Hayatın Anlamı: Varoluş ve Mücadele
Yazar Ekim 2009 Sayi 39, Sinasi Simsek
Hayat insanların ilk nefesten son nefese kadar süren sürecin adıdır. Bu süreçte kendi varlığını, kişiliğini, kimliğini kabul ettirdiği kadar değeri kıymeti vardır. Kendi varlığını kabul ettirebilmek için de belli bir varoluş mücadelesi vermek zorundadır. Bu varoluş mücadelesini verebilmek için de sistematik olarak belli evrelerden, süreçlerden geçmek zorundadır. Bu süreçler kısaca şunlardır:
ARAYIŞ: Insanın kendisinin ben de varım demesidir. Farkına varılma, sınırların ve sorumlulukların bilinmesi. Kabul edilme, doğal bulunma, sevilme, özlenme, değerli olma isteğidir. (Ailesinin, bulunduğu toplumun, cemiyetin nazarında) Güçlü olma, istersem yapabilirim duygusu içinde olmasıdır. Bu arayış isteği doğduğu günden itibaren başlar. Arayışını istediği aile cemiyet toplumda bulamayan kişide yabancılaşma başlar.
YABANCILAŞMA: Parçası olduğu bütünü göremeyecek hale gelmesi, bütünle ilişkisini koparma kendini uzak hissetme, kendini yalniz hissetme duygusudur. Toplumdan kaçan, nefret eden sevmeyen tipler, arayışını yapamayanlardır. Arayışı olumlu geçen bireyde uyanma başlar.
UYANIŞ: Kişinin ihtiyaclarının farkına varması, bu ihtiyaçları giderebilme yolunda adım atmaya hazırlanmasıdır. Kişinin huzursuzluğu, mutsuzluğu, gerginliği, sıkıntısı, depresyonu onu uyandırmaya çalışan dostlarıdır. Dışımızda bizi kuşatmaya çalısan çok boyutlu ve karmaşık bir dünya var. Bu dünyayı olduğu gibi görebilmek için ona uyum sağlamamız önemli. Yaşam enerjimizin kaynağı bizim en önemli özümüzdür. Özümüzden koptuğumuz zaman şevkimizde kalmaz. Kaygılar içinde geçen bir yaşam`MIŞ` gibi yaşamdan öteye geçemez. Her insanın, her şeyin doğuştan getirdiği tek bir amacı vardır: “Kendini gerçekleştirmek“. Insanı insan yapan onun kendine, topluma, yaşama bakış tarzıdır ve yaptığı eylem ve hareketleridir. Yavas yavas çocukluk devresinden çıkan insanoğlu ne yapabilirim diyerek bir şeylere niyet beslemeye başlar.
NiYET: Kişinin içindeki amaça yönelme isteği ve düşüncesidir. Niyetiniz size rengininizi verir. Niyetiniz sizi insan yapar. Niyetiniz doğru ise hayatınız da doğrudur. Doğru olan hayatta her söz canlıdır. Bir insanı sıradan insanlardan ayıran en önemli öğe onun kendine özgü niyetidir. Bir insanın niyeti o kişinin içinde bulunduğu ortamı nasıl algılıyacağını, o ortamda bilincini nasıl organize edeceğini belirleyen en önemli etkendir. Gerçek müslüman içinde yaşadığı dünyadan sorumlu insandır. Kişinin niyeti gerçek olmalı ve içten olmalıdır. Bir kişinin gerçek gücü onun niyetinin saflığındandır. Hayır demesini bilmeyen kişi güçsüzdür, hayır demesini bilmeyen kişinin evetinin de bir anlamı yoktur.
İnsan kendisini var edene yakınlık üzerine kurmalıdır hayatını. Ne kendi içine kapanmak insanın sorunlarını çözer, ne de toplum içinde kaybolmak, ne de alıp başını gitmek. Insan nere giderse gitsin kalbini de yanında götürür. Kalbin aradığı ise yakınlıktır.
Bugün karşımızda gözüken insanlar yarın yanımızda görmenin yolu, bizim saf veya şerit değiştirmemizden değil, doğru yolda doğru biçimde yürümemizden geçer.
Niyeti halis olan kişi bu niyetini gerçekleştirebilmek için plan yapmak zorundadır. Gelecekte nerde nasıl olacağının derdine düşer. Özellikle bunu gençlik çağında yaparsa geleceğini de planlamış olur.
