Kibirlilere sadaka vermek…
Yazar Nisan 2009 Sayi 34, Selma Öztürk
Allah Rasulunün sözleri ver hareketleri hiç şüphesiz birbirinden güzel, birbirinden öğütverici ve birbirinden eğiticidir. Her birinin altında muhakkak derin manalar, sebepler ve gerekçeler vardır. Her bilim dalında tanıdığımız bazı kuralları incelediğimizde, bir çok ilginç bulduğumuz konuları Allah Rasulunun sünnetinde bulabiliriz.
Buna bir misal Almanya Medeni Hukuk’undan verelim. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) “Çocuklarınız yedi yaşına geldiğinde, onları namaza alıştırınız.” diyerek, ifade buyuruyor. Ben hep düşünür dururdum, kendi kendime. Neden aceba yedi yaş sınırı diye. Bu altı veya beş yaşta olabilirken neden yedi yaş… Yedi yaşın özel bir sebebi olması gerekir diye tahmin ederdim, fakat kendim cevabını bir türlü veremezdim. Rahmetlik hocama da hiç sormamıştım bu hususu. Bu yaş sınırının sebebini üniversite hayatımın ilk senesinde, ilk sömesterde medeni hukuktaki sözleşmelerin geçerliliği bölümünde öğrendim. Almanya Medeni Hukuk’unda bir sözleşme yapmak istiyorsanız, yaşınız en azından yedi yaşı doldurması gerek (§§ 104, 105 BGB). Yedi yaşından küçük şahıslar ne kadar da keskin zekalı olsalar, dehada olsalar, yine sözleşmeleri geçerli olmaz. Bunun ıstılahı (terimi) “Geschäftsunfähigkeit” tır. Bu yaş sınırını öğrendiğimde, içimden bir “Subhanallah” çekmek geldi ve Allah’ın ne kadar büyük olduğuna ve göndermiş olduğu dinin ne kadar mükemmel (kamil/ eksiksiz) ve evrensel olduğuna bir kez daha tanıklık etmiş oldum. Yedi yaş, insanoğlunun biolojik gelişmesinde önemli bir yaştır, bir dönüm noktasıdır. Yedi yaşında insan belli bir idraka ve “iyiyi kötüden ayırdetme” hususunda farklı bir yapıya sahip oluyor. Bu yüzden hem Ilahi Hukuku, hem de Almanya Hukuk bu yaşa yönelik farklı ve değişik bir uygulama yapıyor. Demek ki, yedi yaşında insan belli bir zeka seviyesine ulaşmış oluyor ve bu yaşla beraber belli bir sorumluluk taşıyabiliyor. Bakar mısınız buradaki bağa efendim!
Ama gelelim bu seferki yazımızın asıl konusuna. Kibirlilerden bahsetmek istemiştik aslında. Daha doğrusu onlara verilmesi gereken sadakadan…
Allah Rasulu bir hadisinde (beni şaşırtan, güldüren ve çok düşündüren bir hadistir bu): “Et-Tekkebberu ala Mutekebbirin sadakatun.” diyor. (Bazıları bu hadisin sahih olup olmama hususunda tereddütlü olsalar da, içeriğine bakıldığında, bunun sahih olduğunun kanaatindeyim.) Bu hadisin anlamı ise şöyledir. “Kibirlilere karşı kibir sadakadır.” Mutekebbir kelimesi Arapçada KAF, BE ve RA kökünden gelen KÜBRA, EKBER, KIBIR kelimeriyle aynı kökten gelir ve büyüklükle alakalı olan şeyleri kapsar. Hadisi Şerif’in oluşumu ise çok ilginç ve düşünmeye değer. Allah Rasulunün burada bir önerisi ve bir tavsiyesi vardır. Demek ki kibirli bir insanı gördüğümüzde ona haddini bildirmek için biz de kasten ona karşı kibirli davranmamız gerekiyor. Burada bir yanlış anlaşma olmasın efendim! Allah’a sığınırım. Normalde inanan bir insan yaradanı bilip tanıdığı için kibirli olmaz, olamaz, buna cesaret bile