Müslümanın Helal Gıda Ile Imtihanı
Yazar Aralık 2009 Sayi 41, Ilhan Bilgü
Helâl gıda arayışı bir Müslümanın günlük hayatının en önemli çabalarından biri olmakla birlikte, Müslümanların daha sonra yerleştikleri ve azınlık olarak yaşadıkları yerlerde, helâl gıda arayışı, Islamî kimliğin oluşumu ve gelişimi bakımından da önem arzeder.
Gıdaların helâlliği ise, doğrudan kendisi helâl olan mamüllerde pek fazla problem ortaya koymasa da, et ve et mamüllerinin yanı sıra, diğer gıda ürünlerine ilave edilen katkı maddeleri problemin ana kaynağını oluşturmaktadır.
Et ve et mamüllerindeki problem, kesim işleminin Islamî kurallara göre yapılıp yapılmadığında yatmaktadır. Sığır ve koyun gibi, etlerininin yenilmesi helâl olan hayvanların Islamî usullere göre kesilmemiş olması helâlliğini ortadan kaldırmaktadır. Et kaynaklı katkı maddelerinin helâlliği de bu ilk kesime göre değişmektedir.
Fakat, burada problemin önemli bir boyutu, helâl kesim olduğu iddialarının ne kadar doğru olabileceğinin tesbitindeki zorlukta yatmaktadır. Ayrıca, şoklama ya da bayıltma ile yapılan kesimlerin helâlliği konusunda ihtilaf bulunurken, helâl kesim yaptığını ifade eden üretecilerin objektif bir şekilde denetlenmesi de bir başka problemi ve zorluğu gündeme getirmektedir.
Avrupa’da hayvan kesiminin şoklama ya da bayıltma ile yapılması zorunluluğu karşısında, dinî bir hak olarak Müslümanların bu kuraldan muaf tutulması konusunda en yüksek yargı organlarının kararı bulunurken, uygulamada zaman zaman engellemelerin olduğunu da görmekteyiz. Örneğin, Almanya’da helâl kesim konusunda işadamı Rüstem Altınküpe’nin şoksuz ve bayıltmasız kesim izni alabilmek için yıllardan beri sürdürdüğü hukukî mücadele, aynı konuda bir kaç kez aynı mahkemeye başvurmayı gerekli kılmıştır.
Anayasa Mahkemesi, Altınküpe’nin dinî inanaçlarına göre gıda üretme hakkının bulunduğunu tesbit etmesine rağmen, idarî merciler hu hakkın yaygın olarak kullanılmasına engeller çıkarmaktadır. Almanya’da, bu davaların arkasından “havyan hakları” anayasal düzenlemelere dahi girmiştir.
Bazı üreticiler bu engellemeler karşısında, zaruret gerekçesini öne sürerek, şoklu veya bayıltmalı kesimi tercih etmektedir. Hulusi Ünye hocamızın yazısında da işaret ettiği gibi, helâl gıdalarla ilgili olarak iki önemli konferans düzenleyen ve ortaya çıkan yeni meselelerin halli için adımlar atan teşkilatımızın Din Iştişare Kurulu, Avrupa’da zaruret halinin bulunmadığı kanaatine varmıştır. Helâl kesim konusunda, şoksuz ve bayıltmasız kesimi esâs alan Din Istişare Kurulu’muz, ayrıca katkı maddelerinde yaşanan karmaşıklıklara da çözümler bulma çabasındadır.
Bununla birlikte teşkilatımız, Avrupa Helâl Sertifikalama Enstitüsü gibi kurumlarla da işbirliği yaparak helâl gıda üretiminde denetimin de önemine vurgu yapmaktadır.?Bu enstitü, gıdaların üzerinde “Helâl yazıyorsa, mutlaka helâl olmak zorundadır,” ilkesi ile çalışıyor. Tabiî bu arada, denetleyici kurumların da denetlenmesi zarurettir. Çünkü, helâl sertifikası veren kurum ya da kişilerin, bu sertifikayı hangi fıkhî temel ve kriterlere göre verdiği önemelidir. Ayrıca, teknik donanım ve uzman personel yeterliliği bulunup bulunmadığı, “helâl sertifika”landırdıkları üretici şirketlerin helâl kriterlerine uyup uymadıklarının kontrolunde ne kadar bağımsız ve süreklilik gösterdikleri de bir başka problemdir. Ilknur Melekoğlu’nun da incelemesinde görüldüğü gibi, bu konuda Avrupa dahil, pek çok ülkede çok sayıda kişi ve kurum çalışma yapmaktadır.
