Hacarabın Serüvenleri-20
Yazar M.Salih Aydin, Mart 2009 Sayi 33
Önce RABB’bimize hamdolsun bugünlere şükür diyerek yeni bir yazıda yeniden sizlerle buluşurken sizlere selamün aleyküm dostlar diyerek Peygamber efendimize salat ve selam olsun diyorum.
DEDEMİN FIRÇASI
Dedemin gençlik yılları babaannem de dedemi çok sever yanından ayrılmazmış. Yine birgün dedem ayakkabı boyarken babaannem de dedemin yanında oturuyormuş. Karaman’da kendini dayı zanneden bir de polis varmış. Bu polis dedeme ayakkabısını boyatmak için gitmiş ve polis ayağını boya sandığının üstüne koyuyor ve dedeme:
- Boya ulan ayakkabıyı diyor. Dedem seslenmiyor ve ayakkabıları boyamaya başlıyor. Tabi tam ayakkabıyı boyamış yine dedeme:
- Şuraları unutmuşsun oraları da boya ulan para veriyoruz deyince.
Dedemin keli atıyor ve:
- Ulan senin ayakkabının da senin de yetti ulan ben senden mi öğreneceğim ayakkabı boyamasını. 30 senelik ayakkabı boyacısıyım der ve fırçayı polisin kafasına geçirir. Babaannem de polisin ceketinin düğmelerini aşağıya kadar indirir. Dedemi apar, topar karakola götürürler ama savcı dedemi sevdiği için ve polisin ne mal olduğunu bildiği için dedeme:
- Hâlla bak dikkat et bana her zaman güvenme haydi git der.
Dedem de:
- Efendim hatun yanımda olmasaydı belki böyle olmazdı ama öyle olunca erkeklik gururumu yatıştıramadım. Malumunuz bir serçe bile Sultan Süleymanı tanımamış der ve böylece hapsi boylamaktan kurtulur.
IKI AYLIK NIKAH
Türkiye’de zamanın birinde bir adam varmış. Hem hoca takılır hem medeni. Anlayacağınız araziye göre vites nabza göre şerbet verirmiş. Her kesimden arkadaşı ve tanıdığı varmış.
Mahallede bir nikâh işi varmış, demişler ki:
- Ya çağıralım filanı o da halleder hoca çağırmaya gerek yok. Adamı çağırmışlar adam gelmiş bunların nikâh işini halletmiş. Onlar da adama bakım yapmışlar adam memnun bir halde gitmiş. Aradan fazla zaman geçmemiş anlayacağınız nikâh yürümemiş yani bir ay sonra ayrılmışlar. Kızın babası bu duruma üzülmüş. Arkadaşları gelmiş adamı teselli ediyorlar. Içlerinde bir zevzek kişi varmış kızın babasına dönerek sormuş:
- Nikâhta ben yoktum acaba nikâhı hangi hoca kıymıştı.
Adam da:
- Filan adam kıydı deyince.
Zevzekte:
- Onun kıydığı nikâhtan ne olacak ancak bir aylık nikâh olur. Tabiî ki bu söze odadakileri bir gülme almış. Adam da bu durumda başlamış gülmeye ve demişki:
- Her işte bir hayır vardır zamanında ayrılması bizim için belki daha hayırlıdır.
DIŞ AĞRISI
Öğle namazına gidiyorum ağzıma bir şeker attım. Benim de iki, üç ay önce dişimin dolgusu düşmüştü. Izinde hallederim diye aldırış etmedim. Aman siz, siz olun dişlerinize özel davranın. Rahmetli dedem Halil Efendi tek dişin de olsa, ana dişin hakiki dişin diye söylerdi. Ben şekeri ağzıma aldım ama. Farkına varmadan dolgusu düşen dişimin üstüne denk gelmiş ağzımı bir bastım, şimşekler çaktı ben şekeri yemeden, o bizi komaya soktu. Sanki beynime çivi çakıyorlar. Beynimin yarısı beni terk etti ağrıdan yerimde duramıyorum. Namazı nasıl kıldığımı bilmiyorum. Hüseyin abiye ben duramıyorum dedim ve eve zor geldim ama evde de değişen bir şey yok. Sonra ister istemez diş doktoruna gittim. Sıram gelince içeri aldılar diş doktoru sekiz senedir neredeydin dedi. Röntgen çektiler ve uzatmayalım önce doldurayım dedi sonra pamukla bir ilaç değdirdi. Değdirdi ama sanki beni ceryan çarptı. Bu durumu gördükten sonra dişi çekmeye karar verdi iğneyi yaptı:
- Uyuşunca gelirim dedi. Yarım saat bekledim ne gelen var ne giden sonra bir hemşire geldi:
- Sana okuyacağın bir şey getireyim mi biraz uzun sürecek dedi.
