Kurs mu Ders mi?
Yazar Aydın Ersoy, Mayıs 2009 Sayi 35
Yıllar öncesinden Avrupa`ya gelen topluluklar kendi kültür ve dillerini yaşatmak için dernekler kurmuş ve bu derneklerde faliyetler sürdürmüşlerdir. Bu derneklerin en aktif olanlarının başında Dini-Kültürel dernekler gelmektedir. Kendi kültür ve coğrafyalarından kopuk yaşamak istemeyen insanlar bir şekilde Avrupa`da kültürlerini yaşamaya ve yaşatmaya devam etmeye çalışmışlardır.
Özellikle Avrupa’da yaşayan yabancılar ve tabii ki büyük çoğunluğu teşkil eden Türkler için kullanılan “entegrasyon” kelimesi, bütünleşme, kaynaşma anlamına gelmektedir
Uzun yıllardır üzerinde durulan konu olan entegrasyon hakkında yapılan birçok açık oturumlar, gazete haberleri ve politik sohbetlerde sıkça Avrupa ve Almanya’da yaşayan yabancıların uyumsuzluk sorunu yaşadıkları, entegre olmakta bir hayli zorlandıkları, entegre olamayan yabancıların hiçbir çaba göstermediği vurgulanıyor.
Kültürlerin oluşmasında ve gelecek nesillere aktarılmasında, Dil ve Dinin önemi yatsınamaz bir gerçektir. Insanların sahip oldukları anadilleri ve dinlerini en iyi biçimde, gelecek nesillerine aktarmaları, Insan Hakları Evrensel Beyannamesinde de koruma altına alınmış bir haktır.
Insanların kendi ırklarını ve annelerini önceden seçme özellikleri yoktur. Kişilerin anadillerini gerektiği gibi kullanmaları, kişisel gelişiminde ve iletişimlerinde çok önemlidir.
Almanya`daki çocuklarımızın, haftada birkez, öğlenden sonra devam ettikleri Türkçe, bir ders değil, kurs mesabesindedir. Çocuklarımızın, Almanca`nın yanısıra yabancı dil olarak verilen, Ingilizce, Fransızca, Ispanyolca ve Latince derslerinde yüzlerce kelime ve konuşabilmek için öğrenilen dil bilgisi kalıplarının yanında, hakikaten okullarımızda öğlenden sonra verilen ve özellikle not almanın, sınıf geçip-kalmanın olmadığı Türkçe kursları çok çok basit kalmakta ve yeterli olmamaktadır .
Avrupa`da yaşayan insan topluluklarından bazılarına, sizler zaten evde anadilinizi konuşuyorsunuz, ilk ve orta okulda ana dilinizin dilbilgisini öğrenmek istemeniz çok saçma denilmesi ortada bulunan çifte standardı birkez daha ortaya koymaktadır. Türkçe`nin hem anadil olarak hem de ikinci ya da üçüncü ve de belki dördüncü yabancı dil olarak diğer yabancı dillerin içinde yer alması gerekmektedir.
Çocuklarımız, Türkçe olarak rahatlıkla 879 sayısını telafuz edemiyorsa ve Türkçe bir gazete veya kitabı rahatlıkla okuyup kavrayamıyorsa, eksikliği sadece veliye yüklemenin haksızlık olduğu kanaatindeyim. Avrupa`da yetişen neslimizin, zaten böyle olmasını isteyen kuruluşlar ve kişiler varsa, insanların doğuştan sahip oldukları anadillerini tam manası ile öğrenme haklarına tecavüz ettikleri aşikardır.
Birleşmiş Milletler’in istatistiklerine göre Türkçe dünyanın en çok kullanılan 10 dilinden biri. Istatistiklere göre dünyada 165 milyon kişi Türkçe konuşuyor. Dünyada Türkçe geniş bir alanda kullanılıyor.
Kişinin etnik kökeni ne olursa olsun, bulunduğu topluma kendi kültürünü, dilini ve dinini koruyarak entegre olması doğaldır. Bu durum yanlış kullanılmaya çalışılırsa işte bu asimilasyon olur ve yabancı toplum tarafından ters tepki görür.
Bu neticede sosyal yaşamlarında ne bir Alman gibi ne de geldikleri toplumdaki bir birey gibi yaşayamamaktadırlar. Yukarıda değindiğimiz hususlar yüzünden olsa gerek burada yetişen gençlerin kendilerine göre yaşam tarzları ve kültürleri oluşmuştur
Gelinen bu noktada Türk devletinin Avrupa`daki kurumlarına, Almanya ölçeğinde Alman ilgili kurumlarına ve özellikle hak verilmez alınır noktasında Avrupa`daki Sivil Toplum Kuruluşlarına büyük işler düşmektedir.
Politikacıların seçimlerden önce, Dil ve Din ile ilgili verdikleri vaadlerin takipçileri doğal olarak sivil toplum kuruluşları olacaktır.
Günümüzde sivil toplum kuruluşları tüm dünyada demokratik ve sivil toplumların gelişmesinde vazgeçilmez unsurlar olarak giderek artan bir rol üstlenmektedirler. Sivil toplum kuruluşlarının denetimi ve katılımıyla kamu alanında kalitenin sağlanması mümkün olacaktır.
Dil ile alakalı bu yazımıza Bedri Rahmi Eyüpoğlunun dizeleri ile sonveriyoruz
En azından üç dil bileceksin
En azından üç dilde düşünüp rüya göreceksin
En azından üç dil Birisi ana dilin
Elin ayağın kadar senin Ana sütü gibi tatlı
Ana sütü gibi bedava
Nenniler, masallar, küfürler de caba.
Ötekiler yedi kat yabancı
Her kelime arslan ağzında
Her kelimeyi bir bir dişinle tırnağınla
Kök sökercesine söküp çıkartacaksın
Her kelimede bir tuğla boyu yükselecek
Her kelime bir kat daha artacaksın
En azından üç dil bileceksin
En azından üç dilde Canımın içi demesini
Canım ağzıma geldi demesini
Kırmızı gülün alı var demesini
Nerden ince ise ordan kopsun demesini
Atın ölümü arpadan olsun demesini
Keçiyi yardan uçuran bir tutam ottur demesini
Insanın insanı sömürmesi
Rezilliğin dik alası demesini
Ne demesi be bümbür gümbür gümbürdemesini becereceksin.











