Müslümanların topluma entegrasyonu
Avrupa Birliği Temel Haklar Ajansı, birlik ülkelerinde yaşayan Müslümanların yerel düzeyde toplumsal uyumu ve gerekli ihtiyaçlarının giderilmesine yönelik bir rapor hazırladı. Raporda, Avrupa ülkelerine gelmekte olan göçmenlerle, ırkçılık, yabancı ve Islam düşmanlığının yakından ilişkili olduğu, göçvar olduğu sürece de bu sorunların devam edeceği belirtiliyor. Özellikle Müslümanlar söz konusu olduğunda ırkçılığın daha da belirginleştiği belirtilen raporda, Müslüman topluluklara ve genelde diğer tüm göçmenlere karşı yerel toplumun da bakış açısının değişmesinin, sorunları en aza indireceği ve uygulamaların amacına ulaşmasını çabuklaştıracağı belirtiliyor.
Rapor; Avrupa Birliği’nin Temel Haklar Ajansı’nın (FRA)1, Yerel Girişim Örnekleri (LCN) çalışması ile kentlerin iyi örneklerinin yaygınlaştırılması ve bir dizi sorunun üstesinden gelinmesi amacıyla hazırlanmış bulunuyor. LCN, FRA, Bölgeler Komitesi ve Aarhus (DK), Antwerp (BE), Bradford (UK), Genk (BE), Mannheim (DE), Nantes (FR), Sheffield (UK), Rotterdam (NL) ve Turin (I) kentlerinden temsilcileri bir araya getirerek, ırkçılık ve ayrımcılığın yanı sıra, Müslüman topluluklara has özel konuların ele alınmasında, siyasal diyaloğu ve yerel idarelerin toplumsal uyum için yaptığı çalışmalarda, topluluk temsilcileri ile karşılıklı görüş alış verişinin nasıl sağlanacağına dair örnekler sunuyor.
Ayrıca, LCN’nin çalışmaları, yerel düzeyde Müslüman topluluklara yönelik eşitlik ve hoşgörünün teşvik edilmesini amaçlayan uygulamadaki tedbirleri araştıran ve Kasım 2001’de Islami Toplulukların Beş Avrupa Kentindeki Durumu raporunun yayımlanmasıyla sonuçlanan, Avrupa Irkçılık ve Yabancı Düşmanlığını Izleme Merkezi’nin (EUMC) önceki bir çalışmasını izliyor.
Irkçılıkla mücadele ve yabancı düşmanlığı, Müslüman ve diğer toplulukların Avrupa’ya doğru göçü ile doğrudan ilgilidir. Diğer birçok unsurun yanında yabancı düşmanlığı ve ırkçılık da bir yandan göçle beslenmekte, göçle Avrupa’ya gelen nüfusun en ciddî karşılaştığı sorunların başında ırkçılık geliyor. Dolayısıyla çalışmaların çoğu da, toplumsal entegrasyona odaklanıyor. Entegrasyon gerçekleşmeden hem göçmenler, hem de, “yerliler”, toplumsal barış içinde olamaz. Dolayısıyla, bireysel ve toplumsal gelişme/kalkınma gerçekleşemez. Göç, bundan dolayı günümüzde, Avrupa Birliği üyesi ülkelerde ciddî anlamda tartışma konusu oluyor. Özellikle Müslüman unsurlar söz konusu olduğunda, konu, üzerinde daha büyük bir ciddiyetle eğilmeyi zorunlu kılıyor. Bu durum, göç olayının insanlığın kendisi kadar eski olmasının yanında, göçün insan hayatının hemen hemen tüm unsurlarını etkilemesi nedeniyle de böyledir. Müslüman toplum, Avrupa ülkelerinde hem nitelik hem de nicelik olarak genişleyip büyüyor. Bundan dolayı, yakın gelecekte göç ve Müslümanlık ilişkisinin daha fazla araştırmaya konu olması kaçınılmaz görülüyor.
Bu yazımızda, Müslüman toplumlar üzerinde yapılan yukarıda bahse konu olan rapor hakkında “genel ve özet” bir değerlendirme yapacağız. Değerlendirmemizle, raporun daha iyi/kaliteli ve katılımcı bir şekilde ortaya konulma imkânı araştırılacak, yalnızca raporun eksikliklerinin ortaya konulması değil, alternatif yaklaşım arayışına katkı sağlanmasını da hedefliyoruz. Ayrıca, değerlendirmeler, yol göstericilik yaklaşımı içinde ve iyi niyetle yapılırsa, çalışmalara/rapora sayısız katkı ve fayda sağlanacak, aynı şekilde bu tarz değerlendirmelerle raporun katılımcılık imkânı araştırılmış olacaktır.