Avrupa Helâl Sertifikalama Enstitüsü bu kurumlar içerisinde, teşkilatımızın, denetimde de bulunma yetkisi bulunduğu kurumdur.?EHZ Ocak ayında yapmayı planladığımız Helâl Gıda Konferanslarından sonra alınanacak kararlar doğrultusunda kriterlerini gözden geçirecek ve ona göre sertifika pratiğini yaygınlaştırmaya gayret edecek. Bu sayımızda Avrupa Helâl Sertifikalama Enstitüsü’nün iki yetkilisi ile ilgili röportajımız yer alırken, temelde fıkhî ihtilaflar sebebiyle müşterek kriterlerin oluşmasındaki sıkıntıları gündeme getiren Prof. Dr. Hayrettin Karaman hocanın da değerlendirmesini bulacaksınız. Helâl gıda konusunda bazen farklı görüşlerini de ortaya koyan Karaman hoca sorunun çözümü için de önerilerini sunuyor.
Katkı maddeleri de başlı başına bir sorunu gündeme getirmektedir. Sürekli olarak gelişen teknoloji ile katkı maddelerinin sayısı arttığı gibi, bu maddelerin gerek fiziksel, gerekse kimyasal özellikleri de değişikliğe uğramaktadır. Bu değişkenlik de her zaman yeni görüşlerin ortaya çıkmasına sebeb olmaktadır.
Fakat her Müslüman’a düşen görev, gıdaların helâlliği konusunda israrcı olmak ve şüpheden uzak kalacak şekilde temin etmektir.
HELÂL GIDA BİR İMTİHANDIR
Müslüman olarak, hayatımızı, dinimizin emir ve yasakları doğrultusunda düzenlemedeki gayretimiz, dinimiz ile olan bağımızın en önemli göstergesidir. Islâmî terminolojide bu gayrete “takva” denir. Takva’nın bu anlamdaki en kısa ve özlü tanımı da, Allah’ın emirlerine uyamama, yasakladıklarından da kaçınamama korkusudur. Bu yüzden dir ki, Islâmî kimliğin oluşumu bu gayretin yoğunluğuyla paralellik arzeder. Hayatımızı devam ettirmek için gerekli olan gıdaların helâl yollardan kazanılması takvalı oluşun bir parçası olduğu gibi, aynı gıdaların kendilerinin de helâl oluşuna dikkat etmek de takva sınırları içine girer. Zira gıdalarımızın helâl olması imtihanımızın bir parçasıdır. Prof. Dr. Mustafa Nutku,1 Hazreti Adem (as) ile Hazreti Havva’nın, dolayısıyla insanın ilk imtihanının helâl gıda ile olduğuna işaret eder. Bu yüzdendir ki, helâl gıda arayışı Müslümanın kimliğinin oluşmasında önemli bir yer işgal eder. Çünkü, helâl gıda arayışında bir ön niyet ve irade beyanı vardır ve bu ön niyetle irade beyanı, Islam’ın bize çizdiği sınırlara uyma gayretini gösterir.
