bu sâiklerle hareket eder ve yaşarlar. Bunlar; akıl, duygu ve şehvettir. Bunlardan hangisi baskın olursa, diğer ikisini kontrolü altına alır ve insan etkin olanın yönlendirmesinde yaşar. Aklın kemaliyle hareket edenler, kâmil insanlardır. Duygularıyla yaşayanlar, duygusal insanlardır. Gazap, ihtiras, heva&#8230; vs. şehvetlerin hakim olduğu insanlar ise, nefisperest insanlardır.</p>
<p>Aklın, amellerden insanî ilişkilere, konuşmalardan ahlakî özelliklere dair hayatın her alanına yansımaları vardır. Kişinin aklı, yaşamındaki bu fenomenlerden, emarelerden rahatlıkla okunur. Böylece insanın akıllılığı bilinir.</p>
<p>Resûlüllah (s.a.v) akıllı kimseleri on maddede özetlemiştir;</p>
<p>“Kendisine cahillik yapana yumuşak davranır ve kendisine haksızlık yapanı affeder. Kendisinden aşağı olanlara alçak gönüllü olur. İyilikte kendisinden üstün olanlarla yarışır. Konuşmak istediğinde önce düşünür; konuşacağı iyi bir şey ise söyler; kötü ise susar. Bir fitne ile karşılaştığında Allah’a sığınır. Elini ve dilini fitneden korur. Bir fazilet gördüğünde, ganimet bilip onu elde etmeye çalışır. Hayırdan ayrılmaz. O’nda ihtiras görülmez.”</p>
<p>İslâm Peygamberi Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v) bir Hadîs-i Şerifinde şöyle tanımlar akıllı kimseyi;</p>
<p>- “Akıllı o kimsedir ki, nefsini dizginler (terbiye eder) ve ölümden sonrası için amel eder. Ahmak da o kimsedir ki, nefsini şehvetlerine tâbî kılar ve kuruntularla (cenneti) temenni eder.“</p>
<p>Akıllı insan, dünyevî olsun uhrevî olsun, işlerinin akıbetini görüp ona göre hareket eder. Amellerinin ve gidişatının nereye varacağını önceden görür. Ne oldum değil de ne olacağım endişesiyle yaşadığı için, ele geçirdikleriyle başı dönmez ve şımarmaz. Eldeki sermayesi her ne kadar bugün olsa da, hayatı bugünden ibaret görmez. Hayatının yarınını hesaba katar ve bu günlerinden, yarınlarına hazırlık yapar. Böylece hayvanlar misali anlık yaşamaz. Düşünce âleminde geçmiş ve geleceği cem eder.</p>
<p>Toplum her ne kadar aklın ve akıllılığın ölçüsünü dünyevî kazanımlar olarak görse de hakikatte ise, akıllı kimselerin rızkı genellikle dardır. Dünyadan nasipleri azdır.</p>
<p> Hz. Ali’ye;</p>
<p>-“Akıllı kimselerin rızkı neden azdır?” diye sorarlar. Hz. Ali de;</p>
<p>-“Akıl da bir rızık değil midir? Allah, bunu onların rızkından düşmüştür.” diye cevap verir.</p>
<p>Akıl rızıklar içerisinde en kıymetlilerindendir. İnsanoğlu mal-mülk ile ulaşamadığı şeye, akılla ulaşır. Vahyin emrine verdiği akılla rahat ve huzurlu yaşar ve bu akıl sayesinde kurtuluşa erer.</p>
<p>Herkes kendi aklını yeterli görüp ondan razı olsa da Kur’an bunu doğru bulmuyor. Peygamberine dahi akıl ile yetinmemesi ve ortak akıl diyebileceğimiz istişareyi O’na emrediyor. Zira sadece kendi aklını kullanan insan akıllı olsa da, başkalarının da aklını kullanan insanlar daha akıllıdırlar.</p>
<p>Ne mutlu, kendi aklını ilâh edinmeden, istişareye önem veren, Kur’an ve Sünnet’in emrine verdiği akılla hareket eden kimselere&#8230;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.hayatonline.eu/dr-yusuf-isik/akil-ve-akilli-kimse/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Herkes Kapısının Önünü Süpürmeli</title>
		<link>http://www.hayatonline.eu/sinan-akturk/herkes-kapisinin-onunu-supurmeli/</link>
		<comments>http://www.hayatonline.eu/sinan-akturk/herkes-kapisinin-onunu-supurmeli/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 30 Jan 2012 11:54:21 +0000</pubDate>
		<dc:creator>mucahidceylan</dc:creator>
				<category><![CDATA[65. Sayı Şubat 2012]]></category>
		<category><![CDATA[Genel Yayın Yönetmeni]]></category>
