Muslih-Müfsit İkilemi
Yazar Dr. Yusuf Işık, Nisan 2009 Sayi 34
Fesat, sözlükte bozulma, karışma, kokuşma ve orta yoldan ayrılma demektir. Birşeyin faydalı olmaktan çıkıp zararlı olmaya başlaması fesattır.
Aynı kökten gelen “ifsat”, bozma, karıştırma, kokuşturma, geçersiz duruma getirme anlamına gelir. Müfsit, bozan, bozgunculuk yapan ifsat eden demektir.
Fesadın karşılığı sulh ve salahtır. Sulh ve salah; iyi olma, düzelme, iyiliğe aracı olma anlamlarına gelir. Bunun çoğulu maslahattır. Maslahat, iyi olan halleri, düzelmeyi ve faydalı olan şeyi ifade etmektedir.
Fesat, bazen şahıslar arasında dar alanlı olarak cereyan etmiş, bazen guruplar arasında oldukça geniş bir mahiyette ortaya çıkmış, bazen de bütün bir toplumu sarsacak ve herşeyi alt üst edecek bir genişlikte meydana gelmiştir. Yerinde akl-ı selim, kalb-i selim ve hiss-i selimle engellenebilmiş, hiç olmazsa tahribatı azalmış ise de çok defa en korkunç tsunamiler gibi kontrolsüz yığınları birbirine düşürmüş, kargaşaya sebebiyet vermiş ve arkada bir sürü kinler, nefretler ve yıllarca süren ayrılıklar bırakmıştır.
Islam, fesat çıkarana “müfsit” demiş ve onu lanetlemiş; devletler ve milletler onu değişik kanun ve nizamlarla önlemeye çalışmış ve din alimleri de ona karşı sürekli mücadele vermişlerdir; ama, her şeye rağmen o, varlığını günümüze kadar sürdürmüştür.
Fıtrat gereği insanlardan bir kısmı kendi görüş ve arzularına uyarlar. Allah`tan gelen kuralları ve ölçüleri tanımazlar. Böyle kimseler isteklerine kavuşmak, arzularını gerçekleştirmek için her yola başvururlar. Insanların hak ve özgürlüklerine saldırırlar. Işte yeryüzündeki fesatlar bunların yüzünden çıkmaktadır. Kendi nefsini ilah haline getiren insanlar fesada sebeb olurlar. Halbuki yerlerde ve göklerde tek bir ilah vardır ki O da Allah`tır. O Allah yeryüzüne ve gökyüzüne bir düzen koymuştur. Insan toplulukları da bu düzen içinde, fesattan/bozgunculuktan uzak yaşasınlar diye Peygamberler ve onlarla beraber din göndermiştir. Yani ilahi kurallar sistemi göndermiştir. Bu ilahi kurallar, insanlar arasında ve toplumda düzeni sağlar ve fesadı önler.
Yeryüzünde fesada sebeb olan münafiklar ve inkarcılar hep korkak ve aç gözlüdürler. Bu yüzden birbirlerine her konuda yardım ederler. Özellikle fesat/bozgunculuk çıkarma işinde birbirlerinin yardımcısıdırlar. Yeryüzünün huzurunu bozan bu fesatçılara karşı ıslah edicilerin, yani müslümanların da daha fazla işbirliği yapmaları gerekir.
Yeryüzünde fesat çıkaran, bozgunculuk yapan, fitne çıkaran ve alet olanlara “müfsit” denir. Buna karşı çıkarak bozgunculuğu, fitne ve fesadı önlemeye çalışarak, barış, sulh ve salah ortamını hazırlamaya çalışanlara da “muslih” denir. Muslihin yapmış olduğu tüm çalışmalar “amel-i salih” cümlesine girer.
Insan müfsit ve muslih ikilemiyle yüzyüzedir. Tercihini muslih`ten yana kullananlar kazanır, müfsitten yana kullananlar ise kaybeder.
