GDO`su Bozuk Dünya

dr-yusuf-isik.jpgDünya ve dünya insanı bir kaos süreci yaşıyor. Ozon tabakası yırtıldı, delik büyüyor ve ultraviyole ışınları insanlığı tehdit ediyor. Buzlar eriyor, denizlerin her yıl periyodik olarak yükseldiği bilim adamlarınca açıklanıyor.

Dünyanın dörtte üçünün su ve dörtte birinin kara parçası olduğunu biliyoruz. Şu süreçte karaparçası ve üzerinde yaşayan insanlar, hayvanlar ve bitkiler adeta diken üstünde, gelecekteki tehlikeleri göğüsleyebilmek için tedbir çabalarını yoğunlaştırıyor.

Uluslararası bir sürü toplantılar, konferanslar, sempozyumlar…vb. yapılıyor ve çareler araştırılıyor. Çevre, hava, su ve gıdaların kanserojen maddelerinden arındırılması için yoğun çaba sarfediliyor. Dünya Sağlık Örgütünün verilerine göre, sırf kanserojen virüsüyle mücadele için ilaca ve tıbbi malzemelere harcanan para beşyüz milyar dolar. Buna ne sigorta şirketleri dayanır, ne de devlet bütçeleri. Gelecek, tehlike arzediyor.

Konvensiyonel silahlanmanın önüne geçilmesi, sera gazlarının asgariye düşürülmesi, atom silahlarının önlenmesi, uranyum zenginleştirme faaliyetlerinin sonlandırılması, kozmetik sanayiinin frenlenmesi, GDO`lu (genetiğiyle oynanmış organik) gıdaların tüketilmemesi…vb. gibi bir çok tedbir düşünülmekte, konuşulmakta, endişeler paylaşılmakta ama, bu düşünülen ve konuşulan tedbirler bir türlü hayata geçirilememektedir. Çünkü yukarıda sıraladığımız çalışmalardan rant elde eden, milyar dolarlarına artı milyar dolarlar ekleyen uluslararası dev firmalar kazançlarından taviz vermek istememektedirler. Onları, gelecek nesillerin sağlıklı ortamlarda yaşaması ve müreffeh bir hayat sürmesi ve geleceğe umutla bakmaları pek ilgilendirmemektedir.

Insanlık bu hale nasıl geldi, kimler rol oynadı, hangi felsefi veya dini veriler müessir oldu, seküler bilim ne yapıyor. Milyarlarca dolar harcanarak nesillerin yetişmesi için kurulan üniversiteler, enstitüler, araştırma ve geliştirme merkezleri ne iş yaparlar. Bütün bunlar derin derin düşünülmesi ve üzerinde hassasiyetle ve titizlikle irdelenmesi gereken konular. Giderek büyük bir köy haline dönüştürülen ihtiyar dünyanın sakinleri endişeli bekleyişini sürdürmektedir…

Insanlığı tehdit eden ve kaosu körükleyen bir başska bela da terör, toplu katliam, harp, darp, kin-öfke, düşmanlık, stres, sinir, asabiyet, ırkçılık ve nefret…

Toplumlar cinnet geçiriyor. Refah seviyesi yüksek toplumlarda artan cinayetler, sabotajlar, kundaklamalar ve intiharlar, bir hayli düşündürücü.

Bütün bunlar neden oluyor dersiniz? Yok mu bir çaresi? Bu kaos ortamından insanlığı kurtaracak necat yolları kapalı mı acaba? Bu işlerin üstesinden nasıl gelinecek? Eşrefi mahlukat (en şerefli yaratık) olarak yaratılan insan, Yaratıcısının ortaya koyduğu kural, kaide, prensip, sistem, metod ve düzen çerçevesinde yaşamayı cüz`i iradesiyle murad ederse, külli irade sahibi Yaratıcı onu halkeder. Yeter ki insanlık, Yaratıcısının gösterdiği yola girsin. “Gayril mağdubi aleyhim ve la`ddallin” prensibine aminnnn desin.

Işte o zaman doğru/yanlış, hak/batıl. iyi/kötü, zulüm/adalet, kar/zarar, helal/haram, güzel/çirkin, net olarak ortaya çıkar.

