İlahi Mesajı Ulaştırmak

dr-yusuf-isik.jpgTebliğ; gerek zaman, gerek yer ve gerekse nitelik açısından amaca ulaşmak, sona varmak ve son noktaya erişmek demektir.

Tebliğ; Kur`an`da Allah`ın vahyinin insanlara ulaştırılması anlamında kullanılmaktadır.

Tebliğ edilmesi gereken şey Allah`ın vahyidir ve bu vahyin sahibi de Allah`tır. Bütün peygamberler bu faaliyette bir aracıdırlar. Onlar, kendilerine Allah tarafından vahyedilenleri çevrelerindeki insanlara aktarmak ve ulaştırmakla görevli ve sorumludurlar. Tebliğin muhatabı ise, tebliğ ulaştırılması gereken insanlardır.

Tebliğ görevi aynı zamanda bütün peygamberlerin bir sıfatıdır. Onlar, Allah`tan aldıkları vahyi, hiç bir ekleme yapmadan ve hiç bir şey çıkarmadan en güzel şekilde insanlara ulaştırırlar.

Peygamberlerin tebliğ görevi:

Teblig görevi bütün peygamberlere verilmiştir. Mesela: Hz. Nuh, kavmine diyor ki;

-”Size Rabbimin risaletini (ilahi mesaj) tebliğ ediyorum. Ayrıca size öğüt veriyorum ve sizin bilmediklerinizi Allah(ın bana verdiği ilim)dan biliyorum.” (A`raf: 62)

Aynı ifadeyi Hz. Hud, Hz. Salih ve Hz. Şuayb da söylemişlerdi. Bütün peygamberler bu görevi hakkıyla yerine getirmişlerdir.

Tebliğ ile görevli bütün peygamberler, kendileri en güzel örnek olmak üzere, her türlü zor şartlara, zorba ve azgınların alay ve zulümlerine; insanların yüz çevirmelerine, kendilerine sıkıntı vermelerine, eziyet ve baskının her türlüsünü denemelerine rağmen, bu görevlerine devam ettiler. Onlar, tebliğ çalışmalarında yılmadılar, usanmadılar. Kendilerine karşı çıkanların tehdit ve baskılarına aldırmadılar. Tarihin yazdığı en büyük zorba kişi ve sistemlere karşı çekinmeden mücadele ettiler. Her türlü güzel ve uygun yöntemler kullanarak, Allah`tan uzaklaşıp günahkar olan insanlara ulaşmaya çalıştılar. Yorgunluklara, sıkıntılara ve eziyetlere dayandılar, hatta kimileri bu uğurda canlarını bile verdiler. Sözleriyle ve ahlaklarıyla insanlara “hidayet” yolunu gösterdiler. Onları şirkin ve bataklığın öldürücü etkisinden kurtarmaya çalıştılar.

Bütün zor şartlara rağmen tebliğ görevini sürdüren peygamberlerin görevi yalnızca vahyi, ilahi mesajı insanlara ulaştırmaktı.

Bundan ötesi onların sorumluluk alanına girmiyordu. Yani peygamberler, tebliğ ettikleri şeylere insanları zorla inandıran veya zorla itaat ettiren kimseler değildi.

-”Artık sen öğüt verip hatırlat. Sen yalnızca bir öğüt vericisin. Onlara (inanmalari için) zor ve baskı kullanacak değilsin. Ancak kim yüz çevirir ve küfre saparsa; işte Allah, onu en büyük azap ile azaplandırır.” (Ğaşiye: 21-24)

Merhamet sahibi Allah tarafından insanlara `rahmet` olarak gönderilen ilahi vahiy, yine merhamet sahibi elçilerle insanlara, yumuşaklık, hoşgörü, özveri, sabır ve dayanma ahlakıyla ulaştırıldı. Peygamberler bu noktada kimseye baskı yapmaya, kimseyi zorlamaya kalkmadılar. Zaten böyle bir tutum `tebliğ` faaliyetiyle de bağdaşmaz. Ancak onlarin tebliğine engel olunursa o zaman da nebiler Allah`ın izniyle o engel olanlarla en güzel mücadeleyi yapmışlardır. Bu noktada inkarcıların baskılarına boyun eğmek ve zillet yoktur.

Şunu da unutmamak gerekir ki, peygamberler kendilerine gelen vahyi yalnızca açıklayıp bırakan birer postacı değillerdir. Belki onlar, kendilerine tebliğ edildiği halde inanmayanlara karışmazlar ve onları zorlamazlar. Ancak inkarcılar peygamberlerin görevi olan `tebliğ`e engel olurlar ve inananlara zarar vermeye kalkışırlarsa peygamberler onlarla mücadele ederler. Onlar ayrıca kendilerine inanan müminlerle beraber bir Islam Toplumu kurarlar ve o toplumu Allah`ın gönderdiği hükümlerle yönetirler ve her açıdan insanlara örnek olurlar.

