Niçin Öldürüyorlar…
Yazar 63. Sayı Aralık 2011, Mahmut Aşkar
Kapalı toplumların düşmanları, kendi içlerinde ve kendilerinden olurlar. Aşiret, kabile veya sülalelerarası rekabet, husumet veya kıskançlıklar yüzünden çıkan kavgalarda insan hayatının kaybolması, işin tabiatındandır. Taşrada; küçük kasabalar veya köylerde yaşamış olanlara bu durum pek yabancı gelmez. Yerine göre kabilenin yerine göre de ailenin reisi, yeni yetmelere dostlarını ve düşmanlarını işaret eder; onlar hakkında telkinde bulunur. Böylece daha çocuk yaşından itibaren kişi, dostları ve düşmanları hakkında hem bilgilendirilmiş, hem de yönlendirilmiş olur: Felancılar bizden, filancılar bizden değil!
Elli sene evvelindeki köy çocukluk hayatımdan dönüyorum 21. yüzyılın dünyaya açık ülkesi Almanya’ya… Türk azınlık olarak elli yıldan beri bu ülkenin neredeyse her köyü ve kasabasında varsınız. Sömüren, ezen; siyasi, iktisadi, hukuki ve insani hakları gasp eden, kötüye kullanan kesimden değilsiniz. Göçmen olarak yerleştiğiniz ülke topraklarının birliği ve bütünlüğüne karşı hain emeller peşinde değilsiniz. İçiçe, birlikte yaşadığınız toplumun kamu düzenini değiştirmeğe yönelik ideolojileriniz yok… Mensubu olduğunuz azınlığın siyasi/iktisadi/hukuki menfaatlerini gerçekleştirmek için baskı gruplarınız, lobicileriniz yok!
Tam tersine; siyasî/hukukî/iktisadî haklarını yerine göre istediği hâlde alamayan, yerine göre de istemesini bilmeyen, verilenle yetinen bir azınlık olarak toplumun en alt tabakasına aitsiniz. Dün, geldiğiniz anavatanda nasıl ki maddî-manevî varlığınızla devlete “baba” diyerek teslim oluyor, güveniyorduysanız; bugün de yenivatanınızda aynı ihlas ve samimiyetle başınızdaki devlete bağlısınız. Dua ederken, kendinizin olmasa bile, zürriyetinizin yenivatanı ve vatandaşlarının huzur ve selameti için de dilekte bulunuyorsunuz.
Bütün bunlara rağmen, siz şimdiye kadar hep “öteki” olarak görülmekle kalmadınız; üstüne üstlük, bir de ötekilerin ötekisi, “kötü öteki” olarak zihinlere, körpe dimağlara ilmik ilmik işlendiniz. Dün, Hz. İsa’yı çarmıha geren bizim atalarımız değildi. Bugün, imrenilecek, kıskanılacak kadar en üstlere turmanmış bir Türk azınlıktan da söz edilemeyeceğine göre, bu düşmanlık niye?… Dün, Yahudileri hedef gösterenler, “Alman, işte düşmanın!” diyenler gibi, bugün de Almanya’daki Türk azınlığı hedef gösteren, düşman ilan edenler var. Yapılan birçok kamuoyu araştırmasında, Antisemitizm’in yerini İslamafobi’nin aldığı herkes tarafından biliniyordu.
Zaten öteden beri var olan ve ideolojik varlığını düşman gördüğü, kendi ırkından olmayan “öteki”ne borçlu olan ırkçı Neo-Nazizmin yeniden palazlanmasına, zararsız gibi görünen Türk/Müslüman aleyhtarlığı ortam hazırlamıştır. Okula giden çocuktan tutun da, günlük hayatın her safhasında özellikle Türk/Müslüman kökenliler az veya çok ayırımcılığa maruz kalmışlar ve elli yıllık geçmişe rağmen maalesef bu süreç artarak devam ediyor. Türk görünümlü bir erkeğin ve başörtülü bir kadının özellikle akşamın geç saatlerinde, genç Almanların kalabalık oldukları semtlerde elini kolunu sallayarak dolaşması artık son derece riskli ve cesaret isteyen bir davranıştır.
Almanya’da yaygın ve olağanlaşmış bir ayırımcılık sözkonusu iken, bunu örtbas etmenin, görmemezlikten gelmenin ve hele sadece Neo-Nazilerle yabancı düşmanlığını sınırlamaya kalkışmanın kendisi, Almanya’ya yapılacak en büyük kötülüklerden birisidir.
Bu ülkede Türk olmak, sabır ve tahammül işidir. Yakın çevremde işçi statüsünde çalışanlardan zaman zaman işyerinde uğradıkları haksızlıkları, hatta hıristiyan yabancılar içinden müslüman yabancıları daha fazla ezmelerini dinledikçe, oturduğumyerde ben isyan edecek noktaya geliyorum. Bu kadar ayırımcılık reva mı, bu insanlara? Eşit muamele görmemekten, dışlanmaktan dolayı gururuna düşkün Türk, derdini içine ata ata artık psikolojik hastalıklara düçar oldu. Üçüncü nesil Türklerle konuşun, onları size ötelenmenin ve ötekileştirilmenin ne ve nasıl olduğunu anlatsınlar…
Bira masalarında, evlerde, işyerlerinde, tv ekranları, gazete sütunları, kitap sayfalarında dillere pelesenk olmuş bir tukaka azınlık hâline getirilmişsiniz. Sizi aşağılayan, karalayan, düşman gösteren her kitap “bestseller” listesine giriyor. Sadece Türk/Müslüman azınlık üzerinden meşhur olan Thilo Sarrazin’in kitabının satış sayısının iki milyona doğru turmandığını duymuş olmak bile tedirginliğimizin artmasına ve uykularımızın kaçmasına yeterli sebeptir.
“Müslümanı Avrupalılaştırmak” adlı kitabımızın takdiminden bir bölümü sizlerle paylaşmak istiyorum:
“Kendisinden sonra gelen nesillerine bile sahip çıkamayan Göçmen Türk’ü işaret ederek; “Bunlar bizi İslâmlaştıracaklar!” türünden yapılan yaygara, zamanla kitleleri harekete geçirecek derecede Anti-Müslüman bir ideolojik mahiyet kazandı. Halbuki o, yeni vatanında kültürel kimliğini yitirmeden, birlikte yaşadığı toplumla kucaklaşmayı, ona intibak etmeyi ve çokkültürlü istikbâli beraberce inşa etmeyi hedefliyordu. Fakat bu niyetini kamuoyu vicdanına bir türlü seslenemeyen Müslüman/ Türk Göçmen, ani tepkilerle değil; bundan sonra seviyeli ilmî araştırmalar, kitaplar, konferanslarla ve film, tiyatro, resim, müzik gibi sanat etkinlikleriyle kendisini yerli-çoğulcu topluma anlatmalıdır.
Henüz daha çok geç kalınmış değil; hiç olmazsa Batı Avrupa’ya Türk İşgücü Göçümüzün 50. Yılında biraz gayrete ve insafa gelip buna bismillah diyebiliriz.”

