Helal Gıda Konferansları
Yazar Aralık 2009 Sayi 41, Hulusi Ünye
Helâlinden kazanmak, helâl yemek ve yedirmek Islam Dini’nde çok önemli bir husustur. O kadar ki, insanı cennetten mahrum eden şeyin helâl olmayan bir gıdanın tadılması olduğunu düşünürsek, helâl yemenin ehemmiyetini herhalde daha iyi kavramış oluruz. Bir başka deyişle insanoğlunu cennetten kovduran şey haram gıda ise, yine onun cennete girmesine haram gıdanın engel olması kaçınılmazdır. Bundan dolayıdır ki, Allah insanlara rızıkların güzel ve temiz olanlarından yemeyi ve buna karşılık da şükretmeyi emretmiştir. Helâl yemek duanın ve ibadetin kabulüne sebeptir. Haram yemek ise bunların geri çevrilmesine, kabul edilmemesine sebep olur. Allah (cc), bu çok hassas ve önemli olan noktaya şu şekilde dikkatlerimizi çekmiştir: “Ey insanlar, şüphesiz Allah temizdir, ancak temiz olanı kabul eder. Şüphesiz Allah, müminlere, peygamberlere emrettiği şeyleri emretmiştir. Allah şöyle buyurmuştur: Ey peygamberler, güzel rızıklardan yiyin, sâlih amel işleyin, ben sizin yaptıklarınızı bilirim.” (Mü’minûn Sûresi, [23:51]). Bir diğer ayet de şöyledir: “Ey iman edenler, size rızık olarak verilenlerin temiz olanlarından yiyiniz.” (Tâhâ Sûresi, [20:81]). Konu ile alakalı olarak Peygamber Efendimiz (sas), uzun bir yolculuğa çıkan, saçı başı karışmış, toza batmış, ellerini göğe kaldırmış, ‘Ey Rabbim, ey Rabbim.’ diye dua eden bir adamdan bahsetti ve şöyle buyurdu: “Bu kimsenin yediği haram, içtiği haram, giydiği haram, haramla beslenmiş, duası nasıl kabul olsun?” (Müslim, Zekat, 65, H. No:1015; Ahmed b. Hanbel, 3/328)
Helâl konusu bu kadar önemli olduğu için, teşkilatımızın Din Istişare Kurulu, kendisine çeşitli yollardan vaki olan müracaatların da yoğunlaşması üzerine harekete geçti ve Avrupada yaşayan insanımızın helâl yeme ve içme konularındaki problemlerine çare olabilecek bir dizi köklü çalışma yapmaya karar verdi. Avrupa’da Müslümanlanların artık yerleşik ve kalıcı bir konuma gelmesi sonucu, daha önce yalnızca çeşitli fetvalarla çözümlenmeye çalışılan konunun, genel kurallarının tesbit edilerek daha sağlam temellere oturtulması için teşkilatımız iki büyük konferans tertip etti. Bu konferanslardan birincisi 20-21 Haziran 2007 tarihinde Istanbul’da gerçekleşti. Bu konferansa Türkiye’den çeşitli Ilahiyat Fakültelerinin Islam Hukuku Profesörlerinin yanı sıra bir gıda mühendisi profesörü ile yine iki gıda mühendisi ve bir tane veteriner hekim katıldı. Genel Merkezimiz Din Istişare Kurulu üyelerinden de bazı hocalarımız katıldı. Bu iki gün süren konferansa isim vermek gerekirse şu hocalarımız iştirak ettiler: Prof.Dr. Yunus Vehbi Yavuz, Prof. Dr. Mehmet Erdoğan, Prof. Dr. Salim Öğüt, Prof. Dr. Abdülaziz Bayındır, Prof. Dr. Faruk Beşer, Prof. Dr. Vecdi Akyüz, Yrd. Doç. Dr. Abdullah Özcan, Prof. Dr. Hüseyin Hüsnü Gündüz (Gıda Mühendisi), Ahmet Özden, M. Hulusi Ünye, Sefer Ahmedoğlu, Ramazan Uçar, Mehmet Baloğlu, Yusuf Çalkara ve Yahya Şenol.
Bu ilk konferansta önce Prof. Dr. Hüseyin Hüsnü Gündüz tarafından hazır gıdaların içindeki katkı maddeleri hakkında bilgi verdi. Birinci konu olan hazır gıdalardaki katkı maddeleri konusunda, E maddeleri diye bilinen Emülgatörler, Lesitin, jelatin, alkoller, peynir mayası gibi hususların hükümleri tartışıldı. Ikinci konuda da hayvan kesimi ve çağdaş hayvan kesim metodları üzerinde duruldu.