		<category><![CDATA[Sinan Aktürk]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.hayatonline.eu/?p=721</guid>
		<description><![CDATA[Sevgili dostlar! Yeni bir yıla yeni bir logo yeni bir sayfa dizaynı ve yine bir heyecanla girmenin mutluluğu içerisindeyiz. Gazetemize bugüne kadar gösterdiğiniz ilgiden dolayı çok teşekkür etmek istiyoruz. Zaman zaman buradan siz değerli okuyucularımıza gazetemizin durumu hakkında bilgiler veriyoruz. 9. senesine girdiğimiz yayın hayatımızın son 5 senesinde gazetemize gösterilen ilgi takdire şayandir. Şu anda [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.hayatonline.eu/wp-content/uploads/2012/01/sinan-aktürk-2012.jpg"><img class="size-full wp-image-722 alignleft" title="sinan aktürk 2012" src="http://www.hayatonline.eu/wp-content/uploads/2012/01/sinan-aktürk-2012.jpg" alt="" width="120" height="166" /></a>Sevgili dostlar!</p>
<p>Yeni bir yıla yeni bir logo yeni bir sayfa dizaynı ve yine bir heyecanla girmenin mutluluğu içerisindeyiz.</p>
<p>Gazetemize bugüne kadar gösterdiğiniz ilgiden dolayı çok teşekkür etmek istiyoruz.</p>
<p>Zaman zaman buradan siz değerli okuyucularımıza gazetemizin durumu hakkında bilgiler veriyoruz.</p>
<p>9. senesine girdiğimiz yayın hayatımızın son 5 senesinde gazetemize gösterilen ilgi takdire şayandir. Şu anda Almanyanın yaklaşık yarısına yakın bölümünde gazetemiz insanımıza ulaşıyor. Burada hemen şunu hatırlatmak isteriz. Dağıtım ağımız şu an bizim istediğimiz ideal noktaya daha tam manasıyla ulaşmış dedil. Bizim hedefimiz 2012 senesi sonu itibariyle en az Almanya`nın 3/2lik bölümündeki insanımıza ulaşmaktır. 2013 senesi itibariyle inşallah hedefimiz tüm Almanya`daki insanımıza ulaşmaktır.</p>
<p>2011 senesi bizim için oldukça bereketli bir yıl oldu. 3 sene önce deneme amaçlı çıktığımız NRW seferimiz 7 sayı ile sınırlı kalmış idi. Ama hamdolsun Eylül 2011 itibariyle buraya tekrar gazetemizi ulaştırmaya başladık. Bu çalışmamızda bize destek olan tüm kardeşlerimize teşekkür etmek istiyoruz. Bizler bu işin tabiri caiz ise mutfağındayız. Ama bölgesel temsilcilerimiz bir nevi arazide bu çalışmamıza destek olmaktalar.</p>
<p>Zaman zaman değişik telefon ve e-mailler almaktayız. Gazetemizi ilk defa ellerine alıp okuyan kişi ve kurum temsilcileri beğenilerini ve takdirlerini bildirmekteler. Tabi bunun sonucunda gazetemizi istemekteler. Bunun sonucu olarak şu an bazı yerler ile alakalı bizlerin çalışması olmamasına karşın gelen talepler neticesinde gazetemizi istek yapan yerlere gönderiyoruz. Mesela Ağustos 2011`den beri Wangen ve çevresine bu şekilde bir talep sonucu gazetemizi gönderiyoruz. Buraya 350 adet gazete gönderiyoruz. Zaman zaman da abonelik gibi taleplerle de karşılaşmaktayız. Bilindiği gibi gazetemizin böyle bir imkanı şu an bulunmamaktadır.</p>
<p>Sizlerden ricamız bu şekilde gazetemizin ulaşmasını istediğiniz yerler olursa bizlere bildirmenizdir.</p>
<p>Bu ayki kapak konumuz “Sağcı Populizm” oldu. Son dönemde Almanya`da yaşanan Neo-Nazi cinayetleri ve eylemleri ile alakalı gündem hala tazeliğini korumakta. Özellikle bazı bilgilerin ortaya çıkmasından sonra Devlet yetkililerinin açıklamaları içimize su serper nitelikte idi. Ve tüm kamuoyu da bu beklenti içerisinde bir şeyler yapılmasını bekliyordu. Ama galiba benzer tecrübeler bunun böyle olmayacağını ve yine tabiri caiz ise toplumun ve özellikle de yabancıların gazının alınacağı gibi bir izlenim içerisindeyiz. Ha burada açıklama yapan bazı devlet yetkililerinin ve özellikle Sayın Cumhurbaşkanı Wulff`un açıklama ve tavırlarının doğru ve itidalli olduğunu söylemekte yarar vardır. Ama bu mesele de Almanya İslam Konferansı çalışması gibi biraz oyalama taktiği kokmaktadır. Bir kaç hamasi açıklama, bir kaç ortak karede resim çektirme ile bu da sanki geçiştirilip bu meselenin üzeri küllendirilecek gibi. Yapılan bazı açıklamalar bizim bu düşüncemizi doğrular niteliktedir. Bu yapılırken Almanyadaki aklı selim bazı politikacıların da tabiri caiz ise aba altından sopa gösterilerek kulakları çekilmek istenmektedir. Bu meseleyi gündemde tutmak isteyen ve açıklığa kavuşmasını isteyen kim olursa olsun bazı yerlerden kendilerine aba altından sopa gösterilmektedir.</p>