Avrupa Birliği Temel Haklar Ajans’ının yerel düzeyin önemine vurgu yapan, Müslüman toplulukların karşılaştıkları sorunlar, bu toplulukların sosyal entegrasyonları ve yalıtımları/yabancılaşmaları temelinde yaklaşılarak oluşturduğu yerel girişim örnekleri bu metne konu olmuş bulunuyor. Ayrıca raporda, sadece Müslüman toplulukların konu edilmesi, Müslümanlar üzerinde özel bir dikkat ve spesifik bir dizi politika gerektirmediği ifade edilmiş olup, sadece Müslüman toplulukların daha geniş kapsamlı bütünleşme, eşitlik, sosyal uyum gereksinimlerinin olduğu ifade edililiyor.
Çalışma yapılırken, tüm çabalara rağmen, güven ortamına ihtiyaç olduğu belirtilerek, önyargıların varlığı yanında, etnik ve dinî ayrımcılığın da birlikte var oldukları beyan ediliyor. Bu amaçla, yerel makamların hesap verebilirliği, istihdamı arttırma, eğitim ile ilgili politika seçenekleri, diyalog, katılım ve uygulama politikalarının izlenmesi şeklinde ifade bulan politika araçlarından bahsediliyor. Bu amaçla; ölçülebilir hedefler, net zaman çizelgeleri, sorumluk paylaşımının önemi ve uygulamaların izlenmesi, değerlendirilmesi ve iyi uygulamaların örneklik teşkil etmesi üzerinde duruluyor. Raporda, daha çok değişik birçok kentin farklı toplulukları ve bireyleri açısından iyi uygulama örnekleri işleniyor. Müslüman toplulukların tek düze bir mantıkla değerlendirilmesinden kaçınılması, raporun olumlu bir yönü. Müslüman toplulukların, Islami köklerine rağmen, çok çeşitli ve değişken özelikler arz ettiği bir gerçektir. Bu anlamda “çeşitlilik içinde çeşitlilik” ilkesinin benimsenmesi son derece isabetli olmuş durumda. Esas sorun, bu gerçeğin ifadesinden ziyade, bu ilkenin nasıl uygulamaya geçirileceği sorunudur. Yine, yerel birimlerin, Müslüman toplulukların sosyal bütünleşmesi ilkesi yerine, bu birimlerin kent sakinlerinin ihtiyaçlarına odaklanması ve hizmet odaklı yaklaşımları, gerçekçi ve ileri bir aşamayı ifade ediyor.
Rapor, günümüzde toplumsal uyumun olması için gerekli olan kavramlar ve ilkeler temelinde hazırlanmış, kısa ve özlü bir rapor olmakla birlikte, içeriğinin raporun başlığı olan “Müslüman Toplumların Ihtiyaçlarının Ele Alınması” yaklaşımı ile tam uyumlu olduğunu ifade etmek çok da kolay değil. Çalışmada, Müslüman toplulukların ihtiyaçlarının ne olduğu ve bu ihtiyaçların tam olarak hangi kişi, kurum ya da kuruluş/lar tarafından tespit edildiği açık değil. Bu durum, daha çok ajansın kendi yaklaşımları eksenli ifadelendiriliyor.
Raporun hazırlanmasında, Müslüman grupların temsilcilerinin katkılarının alınması ve katılımlarının sağlanması, çalışmada da bahse konu olan temsil ve katılma eksikliğini gidermeye yardımcı olabilirdi. Hizmet sunanların, hizmet alanlarla otaklık kurması çalışmaların amacına hizmet etmesi için gereklidir. Demokratik temsil sistemini, sorunlu bir duruma sokan temsil edilmeme, bu grupların çalışmaya doğrudan katılımları ile bertaraf edilebilirdi. Bu yönü ile Müslüman topluluklara rağmen ve Müslüman topluluklarının kendi temsilcilerinin katkısı olmadan, “dışarıdan” ve “yabancı”larla yapılan çalışmaların bu kesimi temsil etmesi beklenemez. Yetersiz temsil ilişkisi de sürdürülebilir görünmüyor.
Raporda, toplulukların farklı deneyimlerinin tek tipçi model oluşturabilme kaygısı, metinde çalışmaların net, ölçülebilir ve belli standartlara ulaşmasını engelliyor. Dolayısıyla, oluşturulacak standardın gerekliliği, uygulamalar açısından da zorunludur. Muğlâk ifade ve uygulamalar, iyi örneklerin alınmasını zorlaştırır. Her kentin sosyal yapı ve oluşumunun farklı olması, farklı politikalarının uygulanmasını zorunlu kılarken, diğer yandan, belli ilke ve standartlar çerçevesinde yapılacak uygulamaların da varlığını anlamsız/geçersiz kılabilme riskine sahiptir.