Birinci konuda aşağıda zikredilen kararlar alınmakla beraber, ikinci konuda bilhassa vurularak veya şoklanarak kesilen hayvanların yenilip yenilemiyeceği konusunda bizzat mezbahanede yapılacak tatbikat sonucunda ancak bir neticeye varılabileceği kanaati hasıl oldu ve bir ikinci konferansın bu defa Avrupa’da yapılmasının uygun olacağı kararına varıldı.
Istanbul konferansının devamı olan ikinci konferans, 17-18 Mayıs 2008 tarihlerinde genel merkezimizde gerçekleşti. Birinci konferansta hazır olan hocalarımızın yanında bu defa Prof. Dr. Saffet Köse hoceaefendi de hazır bulundular. Bu konferans, önce bir mezbahane ziyareti ile başladı.
Hocalarımız hem başından vurulan hayvanın kanının göğsünden çıkarıldığı ve genelde Avrupalı mezbahane sahiplerinin uyguladığı metodla kesimi, hem de vurulduktan hemen sonra bir müslüman kasap tarafından kesilen metodu yerinde görmüş oldular. Daha sonra da konu üzerinde tartışmalar yapıldı. Yapılan bu iki günlük çalışmanın sonunda daha önce alınan kararlar bir daha gözden geçirildi ve hem hazır gıdalardaki katkı maddeleri hem de hayvan kesimi konusundaki Fıkhın hükmü ortaya konulmaya çalışıldı. Buna göre:
A-Helâl Kesim Konusunda şu hükümler ortaya çıkarılmıştır:
1. Et temininde, şoklama veya bayıltma yapmadan yapılan kesim esastır. Şoklu veya bayıltmalı kesim zaruret hallerinde olabilir. Ancak, Almanya ve genelde Avrupa’da zaruret durumu yoktur; dolayısı ile fıkhî hükümler zaruret şartları içerisinde verilemez.
2. Kümes hayvanlarını kesen makineyi ilk çalıştırmada besmele çekilmesi yeterlidir.
3. Kümes hayvanlarının elektrikli sudan geçirilerek bayıltılıp kesilmesi caizdir.
4. Kümes hayvanlarının tüylerinin yolunmadan önce sıcak sudan veya buhardan geçirilirken, necasetin ete sirayet etmesine sebep olacak kadar suyun ve buharın ısı derecesinin yüksek olmaması gerekir.
5. Hayvanı boğazlayan kişinin müslüman olması, besmele çekerek kesilmesi lazım olan kan damarlarını ve soluk ve yemek borularını kesmesi ve boğazlanan hayvanın tamamen canlı iken boğazlanmış olması gerekir.
6. Vurulma veya şoklama yapılmadan kesim yapılmasının hayvan haklarına aykırı olup-olmadığı iddialarından dolayı da, her iki kesim şekli bilimsel bir araştırma ile incelenmeli ve ortaya çıkan durum bir rapor haline getirilmelidir.
B-Hazır Gıdalardaki Katkı Maddeleri konusundaki hükümler:
1. Helâl alternatif madde varken, istihale geçirmiş (kimyasal değişikliğe uğramış) bile olsa domuz mamulü maddeye izin verilmemelidir.
2. Domuzun herşeyi necistir ve kullanılamaz. Diğer ölü hayvanların derisi, kemiği, boynuzu –yenme dışında – kullanılabilir.
3. Içki olsun diye üretilmiş ve sarhoş edici olan tüm içecekler necistir ve haramdır.
4. Domuz mamulü peynir mayası caiz değildir.
5. Mono ve di-gliseritler, istihaleye (değişime) uğradığı için yenmesi caizdir. Ancak 1. madde göz önünde bulundurulmalıdır.
6. Jelatin, ancak Islami usullerle kesilmiş ve etlerinin yenmesi helâl olan hayvanlardan elde edilmişse caizdir.
7. Lesitin maddesi, bitkisel veya Islami usullerle kesilmiş etlerinin yenmesi helâl olan hayvanlardan elde edilmişse kullanılması/yenilmesi caizdir.
8. Antibakteriyeller (benzoatlar), renklendiriciler ve tadlandırıcılar (sağlığa zararlı oluşları yönü ile) asla tavsiye edilmez.