<p>Türkiye`de nasıl Ergenekon yapılanmasının deşifre olmasından sonra devlet kendi içerisindeki pislikleri temizlemek adına bir hukuk sürecini işletmekte ise Almanyadaki politikacılar da popülizme kaçmadan kendi içlerinde bulunan pisliğin tesbit edilen tabiri caiz ise söküğün ucunu bırakmayıp sonuna kadar hukuk adına adalet adına bu mücadeleyi devam ettirmelidirler. Aksi taktirde Almanya`nın çok acı şekilde tecrübe ettiği geçmiş acıları tekrar yaşamak içten bile değildir.</p>
<p>Öte yandan 11 Eylül 2001 sürecinden bu yana özellikle Yabancılar Dairelerinde yaşanan sıkıntılar maalesef had safhaya ulaşmış durumdadır. Tamam tedbir açısından ve ülkenin huzur ve süküneti açısından alınan bazı tedbirleri hoş karşılamak mümkün ama burada sanki elmalar armutlar birbirine karıştırılıyor. Hiç bir geliri olmayan, çalışmayan ve Sosyal Yardımla geçinen kişilerin oturumları dikkatle izlenmekte ama hem firma sahibi ve hem de her türlü şekilde devlete kazanç ve vergi noktasında katkıda bulunan kişilere neden oturum ve resmi meselelerde zorluklar çıkarılıyor. Eğer bu kişilerin düşünce yapıları ve içerisinde bulundukları sivil kuruluşlarla alakalı bir sıkıntı mevcutsa bunun yolu hukuki süreç ile halledilmelidir. Hukuki sürecin neticesinde verilen kararlara da mutlaka uyulmalıdır. Teoride verilen kararlara pratikte absürt gerekçeler öne sürerek zorluklar çıkarılması hukuk devleti anlayışına ters düşmektedir.</p>
<p>Sözde güvenlik tedbiri adı altında yapılan bu tür baskılar toplumu maalesef germekte ve ekonomik hayata da dolaylı şekilde sekte vurmaktadır. Toplumun huzuruna zarar verebilecek her türlü kişiye ve davranışa musamaha gösterilmesin ama tam tersi olan durumlara da Yabancılar Dairelerindeki yetkililerin keyfi uygulamalarına da müsaade edilmesin.  Maalesef son dönemde bu tür keyfi uygulamalar yüzünden aile facialarına bile şahit olunmaktadır. Keyfi verilen kararlar neticesinde eşin birine oturum verilirken diğerine yurtdışı verilmekte. Bunun neticesi de aile belli bir zaman sonra parçalanmaktadır.</p>
<p>Bizim korkumuz bu tür sıkıntıların peşine özellikle Fransa`da son dönemde yaşanan Burka ve Soykırım meselesi gibi meselelerin de Almanya`da gündemi işgal etmesinin önü açılmak istenmektedir. Bu olursa özgürlüklerin önüne konan her engel toplumun huzurunu daima bozacaktır. Toplumun huzurunun bozulması da puslu havayı bekleyen kurt zihniyetlilerin işine yarayacaktır.</p>
<p>Not: Kıymetli büyüğüm Yusuf Işık Bey`in bir torunu dünyaya gelmiştir. Aileyi tebrik eder; yavruya Cenab-ı Allah`tan hayırlı uzun ömürler dilerim.</p>
<p>Kıymetli Ali Bozkurt Bey`in oğlu Cahit dünya evine girmiştir. Yeni evli çifti tebrik ederim.</p>
<p>Gazetemizin de yazarlarından Mustafa Kasalak Bey`in oğlu Talha dünya evine girmiştir. Yeni evli çifti tebrik ederim.</p>
<p>Cenab-ı Allah çalışmalarımızı bereketlendirsin, şuurlandırsın.</p>
<p>Çalışmak bizden başarı Allah`tandır.</p>
<p>Allah`a emanet olun.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.hayatonline.eu/sinan-akturk/herkes-kapisinin-onunu-supurmeli/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

