Evlilik; Cennette de Devam Edecek Bir Akid
Evlilik, bir erkekle bir kadın arasında dinimizin kabul ettiği prensipler dahilinde yapılan akid (anlaşma) olarak tarif edilir. Evlilik, dinimiz nazarında ibadet olarak da kabul edilir. Bu akid, öyle bir akiddir ki, Fıkıh kitaplarımızın bazılarında; “Bizim için Hz. Adem’den bu güne kadar, meşrû olarak devam edegelen ve Cennette de devam edecek olan iki şey vardır; bunlardan birincisi, evlenme; diğeri imandır” diye yazılmıştır.1
Evlilik, dinimizde meşru yani helal bir anlaşmadır ve birçok sebeble bu akde ihtiyaç vardır. Kur’an-ı Kerim’de Yaratıcımız olan Allah Celle; “Kaynaşmanız için size kendi (cinsi)nizden eşler yaratıp aranızda sevgi ve merhamet peyda etmesi de O’nun (varlığının) delillerindendir. Doğrusu bunda, iyi düşünen bir kavim için ibretler vardır.”2 buyurarak evlilik müessesesinin kurulmasının Kendisinin varlığının işareti saymıştır. “Aranızdaki bekarları, kölelerinizden ve cariyelerinizden elverişli olanları evlendirin. Eğer bunlar fakir iseler, Allah kendi lütfu ile onları zenginleştirir. Allah, (lütfu) geniş olan ve (her şeyi) bilendir.”3 ayetinde ise durumu müsait olanların evlenmesini emretmiştir. Buna karşılık olarak kurulmuş olan aile müessesesinin yıkılması Allah’ın sevmediği helallerden sayılmıştır.
Evlilik müessesesinin kurulması konusunda Peygamber Efendimiz (s.a.v) ise daha kati ifadeler kullanarak şöyle buyurmuştur: “Evlenmeye gücü yetip de evlenmeyen benden (benim ümmetimden) değildir.”4
Çünkü evlilik, İslam’ın vadettiği dünyada ve ahirette saadete bizi ulaştıracak vesilelerden biridir. Bu nedenledir ki, “Evlilikle meşgul olmak kendini nâfile ibadetlere vermekten daha faziletlidir. Çünkü evlilikte nefsi haramdan koruma ve çocuk yetiştirme gibi önemli hususlar vardır” denilmektedir.5
İslâm’ın temel esaslarından biri de evliliğin fıtri bir olgu olarak kabul edilmesidir. Bundan dolayı, dünyadan elini eteğini çekerek yalnız başına yaşama ve evlenmeme; insanın yaratılışı ile çatıştığı, onun nefsi isteklerine ve karakterine ters düştüğü için İslam, bütün bunları hoş görmemiştir. Konu ile alakalı olarak bir başka hadis-i şerifte “Allah’a yemin olsun ki ben sizin Allah’tan en çok korkanınız ve O’ndan en fazla sakınanızım; fakat ben zaman zaman oruç tutar ve iftar ederim; namaz kılar ve uzanıp yatarak istirahatte bulunurum; kadınlarla da evlenirim. Benim sünnetimden yüz çeviren benden (benim ümmetimden) değildir”6 buyurulmuştur.
Gerçekten de Allah Resulu’nün hayatına baktığımızda onun, toplumu aşırıya kaçacağı konularda kontrol altında tutmak ve insan nefsini düzeltmek gibi hususlarda ne denli titizlik gösterdiğine şahit oluruz. Onun bu konuda titizlik göstermesinin temelinde, insanın fıtri gerçeğinin anlaşılması ve beşeri arzu ve isteklerine cevap verme duygusunun yattığını görürüz. Böyle olunca evlilik ve benzeri İslâmi akidler sayesinde hiçbir ferd yaratılışının ötesine geçemez, gücü ve imkanının dışında gayret sarf edemez; tam aksine orta yolda, sağa sola sapmadan yürür.
Evlilikte ayrıca sosyal maslahat ve yararlar söz konusudur. Bu maslahat ve yararların başı insan neslinin korunmasıdır. Zira evlilik sayesinde, insan nesli çoğalarak devam eder ve nesiller birbirini izler. Bu suretle de insanın yeryüzü halifeliği devam eder. “Allah size kendi nefislerinizden eşler yarattı, eşlerinizden de sizin için oğullar ve torunlar yarattı…”7 ayeti bunu gayet güzel bir şekilde izah buyurmaktadır.
Evliliğin diğer bir önemli yararı da sahih nesebin korunmasıdır. Meşrû evliliğin bir an için kalktığını düşünecek olursak toplumda ebeveyni belirsiz, edep ve erkandan yoksun, hiçbir fazilete sahip olmayan neslin ortaya saçılmasını görürüz. Ayrıca toplumun ahlâk açısından çözülmemesine ve bozulmamasına yardımcı olan tedbirlerden en önemlisi meşru evliliklerdir.