edemez. Çünkü kendisinden çok ama çok daha büyük birinin olduğunu bilir ve hayat sermayesini ona göre, haddini aşmaksızın tüketir. Beethoven bile, kendisi bir deha olduğu halde – ki adam sağır olmasına rağmen, hayatının en güzel eserlerini icra etmiştir – şöyle demiştir: “ Kendimi kainatla kıyasladığım zaman, ben neyim ki?” Ne kadar güzel bir söz değil mi? Durum böyle iken, insanoğlu değil büyüklenmek, kibir kelimesinin K’sini bile telaffuz etmeye cesaret edemiyor…
Kibir Kur`an-ı Kerim’in bir çok yerinde geçer. Allah’u Teala müsriflerden ve cimrilerden bahsettiği gibi, kibirlilere de yüce kitabında yer vermiştir. Ve işin ibret verici tarafı, kibiri Iblis’in, yani şeytanın bir vasfı olarak göstermektetir. Zira Iblis Adem Peygamber’e emrolunduğu gibi saygı secdesini kibirinden dolayı kasten yapmamıştır. Ve yapmadığından dolayıda, itaatsizliğinden dolayı kafir, yani inkar eden olmuştur. Bu vakayı Kur`an-ı Kerim’in bir çok yerinde okuyup öğrenebiliriz. Evet, demek ki, kibir şeytani bir vasıftır ve kendisini “bir şey” zannedenler (aceba bunlar kendilerini ne zannediyorlar? Inanın çok merak ediyorum. Bilen varsa, zahmet olmaz ise, bana da bildirsin) içlerinde taşıdıkları bu vasıftan dolayı, şeytana biraz değil de, çok yakın olduklarını bilmeleri gerekir… Kibir insanı yaradanından uzaklaştırır, onu ibadetten engeller, secdeden alıkoyar ve küfür boyutuna sürükler. Bu benim tespitim değildir, bu bir ilahi ikazdır efendim!
Bu tür mütekebbir (kendini beğenmiş) insanları görüp tespit ettiğimizde, bize düşen bir görev vardır. Eğer karşımıza kibirli insanlar çıkarsa – bunlar genelde hal ve hareketlerinden, konuşmalarından ve öğünmelerinden, yürüyüşlerinden ve oturuşlarından belli olurlar- onlara vereceğimiz en güzel ders, onlara karşı (inatlarına) kibirli davranmaktır. Yani onlara karşı böyle davranmakla, onlara bir ders vermiş oluruz. Bizim bu yapmamız gereken hareketi Allah Rasul’u sadaka vermekle değerlendiriyor. Neden burada sadaka kelimesini kullanmış aceba? Başka bir kelime de kullanabilirdi. Bunu bir düşünelim. Sadaka kimlere verilir efendim? Fakir, zavallı ve muhtaç olan insanlara verilir. (Maddi ve manevi) zengin bir insana verilmez, çünkü onun sadakaya ihtiyacı yoktur. Demek ki, kibirli insan maddi açıdan zengin olsada, (manevi açıdan) fakir bir insandır. Zavallı, garip ve muhtaç bir insandır. Ve zaten böyle olduğu için de, kibirlik taslama ihtiyaçını hisseder. (Gönlü) zengin bir insan, rabbini bilen bir insan, kalbinde iman taşır ve iman gücünden dolayı kibirli olamaz. Zavallı kibirliler!!! Ne kadar da sadakaya muhtaç insanlarmış meğer, yaaa….
Insan kuldur efendim ve kulluğunu bilmelidir! Bu gerçeği kesin olarak kabul edip, içine sindirmesi gerekir. Unuttuğu anlarda ise hatırlaması gerekir. Şayet kendisi hatırlamakta zorluk çekiyor ise, onları biz - bu aslında yanlış, ama o anda doğru ve yerli olan – kibirli hareketimizle hatırlatmış olalım. Böyle yapmakla bir “sadaka” vermiş oluruz ve aynı zamanda sadaka vermekle sevap işlemiş oluruz. Ne güzel bir sevap kazanma imkanı, değil mi?