GELECEĞI PLANLAMAK:
Başarılı olacağı bir hayatın, bir yolun oturup plan programını yapmak. Plan yaparken önce içinde bulunduğumuz gerçeğe saygı duymaktır. Bütün kötülüklerin anası, bütün yanlışlıkların anası gerçeğe saygısızlıktır. Toplumun gelecekteki sağlığı, çocukların zihinlerini ve gönüllerini geliştirmede yatar. Nerede sen ben bilinci hakim ise orada insanlar birbirlerinin korkularını konuşurlar. Gerçeğe saygısı olmayan insan kişisel bütünlük içinde olamaz.
Plan yapan kişinin ÖZÜ, SÖZÜ ve EYLEMI doğru olmalıdır. Insanın kaçamayacağı en büyük otorite vicdanıdır. Gerçek plan yapan kişinin bir duruşu vardır. Bu duruş içinde hangi davaya kendini adadığını anlatır. Ne zaman nerede nasıl hesap vereceğini bilir. Kişi kendisiyle tutarlı olmalıdır. En önemlisi sözünde durmalıdır. Söz vermenin önemlisi önemsizi yoktur. Haklı nedenler olmadan tutulamayan her söz sizi yaralar. Geleceği planlamak muhteşem bir iştir. Sıradan insanın ha deyince başaracağı bir iş değildir. Planı olmayan kişi hep sağı solu suçlar. Kişisel bütünlük içinde olmayan kişi kendini zehirliyor demektir. Plan ve programını doğru yapan kişi bunu başarmak için harekete geçer ve kendisinde bir kuvvet güç hisseder.
GÜÇ: Kendini, başkalarını veya dünyayı etkileme yeteneğidir. Ben güçlü bir insanım, benim gücüm var diyen insan yaşamın direksiyonunu elinde tutan insandır. Düşünürüm, isterim, yaparım duygusu içindedir. Biz insanlara her gün bir çok inançlar, varsayımlar, mesajlar verilir. Güçlü olan insan bütün bunların içinde kendi inancını yaşayan ve söyleyendir. Hayatlarını trübünlerden seyreden insanların güçlü olmaları çok zordur. Değerlerden kaynaklanan güç, insanı ezmeyen, insan onurunu küçültmeyen aksine insan onurunu yücelten bir güçtür. Korkudan kaynaklanarak gelen güç, hem kendine hem karşı tarafa zarar verir. Güçlü kişi disiplinli kişidir. Kişisel bütünlüğü yüksek olan insanın; bakışı, oturuşu, duruşu kendine özgü bir gücü ifade eder. En önemli mesaj insanın kendisidir. Bilinçlenmiş şuurlanmış bireyler sayısı çoğaldıkça toplumda da iyiye doğru davranışlar değişir. Ortada bir yanlış varsa, buna çoğunluğun doğru demesi o yanlışı düzeltmez. Insanların bibirine güvenmediği yerde olumlu sonuç alınamaz. Kişilerin niyetinin saflığı içinde verdiği kararlar insanın en önemli güç kaynağıdır. Güç elinde olan kişi; şahsiyetli, çalışkan, özgün davranmak, değişik açılar yakalamak, dışa dönük olmak, değer yargılarını bilen, idare edici, hatadan dönebilen, sonucu hesap edebilen olmalıdır. Bir seyler yapmaya başlayan kişi yaptığı işlerden de hesap vermek zorundadır. Hesabını doğru verdiği müddetçe varoluş mücadelesini de doğru devam ettirir. Bu hesabı doğru vermenin yolu sorumluk almaktan ibarettir.