Gerçekten de insanlar sürekli bir imtihan sürecinden geçmektedir. Müslüman olup olmama nasıl bir imtihan ise, Müslüman olduktan sonra, Müslüman olarak yaşayabilmek de bir imtihandır. Şüphesiz biz insanı, karışım hâlindeki az bir sudan (meniden) yarattık ve onu imtihan edeceğiz. Bu sebeple onu işitir ve görür kıldık, (Insân Sûresi [76:2]) ayeti ile Insanlar, ‘inandık’ demekle imtihan edilmeden bırakılacaklarını mı zannederler,” (Ankebût Sûresi [29:2]) gibi ayetlere baktığımızda, bu imtihanın şeklinin ve zamanının sürekli bir değişiklik arzettiğini, ancak, aynı zamanda insanın işitir ve görür özellikle yaratılması ile de, bu imtihanı kazanma melekesine de sahip bulunduğuna işaret edilir. Böylece sürekli bir imtihan şuurunda olan Müslümanın, gıdalarının da bir imtihan vesilesi olduğunu bilmekle yükümlü olduğu ortaya çıkar. Bu imtihanın kazanılması için Kur’an, helâl gıdayı iyi ve temiz olarak vasıflandırılıp, bu sınırların dışına çıkılması Allah’a karşı gelmek, şeytanın yolundan yürümek ve Allah’a itaat etmekten kopmak olarak gösterilir.
Örneğin, Ey insanlar! Yeryüzündeki şeylerin helâl ve temiz olanlarından yiyin! Şeytanın izinden yürümeyin. Çünkü o sizin için apaçık bir düşmandır, (Bakara Sûresi [2:168]) ayeti ile, Allah’ın size rızık olarak verdiklerinden helâl, iyi ve temiz olarak yiyin ve kendisine inanmakta olduğunuz Allah’a karşı gelmekten sakının, (Bakara Sûresi [2:88]) ayeti her hangi bir gıdanın ismini zikretmeden genel kuralları koyar.
Diğer bir kaç ayette harâm gıdaların doğrudan isimlerini zikreden Kur’an, meselâ, “Verdiğimiz rızıkların iyi ve güzel olanlarından yiyin” (dedik), (Bakara Sûresi [2:57]) ayeti ile bu genelliği sürdürürken, şu ayetle özel gıdalara işaret eder:
Ölmüş hayvan, kan, domuz eti, Allah’tan başkası adına boğazlanan, (henüz canı çıkmamış iken) kestikleriniz hariç; boğulmuş, darbe sonucu ölmüş, yüksekten düşerek ölmüş, boynuzlanarak ölmüş ve yırtıcı hayvan tarafından parçalanmış hayvanlar ile dikili taşlar üzerinde boğazlanan hayvanlar, bir de fal oklarıyla kısmet aramanız size harâm kılındı. Işte bütün bunlar fısk (Allah’a itaatten kopmak)tır. (Mâide Sûresi [5:3])
Resûlullah Efendimiz de (sav), Müslüman’ın takva ile içiçe bir hayat sürdürebilmesinin temelinin, haram ve helâllere dikkat etmekte olduğunu ve şüpheli şeylerden kaçınmak olduğunu buyurur. Şüphelilerden kaçınmayı da dinin kurtarılması olarak değerlendirir. Efendimizin bu kuralı, kaçınılmaz olarak gıdalar için de geçerlidir. Şöyle buyurur Efendimiz: Helâl belli, harâm da bellidir. Ikisi arasında da (helâl mi, harâm mı belli olmayan bir takım) şüpheli şeyler vardır ki çok kimseler onları bilmezler. Şüpheli şeylerden her kim sakınırsa haysiyetini de, dinini de kurtarmış olur. 2
Islâm’ı en doğru anlamamız ve böylece yaşamamızda tek öncümüz olan Allah Resûlu’nun, kesin harâmlığı olmayan ancak, hoş ve beğenilir olmayanların yenmesi ilgili olarak uygulamaları da, harâm olmadığı bilinen şeylerin yasaklanamayacağı konusundaki hassasiyetini de ortaya koyar. Örneğin, sarmısak veya soğan yiyenlerin mescidlerden uzak durmasını isterken, burada, bu iki gıdanın yasaklığına veya habisliğine değil de, bunlardan sadır olan kokular ile insanların rahatsız edilmemesine dikkat edilmesine işaret buyurmuşlardır. Zira, Hazreti Aişe (ra) validemiz, Efendimizin en son yediği yemekte soğan bulunduğunu beyan buyurmuştur.3
Helâlliği veya harâmlığı hususunda kesin bilgi bulunmayan ve kendilerinin alışık olmadığı yiyecekleri yemeyen Efendimiz, bu konuda da önemli bir kural ortaya koymuştur. Örneğin, kendisine getirilen Keler4 etinden yememiş ve “Bu benim kavmimin diyarında bulunmuyor. Onu yemeğe alışkın olmadığım için içimde tiksinme hissediyorum” 5 demiş, ancak başkalarının yemesine de karşı çıkmamıştır.