Zorba, inkarcı, rijid, gururlu ve inatçı kimselere tebliğde bulunmak anlamsız ve yararsız değildir. Bu, tebliğin hedefi bakımından yapılması gereken bir şeydir. En azından tebliğ eden görevini yapmış, tebliğedilenin de bir mazereti ve bahanesi kalmamış olur.

Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.v), insanlığın en son peygamberi olarak tebliğ görevini tamamladıktan sonra, Veda Hutbesinde hitap ederken şöyle buyurdu:

-”Tebliğ ettim mi? Allah`ım şahit ol!”

Bu veciz hitabıyla Tebliğ görevini tamamladığına dair Allah`ı yüzbin kişiden fazla olan hacı sahabenin huzurunda şahit tutuyordu. Çünkü tamamladığı tebliğ görevi çok büyük ve son peygamberlik göreviydi.

Tebliğ Görevi ve Yöntemi:

Tebliğ çalışmalarının nasıl yapılacağı konusunda peygamberler en güzel örnektir. Kur`an bunun nasıl yapılacağını özlü bir şekilde açıklıyor:

- “Rabbinin yoluna hikmetle ve güzel öğütle davet et ve onlarla en güzel bir biçimde mücadele et…” (Nahl: 25)

Davet ile tebliğ hemen hemen aynı şeyleri ifade eder. Birisi insanları vahyin aydınlığına çağırmayı, diğeri de bu aydınlığı insanlara sunmayı, ulaştırmayı anlatır. Sonuç olarak amaç, bu aydınlıkla insanın buluşmasını ve insanın onda aydınlanmasını sağlamak ve onu hem dünyada ve hem de ahirette mutlu etmektir.

Hikmetle tebliğ; dikkatli olmak, karşısındaki kişinin durumuna göre hareket etmek, en güzel bir tavrı takınmak, ısındırıcı olmak, itici olmamak, etkileyici ve bilimsel yöntemler kullanmak demektir.

Güzel öğüt; vahyın müjdeleri ve uyarıları ile olur. Öğüt yalnızca sözle değil, fiil ve davranış biçimleriyle yapılır. Davranışların çoğu zaman sözden daha etkili olduğu herkes tarafından bilinir.

En güzel mücadele; Tebliğ yönteminin en güzel, en mantıklı, en inandırıcı, en çekici ve en ikna edici olmasını anlattığı gibi, tebliğe engel olucu unsurlarla en güzel mücadeleyi de göstermektedir.

Tebliğci vahyin mesajını her tarafa ulaştırmada en güzel araçları, en uygun bir biçimde kullanacak ve insanların ilahi vahiyle tanışmalarını sağlayacaktır.

Bu yöntemi bütün peygamberler uyguladığı gibi, dinin tebliğcisi her mümin de uygulamalıdır. Unutulmamalıdır ki her mümin Islam`ı yaşamaktan sorumlu olduğu gibi, Islam`ı temsil ve tebliğ etmekten de sorumludur. Onun güzel ve takva hayatı, Islam Dinine açık davet gibi olmalıdır.

Tebliğ amacı; toprak kazanmak, dünyalık kazançlara ulaşmak ya da bir takım makamlara ve saltanatlara ulaşmak değildir. Onun amacı, geçici dünya hayatının lezzetlerini elde etmek olamaz.

Tebliğin amacı, insanların gönüllerini fethetmektir. Gönülleri Hakk`a hidayete ve Islam`ın aydınlığına açmaktır. Gönülleri sahte sevgilerin, aldatıcı tutkuların, oyalayıcı heveslerin işgalinden kurtarmaya kapı açmaktır. Yüreklerin kirini, pasını, ağır ve gereksiz yüklerini yıkamak ve üstünden kaldırmaktır. Kalpleri Yaratıcısıyla buluşturmak, onları gerçek sevgiye ve gerçek sevgiliye bağlamaya davettir.

Unutmamak gerekir ki, yüreklerin ve gönüllerin fethi, toprakların ve coğrafyaların fethinden çok daha önemlidir. Çünkü gönüllerin Islam ile aydınlanması, mekanların da bu nurla tanışması demektir.

Peygamberimiz buyuruyor;

- “İnsanları dine davet edin, müjdeleyin, nefret ettirmeyin. Kolaylaştırın, zorlaştırmayın. Uyumlu olun, geçimsiz olmayın.”

Asıl Zenginlik Paylaşmaktır Asıl Zenginlik Paylaşmaktır

Sevgili dostlar! İnsanlık ve özellikle de batı toplumları tüketim denen hastalığın pençesinde can çekişmektedir. Özellikle medyanın da buna çanak tutması insanları tüketim kölesi haline getirmiş durumdadır. Her yeni çıkan... [Devam oku...]