SORUMLULUK: Hesap vermeye hazır olmaktır. Insan bir işi yapmaya karar verdimi sonuna kadar gitmeli, ama yaptığı işten de hesap vermeli. Bunun adı sorumluluktur. Ölümün avcılık yaptığı bir dünyada, kuşku ve pişmanlık için zaman yok. Ancak kararlar için zaman var. Bir insanın kararlarının sorumluluğunu kabul etmesi demek, o kararlar uğruna ölmeye hazır olması demektir. Bir insanın, sorumlu olması için, sorumlu tutulacağı konuda bir farkındalığı, bir bilinci olması gerekir. Insanın yetiştiği ortamda seçim yapma ve yaptığı seçimin sonuçlarından sorunlu olma fırsatı verilmemişse, sorumluluk duygusu gelişemez. Özgürlük ancak sorumluluk temeli üzerinde yaşayabilir. Sorumluluk olmadan, özgürlük olmaz. Hayatta en özgür insanlar Allah`a karşı kendini sorumlu hissedenlerdir. Hayatımızı yaşarken nasılki doğduk bir gün öleceğimizi de hep aklımızda tutarsak işler hep kıvamında gider. Hep yarına rahat ve huzurlu kalkarız. Bunun adı ölüm bilincidir. Modern hayat insanlara bu duyguyu unutturmuş olduğundan her ölüm vakası karşısında sendeleme geçiriyoruz.
ÖLÜM BILINCI:
Yaşamın mutlaka sona ereceğini ve bunun her an olacağını düşünmektir. Dünyanın huzuru imanlı olmak, ahiretin huzuru imanlı ölmektir. Mücadele eden insanı, sıradan insanlardan ayıran en önemli adım, ölüm bilincidir. Ölüm düşüncesi insanoğluna çekidüzen veren tek şeydir. Sıradan insan, sonsuz yaşamı zemin kabul ederek, günlük yaşamını düşünürken, mücadele eden insan her an ölebilirimi zemin kabul ederek günlük yaşamını düşünüyor. Insan yaptığı işi dikkatle inceler çünkü o iş onun bu dünyadaki son işi olabilir. Kazası olmayan tek ibadet yaşamaktır. Hayat ne geleceğe ertelenecek sıradan bir hayal, ne de geçmişte şıkışmış bir hatıradır. Hayat şimdi boynumuza sarılmış bir defterdir. Müsveddesiz yazılır, düzeltme imkanı yoktur. Çünkü şimdi yaptığımız her şey gerçektir. Bugün hayattır, yarın ölümdür.
Sonuca erişmek insanın elinde değildir. Insanın yapacağı en iyi şey sonuca götüren sebebleri bir araya getirmektir. Sonuçlar insan için hiç erişemeyeceği yarınlar gibidir. Sonucu elde etmede eli kısadır, kudreti yoktur, işini yapıp sonucu Allah´tan beklemek en iyisidir ve hüsrana da uğramaz.
DEĞIŞIM: Kişinin davranış biçiminde meydana gelen farklıktır. Bu farklılık dünyaya bakışında da varsa buna DÖNÜŞÜM denir. Her şeyin gerçekleşmek istediği bir varoluş biçimi vardır ve değişim, bu amacın gerçeklesmesi için doğal olarak ortaya çıkar. Değişim hayatın içinde potansiyel olarak vardır. Tüm dünya birbirleriyle ilişkisi olan parçalardan oluşur ve her bir parçanın kendine özgü bir amacı hedefi vardır. Allah (c.c.) her şeyi zıddı ile yaratmıştır. Her şey kendi zıddından bir parçayı özünde taşır.
Ait olma yaşamın vazgeçilmez zorunlu bir parçasıdır. Kendimizi hangi sınırlar içinde tanımlayacağmız nelere dost nelere düşman gözüyle bakacağımızı belirler. Değişimi bilinçli olarak yapmayı göze almak gayret ve cesaret ister. Başkalarının yaşam tarzına bakarak kendini başkaları ile kıyaslayan insan yabancılaşma duygusu içine girer. Ait olacak sağlam bir yer bulamaz.
Kendini önemsemek insanı ağırlaştırır, hantal ve mağrur yapar. Bu dünyada en önemli şeyin sen olduğunu düşündüğün sürece, çevrende seni kuşatmış olan dünyanın farkına varamazsın. Kızmak hakkım dediğin sürece insan olmaya hazır değilsin ve her kızgınlık nöbetinin altında kendini önemseme yatar. Insan kendini bilmeli, bilge birisi olmak için hafif ve akıcı olmalı, öğrenmek istiyorsa kendini önemsemekten vazgeçmeli alçak gönüllü olmalıdır. Sürekli değişen ve gelişen ve de farklılaşan dünyada ayakta kalabilmek için hayat standartlarımız ölçülerimiz olmak zorundadır.