Ben de:
- Bir şey mi oldu? dedim.
Hemşire de:
- Öbür odadaki hastada problem çıktı az sonra doktor gelecek dedi.
Bir yarım saat daha geçti, bu sırada çekiç sesleri duymaya başladım, çekiçle bir şey dövülüyordu ama ben sadece sesini duyuyorum. Içimi acayip bir korku sardı terlemeye başladım iyiki ben bayılmadan doktor içeri girdi de ben de dişten kurtuldum.
Aman dostlar dişinize iyi bakın ALLAH (c.c) kimseye diş ağrısı vermesin.
EKMEKÇI SAMI EFENDI
Sene 1970`de Almanya’ya gitmiştik. Sene 1973 de de Almanya’dan ilk izine gidiyoruz. Karaman`a varınca ilk işimiz dedemi bizim eve yerleştirmek oldu. Babam Almanya’ya geri döneceğimizde dedeme harçlık vermek ister dedem almaz ve:
- Oğlum çocuklarını muhannete muhtaç etme yeter der.
Babam da dedem hasta olduğu için şüphelenir ve dedemin sırdaşlarından ekmekçi Sami bey`e bir miktar para verir:
- Sami abi eğer babama bir şey olur da rahmeti rahmana kavuşursa masraflarını buradan karşıla der. Biz Almanya’ya geri döndük. Sami Efendi birgün bir bakar mahallenin muhtarı söylene söylene çarşıya doğru gidiyor.
Sami Efendi Sorar:
- Muhtar ne oldu pek telaşlısın?
Muhtar:
- Ne olsun Kaymakam Boyacı Kel Halil Efendi vefat etmiş oğlu da bir şey bırakmamış belediyeye gidiyorum kefen vesaire alacağım.
Sami Efendi:
- Aman dur kardeş oğlu o işin masrafını bırakıp öyle Almanya’ya gitti. Al şu paraları ne masraf varsa buradan ödeyin. Dedemin defininde ve cenaze namazında büyük bir kalabalık varmış. Karaman`da çok seveni vardı ALLAH ikisine de rahmet eylesin Sami efendi de rahmetli oldu. Dedemi defin ettikten 3 ay sonra babama bildirdiler babam şöyle bir düşündü ve:
- Vay be şimdi arkamdaki duvar yıkıldı ha dedi.
BABAMIN BONCUKLARI
Babamı epeydir tespih yapma merakı sardı. Çarşıya gidiyor durmadan boncuk almaya gidiyor o yetmezmiş gibi bir de bitpazarlarını hiç kaçırmıyor. Evden biraz para kopardığı zaman doğru çarşıya veya bitpazarına boncuk almaya. Annem de babama kızıyor çünkü eskiden nefes darlığı vardı geçmişti. Boncuk işine başlayınca nefes darlığı yine başladı ayrıca alerji de başladı biraz da yemeği kaçırdı mı ipin ucu kaçıyor. Geçenlerde eline biraz para geçirince kendini çarşıda buluyor. Benimde bir işim vardı çarşıya gitmiştim. Baktım babam da torbaya boncukları doldurmuş geliyor. Ben de gittim durumu anneme söyledim eve gittim annem de babama:
- Hacı sen niye böyle yapıyorsun kendini düşünmüyorsun.
Babam da:
- Ne yapalım kale içten fetih edilir, ne yapsam oğlundan kurtulamıyorum başıma dedektif oldu deyince evdekiler gülüşürler. Yine bir yazının sonuna geldik böylece sağlıcakla kalın ALLAH’a emanet olun dostlar.