9. Içinde etil alkol bulunan ilaçların istimali caizdir; alternatifi aranmalıdır.
10. Alkolle terbiye edilen etlerin yenmesi caiz değildir.
11. Alkol katılmış her çeşit dondurma ve pastaların yenilmesi haramdır.
Bu konferanslar neticesinde görüldüğü gibi halkımızın bilhassa üzerinde hassasiyetle durduğu bir konu olan E maddeleri hakkında her zaman geçerli olabilecek bir liste oluşturmak mümkün olmadı. Ama jelatin ve lesitin gibi maddelerin hükmü belirlendi. Çünkü, E maddelerinin istikrara kavuşmuş bir listesinin şu an için belirlenmesi çok zordur. Zira bu maddelerin elde edildiği maddeler çok değişken olduğu için, ilave çalışmaları gerekli kıldı.
Jelatin konusunda da değişen kanaatler oldu. Aldığınız bir kararın geçerlilik süresi hakkında tam bir fikir sahibi olmanız mümkün olmuyor. Bu konudaki her ilmî görüşü de göz önünde bulundurmamız gerektiği için, yapılan değerlendirmelerimizde farklı kararlara varabiliyoruz. Örneğin Istanbul’da yaptığımız ilk konferansta gıda uzmanı Profesör H. Hüseyin Hüsnü Gündüz Bey, jelatinin hayvansal olduğunu belirtmiş ve hayvanların kemiklerinden elde edilmiş olduğunu ifade etmişti. Genel merkezimizde yapmış olduğumuz ve sadece bir sene sonra gerçekleşen bu ikinci konferansta ise, artık jelatinin genellikle hayvan derilerinin iç kısmında olan etli kesiminden elde edildiğini söyledi. Her iki konferansta da jelatin maddesinde bir kimyasal değişiklikten söz edilemiyeceğini ve jelatinin elde edilmesi fiziki bir olaydır demiş, jelatin karışmış bir hazır gıdanın yenilmesi halinde fiziki olarak jelatin yenildiğini ve hangi hayvandan elde edilmiş ise o hayvanın etinden bir parça yenilmiş gibi olduğunu söylemişti.
Haziran 2009 tarihinde bu defa Türkiyede eğitim veren ilahiyat fakültelerinin hemen tamamından Islam Hukuku Bilim Dalı öğretim üyelerinin hazır bulunduğu ve Uludağda yapılan bir günlük konferansta Prof. Dr. Hüseyin Hüsnü Gündüz Bey, yapılan laboratuar çalışmaları neticesinde jelatin maddesine hammadde olan malzemenin, jelatin haline gelirken kimyasal bir değişiklik geçirdiğini ve eski halinden tamamen ayrı bir madde olduğunu söyledi. Dolayısı ile artık jelatinin katılmış olduğu bir hazır gıdada jelatinin elde edildiği maddeden eser kalmadığını; bunun da yeni bir hüküm vermeyi gerektirdiğini ifade etti.
Görüldüğü gibi sadece son üç sene bile dolmadan jelatin hakkında kaç tane gelişme yaşanmıştır. Bu yüzden de, ihtilaflı konuları, kesin bir karar şeklinde getirimenin Allah indindeki sorumluluğunun da bilincindeyiz. Buna rağmen biz, ihtiyatla hareket etmenin en doğru yol olduğuna inanmaktayız. Bu konuda şimdilik şu hadis-i şeriflerin hükmünce hareket etmemiz gerektiğini söylüyoruz:
“Şüphesiz helâl da bellidir, haram da bellidir. (Fakat) bunlar arasında (helâl mi, haram mı olduğu belli olmayan birtakım) şüpheli şeyler vardır; ben bu konuda size bir misâl vereceğim(bu konuyu size bir misâlle anlatacağım): Şüphesiz Allah (cc) (girilmesi yasak olan) bir koru kurmuştur. Biliniz ki, Allah’ın korusu haram kıldığı şeylerdir. Şüphesiz hayvanlarını korunun etrafında otlatan kişi, her an oraya dalabilir ve şüphesiz şüpheli şeylere dalan kişi de (harama) her an cesaret edebilir.” (Sünen-i Ebi Davut, Kitabu’l Büyu’, H. No:3329) “Şüpheli şeyi bırak, şüphe olmayan şeye bak.” (Buhari, Kitabu’l Büyu’, 3)
Cenab-ı Hak’tan helâl yemeye, helâl içmeye ve helâlinden giyinmeye delâlet etmesi dileklerimizle.