ÖLÇÜ: Iyice düşünme, tasarlama dengeleme, mukayese etme ve en uygun olanı yapmadır. Ölçüsü olan gelişir, olmayan değişir.
Ölçü FIKIR: Kitap ve sünnettir.
Ölçü INSAN: Peygamberlerdir. Hatadan korunmak için hatasız olanı takip edelim.
Ölçü HAREKET: Peygamberlerin hareketleridir.
Ölçü TOPLUM: Sahabelerdir. Eğer ölcülerimiz yukarıdakileri örnek alarak yaparsak başımız ağrımaz. Ayrıca sadece onları ölçü almak yetmez sevmek de gerekir.
SEVGI: Yüreğin ölümsüz meyvesidir. Sevgi, insanın harcadıkça çoğalan tek sermayesidir. Sevmek; her durumda kendi varlığına nasıl sahip çıkıyorsan, öylece, bütün durumlarda kardeşlerinin varlığına sahip çıkmaktır. Sevmek; mutluluğu ve mutsuzluğu birlikte yaşamaktır. Sevmek; ölçüye ve tartıya vurmadan devamlı vermektir. Bir karşılık beklememektir. Sevmek; tehditler altında tutulan, baskı altında bir kapının önünde dostunu bir yiğitlik ve şecaat anıtı gibi beklemektir. Öldürüleceğini bildiği dostunu hem de O`nun yatağında beklemektir. Sevmek; kardeşlik binasının, cemaat binasının harcıdır. Incinmemek ve incitmemektir. Güvenmek ve güvenilir olmaktır. Sevmek; dost olmaktır. Gerçek dost, sevinçleri çarpan, üzüntüleri bölen, geçmişi çıkaran, geleceği toplayandır. Dostu olmayan insan en yoksul insandır. Ayıpsız dost arayan dostsuz kalır. Bal yiyen arısından gocunmaz. Tatlı dili olanların dostları her gün biraz daha artar. CEHENNEM, insan yüreğinde sevginin tükendiği yerdir. Vücutta bir et parçası vardır o bozulursa bütün vücut bozulur, o kalptir, yürektir.
SEVGININ KAYNAKLARI; Emek vermek, ilgi göstermek, tanımak, sorumluluk ve saygıdır.
IŞ TAKIBI ve HAREKET: Her an ve her zaman kendini kontrol edip yaptığı mücadelenin farkında olmasıdır. Bitmemiş işler insan hayatında sürekli engel teşkil eder. Mücadele eden insan bitmemiş işler taşımaz. Sürekli işlerini bitirerek yaşamına devam eder. Mücadele eden insanın belli bir kuralları sınırları vardır. Kişinin sınırlarını koruması, bu sınırların diğerleri tarafından tanınması önemli bir gereksinimdir. Iş yaparken insanın en önemli davranacağı özellik doğal olmasıdır. Mücadele eden insan kendi bulunduğu yere ait olmaya önem verir. Ama ait olduğu yer tarafından kullanılmaya izin vermez. Insan yürekten affetmeyi öğrenmeden işlerini düzenli takip edemez. Inanan ve mücadele eden insan bağlanmıştır. Sağlam bir yere bağlanmıştır, fırtınalar da kopsa o ağacı yerinden kimseler sökemez.
SÜREKLI MÜCADELE: Insan karar vermeden önce düşünür, inceler gözden geçirir, acele etmez, her şeyi hesaba katar. Kararını verirken kendi iradesi içinde seçim yapar. Mücadele eden insan, ölümün bilincinde ama aynı zamanda bunu umursamaz bir tavır içerisinde olmalıdır. Bir neslin geleceğini bir önceki nesil belirler bilinci taşımalıdır. Insan hiç bir şeyin müptalası olmamalıdır, her şeye saygılı devamlı görev bilincinde olmalıdır. Yolu gönül yoludur, gönlünün sesini dinler. Dinlemek en önemli iletişim eylemidir. Diğer insanların yaptığı işlerden etkilenmez. Onların duygularına kapılıp tavır almaz. Alçak gönüllüdür, herkesle dosluk ilişkileri kurar, öğrenme fırsatından kendini mahrum etmez, sağlığına özen gösterir. Yiğit yere düşen değildir, düştükten sonra kalkıp yola devam edendir. Engeller gözünüzü hayattan ayırdığınız zaman, karşınıza çıkan korkunç şeylerdir.