Kur’an ayetleri ve Resûlullah’ın gıdalarla ilgili ortaya koyduğu bu hakikatlerden sonra biz Müslümanlara, gıdalarımızın mahiyetini bilmek gibi bir görev düşüyor. Herkesin bir gıda ve fıkıh uzmanı olması mümkün olamayacağına göre, karşı karşıya bulunduğumuz imtihanın derslerine çalışmak da imkân dâhilindedir. Rızkımızı helâlinden kazandıktan sonra, helâlinden yiyebilmek için tercihli ve şuurlu bir gıda seçiminde bulunmak, üzerimize düşen bir vazifedir. Çocuklarımızın, ailemizin ve toplumumuzun helâl gıda yeme hususundaki duyarlılığını artırarak yediklerine dikkat etmeleri uyarılarımızı sürekli olarak tekrarlamalıyız.
Sanayi ve teknolojinin ilerlemesi ile önümüze serilen gıdaların seçimini şuurlu bir şekilde yaparken, Müslüman bir tüketici olarak, üreticilerin gıdaların katkıları da dâhil helâl gıda üretimi yapmaları için talep ve tepkilerimizi ortaya koymalıyız. Üreticilerin, bizim taleplerimizi dikkate almalarının yolu da etkin bir kamuoyu oluşturabilmekten geçmektedir.
Tabiî bu arada, gıdaların mahiyetini ortaya koyacak, kimya ve fizik uzmanları ile her şeyden önemlisi, bu bilgilerden hareketle Islâmî olarak gıdaların helâlliğini veya harâmlığını ortaya koyacak fıkıh uzmanlarına da ihtiyacımız vardır. Bu konuda Islâm dünyasında yapılmış önemli çalışmalar bulunmaktadır. Fikhî açıdan bu tesbitleri ortaya koymakta bir problem bulunmuyor. Problem, üretilen gıdanın Islâm fıkhının helâl standartlarına uyup uymadığı, üreticinin, gıdaların helâlliği konusunda Müslümanların taleplerini göz önünde bulundurup bulundurmadığında yatıyor.
Son yıllarda pek çok gıda üreticisinin, gerek Islâmî hassasiyetlerden dolayı gerekse, ticârî kazanç nedeniyle, helâl gıda üretimine önem verdiğine şahit olmaktayız. Üreticilerin, Müslümanların duyarlılığını göz önünde bulundurarak helâl ürün imaline yönelmesi olumlu bir gelişme olmakla birlikte, konu istismara açıktır. Konunun istismara açık olması veya kimi üreticilerin, Müslümanların ihtiyaçlarını istismar etmeleri de, üreticilerin hepsini töhmet altında bırakmamalıdır. Bunun için üreticiler, gıdaların helâlliğini garanti altına almak anlamında denetime açık olmalıdır.
Fıkhî olarak, değerli hocamız Prof. Dr. Hayrettin Karaman’ın da yazısında ortaya koyduğu gibi, bu konuda, her ne kadar tüm mezhebler arasında tam bir ittifak sağlanamayacağı söz konusu olsa da, yine de ortak bir yol bulmak mümkündür. Fıkhî farklılıklar ilgili mezhep mensuplarının dikkate alacağı bir husus olmakla birlikte, detaylardaki farklılıklar bir tarafa bırakılırsa büyük oranda ittifak edebilmek mümkündür. Önemli olan helâl gıda ile imtihanı kazanabilme gayretine düşmektir.
1 Kimya Profesörü, 2. Uluslararası Helâl Gıda Konferansı 25-26 Nisan, 2009, Istanbul.
2 Buharî, Kitabu’l Iman.
3 Buharî, Kitabu’t Taam.
4 Kertenkele türünden bir hayvan
5 Buharî, Kitabu’t Taam.