Allah, müfsitleri sevmez. Onlara alet olanları, destekleyenleri ve onlarla birlikte hareket edenleri sevmez.
Nitekim, Peygamberlerin görevi inançta ve sosyal düzende yerleri ve hedefleri sapmış, bozulmuş, yanlışa dönüşmüş herşeyi yerli yerine koymak, insanı ve onun yaşadığı hayatı ıslah etmektir. Onun için Peygamberler en büyük muslihlerdir.
Peygamberlerin bunca çabalarına rağmen, her dönemde insanlardan bir gurup kendilerine karşı gelmişler ve onları engellemeye çalışmışlardır. Böyle kimseler kargaşa ortamını, düzensizliğin, sömürü ve tahakküm düzeninin devam etmesini isterler. Onun için bunlar da müfsitlerdir.
Fesadın/bozgunculuğun en yaygın olarak işlendiği alan insanlara ait haklara tecavüzdür. Bu fesadın en önemlisi de insanın yaşama hakkına yapılan haksız saldırıdır. Kur`an, bir kimsenin haksız yere başkasını öldürmesini, `bütün insanları öldürmüş` gibi saymaktadır. Islam Ceza hukukunda, en ağır cezalardan birisi başkasını haksız yere öldürene verilmektedir.
Bir başka açıdan müfsit/bozguncu, Allah`ın koyduğu kurallar dahil hiçbir nizama saygılı olmamış, hep başına buyruk hareket etmiş ve her zaman bir anarşist gibi davranmıştır. O bir dinsizdir ama dindar görünür; tam bir bozguncudur, ancak hep ıslahtan dem vurur. Bir despottur, fakat ağzını her açısında “demokrasi” der durur. Sürekli terör estirdiği halde hiç sıkılmadan “insan hakları”ndan söz eder. Aslında farklı coğrafyalarda terörün asıl mimarı da işte budur. Odur yeryüzünde fitne fesadı körükleyen. Odur masum insanların kanına giren. Odur diktatörlük tesis etmek için uluslararası kuralları kendine benzetmek isteyen. Odur çıkarları uğruna canlara kıyan ve mamur yerleri yerle bir eden. Ve odur siyasi, iktisadi, sosyal ve kültürel bunalımlara sebebiyet veren.
Hele bir de bunların arkasında -Mehmet Akif`in ifadesiyle- zulmü alkışlayan, zalimi seven, şirretlileri sevindirmek için kalkıp kendi değerlerine söven talihsiz bir güruh vardır ki, onlar da duruşları itibariyle öncekilerden daha geri değillerdir. Böyleleri, her şeye bir “Evet” çeker, ellerini göğsünde kenetler, “Eyvallah” der. Böylece akıllı davrandıklarını, herkesi idare ettiklerini sanırlar… oysa ki fesadın kanunu, kuralı olmadığı gibi müfsidin de belli bir çizgisi yoktur. O, bugün böyle, yarın başka türlü, öbür gün ayrı bir fantaziye dilbeste ve bir başka zaman da farklı bir hezeyan peşindedir. Işte, bunları alkışlayanların halleri bunlardan daha utandırıcı ve daha acıdır.
Bizlere düşen görev, her zaman fesada karşı, onunla baş edebilecek dinamiklerle dimdik durmak, ıslah düşüncesine kilitli bulunmak, zulümden fersah fersah uzaklaşmak, adaletin yanında olmak ve en korkunç fesat girdapları karşısında dahi “pes” etmeden hakkı tutup kaldırmak düşer.
Allah Kur`an-ı Kerim`de şöyle buyuruyor:
-“Allah, fesat çıkaranlara, ahdini bozanlara ve birleştirilmesini istediği bağları koparanlara lanet ediyor ve yurdun kötüsünü (cehennemi) onlar için hazırladığını haber veriyor” (Ra`d Suresi: 25)