Kin ve nefretin yerini, sevgi ve saygı alır. Terör ve anarşinin yerini, barış ve sulh alır. Egoizmin ve bencilliğin yerini, paylaşım alır. Düşmanlığın yerini dostluk alır.

Heyhat ki, Heyhat!

Bu günlerde şu Türkiyemizin haline bakın Allah aşkına. Terör, ölüm, bomba, molotof kokteyli, sabotaj, barut kokusu, endişe, korku, geçim sıkıntısı ve panik… Durup dururken cennet vatan ülkemiz 3-5 yılda bu hale gelmedi. Yıllarca uygulanan çarpık sistem ve dini öteleyen anlayış, GDO`su bozuk nesillerin yetişmesine sebep oldu. Şimdi bu nesiller huzur bozuyor, telafisi mümkün olmayan olaylara sebebiyet veriyor ve böylece sonsuz maddi ve manevi zararlar açıyor.

Aktütün, Dağlıca, Tokat, Sivas, Maraş, Çorum olayları, faili meçhul cinayetler, Yakamoz, Ayışığı, Kafes, Eldiven ve benzeri ihtilal girişimleri, ordudaki kamplaşmalar, üniversitelerdeki rahatsızlıklar, iktidar/muhalefet dalaşmaları, ırkçı talepler… bütün bunlar toplumu karamsarlığa sevkediyor.

Onbeş yaşından küçüklere Kur`an dersi, Islam ahlakı verilmesini yasaklar ve mahalle baskısı(!) adı altında dindar insanları ötelerseniz, geriye elinizde GDO`lu (genetiğiyle oynanmış) nesiller kalır. Işte bu durumdan şikayetçi olmaya hakkınız yok. Ürettiğinizi biçiyorsunuz. “Ne ekersen onu biçersin” atasözünü hiç duymadınız mı?

Ülkemizde bir başka sıkıntı(!)da Imam-Hatip Liseleri olarak gösteriliyor. Bu liselerden mezun olanların yüksek kademelerde veya bürokraside görev almamaları için katsayı engelleri çıkartılıyor. Danıştay bu işe ön ayak oluyor.

Daha dün Danıştay saldırılarından şikayet eden üyeler, bu tip tehlikelerin nereden geldiğinin bile farkında değiller.

Imam-Hatip okulları gereklidir. Gereklidir çünkü, bu toplumun huzura, sükuna ihtiyacı var. Ahlaklı, dürüst, vatanını milletini seven, insanlığa yararlı, bencil olmayan, adaleti zulümden ayıran, teröre bulaşmayan nesillerin muharrik gücüdür bu okullar.

Otuz yıldan beri terörle yaşayan güneydoğu ve doğu Anadoluda misal; Diyarbakır, Mardin, Van gibi şehirlerde bin-ikibin kişilik Bölge Yatılı Imam-Hatip okulları ve Ilahiyat Fakülteleri açılmış olsaydı, bölge bugünkü durumda olur muydu? Bununla birlikte Bölge Meslek Okulları ve paralelinde oluşturulacak üniversiteler kurulsaydı böyle mi olurdu?..

Dini ve dindarları öteleyerek, iterek, kakarak, seküler bir toplum meydana getirmeye çalışırsanız neticeden şikayet etme hakkını kaybedersiniz.

Demem o ki, insanlığın kaos ortamından kurtulması, çevre tahribatının önlenmesi, beslenme problemlerinin en aza indirgenmesi, özgürlüklerin kamil manada elde edilmesi, yaşam hakkına saygı gösterilmesi ve barış ortamının sağlanması din ve ahlaki ön planda tutan, yaradılmışı Yaradandan dolayı seven, hak hukuk bilen, edepli, saygılı, ve de bilgili nesillerin yetiştirilmesiyle mümkün olacaktır.

Unutmamak gerekir ki, en büyük yatırım; insan yetiştirmeye yönelik yapılan yatırımdır.

Dünyanın Çivisi Çıktı! Dünyanın Çivisi Çıktı!

Sevgili dostlar! Dünyada artık pekçok şeyi anlamakta oldukça zorlanır olduk. Dünyada mazlumun dini de, dili de, ırkı da sorulmaz ilkesi genel geçer bir kaidedir. Artık mazluma yardım eden suçlu ama zulüm uygulayan zalim ise haklı... [Devam oku...]