Evlilik kurumunun sağlıklı bir şekilde devam etmesi de önemlidir. Onun için de daha evliliğe ilk adım atılırken Peygamberi uyarılara kulak vermek gerekir. Buhâri ve Müslim’in beraberce nakletmiş oldukları bir hadis-i şerifte, evlenilecek bir insanda dört meziyet arandığını ve en önemli meziyetin de “dindarlık ve güzel ahlaka sahip olmak” olduğunu öğreniyoruz.8 Dindarlık ve güzel ahlaka sahip olması gereken sadece kadın veya sadece erkek olmayıp, hem kadının hem de erkeğin her ikisinin de bu özelliklere sahip olması arzulanır. Hatta bu vasıfların damat adayında öncelikle bulunmasının lüzumu da ifade edilmiştir ki bu hususta İmam Gazzali (rhm) şöyle der: “Kadına eş seçiminde daha duyarlıklı davranmak gerekir. Çünkü kadın nikah sebebiyle bir yerde hürriyetinin bir kısmını kocasına devretmiştir. Bir insan kızını fasık, facir ve alkolik birisiyle evlendirirse dinde cinayet işlemiş, kızına ait sıla-i rahmi kesmiş olmakla Allah’ın gazabına ulaşır”.9 Kızını nasıl bir erkekle evlendirmesinin uygun olduğunu soran bir kişiye Hz. Hasan (ra) Efendimiz, “Onu takva ehli birisi evlendir. Severse ikram eder, sevmezse ona zulmetmez” buyurmuştur.
Evlilik kurumu oluşturulurken, yukardaki hususlar göz önünde bulundurulmakla birlikte, “Allah’ın emri, Peygamberin sünneti” dile getirilerek başlayan kız isteme adeti, İslami kurallara dikkat ederek nişan ve düğün yapmak suretiyle hayırlı işi neticelendirmek de gerekir. Nişan ve düğünler konusunda aslında çok uzun bir örf ve adet oluşmasına rağmen, her alanda olduğu gibi, bu konuda da başka kültürlerin etkisi altında kaldığımız bir gerçektir.
Anadolu’da “Ölüye giden ağlar, düğüne giden oynar” diye bir atasözümüz var. Meşru çerçevede nişan ve düğünlerde eğlenmenin cevazına imkan sağlayan sünnetten işaretler de söz konusudur. Bir bayram gününde bizzat Efendimiz (as)’ın bulunduğu ortamda Medineli genç kızların destan şiirlerini musiki ile terennüm etmeleri, yine Mescid-i Nebevi’de kılıç kalkan ekibinin gösteri yapması bunlardan bir kısmıdır. Ayrıca Hz. Aişe (ra)’dan gelen “Nikahı ilan ediniz ve bu ilan işini camide yapınız, düğünde def çalarak bu ilanı her tarafa yayınız” hadisi ile “Haram ve helal olan kadın erkek birleşmesini def sesi ayırır” hadisinden nişan ve düğünlerde bir nevi musiki aleti olan “def”in kullanılabileceğini öğreniyoruz. Yine Hz. Aişe (ra) validemizin aktardığı bir hadis-i şerifte, içinde gayr-i meşru sözlerin yer almadığı şiirlerin de musiki ile okunabileceğini görüyoruz. Hz. Aişe (ra) validemiz şöyle anlatıyor: “Bir gün bir Ensar kardeşimizin düğününden gelmiştim. Peygamberimiz (as), “Ey Aişe, düğünde “lehv” (şarkı, türkü) yok mu idi? Çünkü Ensar “lehv”i (şarkı ve türküyü) sever” diye sordu. Ben “Ya Rasulallah neler söyleyebilirdik?” diye sordum. Şöyle şöyle söyleyebilirdiniz dedi ve şunları ifade buyurdu: “Biz size geldik, size geldik, bize selam verin biz de size selam verelim. Kırmızı altınlar olmasaydı, sahralar boşalmazdı; esmer buğday olmasaydı, kızlarımız serpilmezdi.”
Bütün bunlardan anlıyoruz ki, nişan ve düğünlerimizde hikmetli ve güzel nasihatlerde bulunan şiirleri, def ve benzeri çalgı aletleri eşliğinde icra etmenin herhangi bir sakıncası yoktur.
Müslümanlar biraz daha hassas davranmak suretiyle, İslam’ın çizdiği helal dairesi içinde kalarak eğlenebilir, geçmişte olduğu gibi bugün de kendilerine yakışan nişan ya da düğün merasimleri düzenleyebilirler. Ve böylece temelleri sağlam bir aile binası kurmuş oluruz.
Kaynaklar:
1 İbn Âbidin, III, 3
2 Rum, 30:21
3 Nûr, 24:32
4 Beyhaki ve Taberani
5 İbn-i Âbidin, III, 3
6 Buhâri, Nikâh, 1; Müslim, Sıyâm 74, 79
7 Nahl, 16:72
8 Buhâri, Sahih, VI, 123; Müslim, Sahih, II. 1086
9 İhya-u Ulumiddin, Nikah ve Adabları Bölümü