Yine raporda, hizmet ve çalışmalar, daha çok sivil toplum merkezli ele alınıyor. Oysa sivil toplumun, toplumsal katılımda ve politika uygulamalarında önemi yadsınmamakla birlikte, yerel kamusal sorumlulukların da gözden kaçırılmaması şarttır. Raporda, demokratik katılımın sağlanması için yerel kamusal birimlere düşen belli sorumluluk ve zorunlulukların ifade edilmesi gerekirdi. Çünkü, kamu desteği olmadan sivil toplumun sosyal entegrasyonu, ya da, beklenen kamusal/toplumsal hizmetleri tek başlarına sağlamada, bu birimlerin başarılı olması beklenmemeli.
Avrupa kentlerinin bir kısmında belirtilen iyi örnekler, daha çok teorik düzlemde ifade ediliyorr. Oysa, yapılan hizmetler ve kurulan ortaklıklar, uygulama sonuçları ile izlenebilmiş olsaydı, raporda bahse konu olan hizmetlerin performansları daha iyi görülmüş olurdu. Bunun yanında, kentsel hizmetler, diğer kentlere model olurken, diğer yandan bu hizmetlerin ve kentlerin performans ölçümlerinin yapılması ile, uygulama örneklerinin daha iyi ele alınması ve değerlendirilmesi sağlanmış olurdu. Aksi takdirde, performansı yapılmadan ortaya konulan çalışmanın yaygınlaştırılması daha iyi bir örneğin ortaya çıkmasını engelleyebilir. Modeli bir bütün olarak almak yerine, modeli daha iyi işleyen yönleri ile değerlendirmek, hizmetlerde gerçek amaca ulaşmayı zorlaştırır. Bunundan dolayı, hizmetlerin iyi bir performans çalışması ile değerlendirilmesi gerekir. Performans değerlendirilmesi ile yerel birimlerden vatandaşlara kadar, tüm katılımcıların memnuniyet derecelerinin irdelenmesi sağlanabilir. Bu aşamada iyi bir örnek modelinin ortaya konulma kriterleri açık ve şeffaf bir şekilde belirlenmiş olur. Diğer yerel birimlere, iyi örnek oluşturması ve raporun iyi bir yol göstermesi için, çalışmanın kapsamlı yapılması gerekirdi. Zira raporda, kentlerin iyi örnekleri kısa ve basit bir şekilde ifade ediliyor.
Raporun avantajlı yönleri kadar, dezavantajlı yönleri, zayıf ve güçlü yönleri de birlikte değerlendirilmelidir. Ayrıca raporla, iyi uygulamalar yanında, uygulamalardaki olumsuzlukların belirlenmesi, hem otokontrolü sağlar hem de, bize, verimli olmayan örneklerin uygulanıp tekrar tecrübe edilmesini engelleyen potansiyeli verir. Bu yolla kaynak ve zaman israfı önlenmiş olur. Bu, hem, iyi uygulamalar sürdürülürken ortaya çıkan olumsuzluları gün yüzüne çıkarma, hem de, diğer olumsuzluk oluşturacak örneklerin ifade edilmesi açısından ortaya konulması gereken durumdur. Aksi takdirde iyi uygulama ile kötü uygulama arasında bir sınır çizilmemiş olur. Başarılı olamayan uygulamaların başarı olanların yanında, birlikte teşhir edilmesi başarılı uygulamaların da önünü açacaktır.
Dolayısıyla, Müslüman toplumların ihtiyaçları kendileri dışında başka kişi ya da örgütlerle tespit edilmesi, yerel toplulukların ihtiyaçlarının tam olarak ortaya çıkmasını perdeleme ihtimaline sahiptir. Bu anlamda, yerel kuruluşların ve yerelde meskûn bireylerin /STK’ların/ yerel toplulukların görüşlerinin alınması yerel ihtiyaçların gerçekçi bir şekilde ortaya konulması ve bu amaçlı politikaların da doğru bir şekilde belirlenip uygulanması açısından zorunluluk arz ediyor. Doğal olarak, raporun hazırlanmasında Müslüman topluluk temsilcilerinin de yer alması, bahse konu olan sorunların aşılması için gereklidir. Bu anlamı ile de, yerel birimlerin kentsel uygulamalarının iyi örnekleri ile ifade bulması, “rol model” ve iyi örneğin yaygınlaştırılması gibi, ilke ve amaçlara hizmet edebilme imkanına sahiptir. Bu hizmet alanlarının tespit ve uygulama şeklinin nasıl olacağı, ya da, nasıl algılandığı ile ilgili, özellikle Müslüman toplulukların temsilcileri konumunda olan sivil toplumla paylaşacağı hizmet alanlarının ve ortaklık derecesinin tespit edilmesi daha uygun olurdu. Bu amaca hizmet eden anlayışla, sorunun yerelinde ve kaynağında tespit edilme imkânı elde edilmiş olur. Dolayısıyla sorun bu yolla hem gerçekçi tespit edilebilir hem de sorunun çözümü kolaylaşır.
Sonuç olarak; özelde Müslüman topluluklara genelde diğer tüm göçmenlere bakış açısının değişmesi, sorunları en aza indirecek ve uygulamaların amacına ulaşmasını çabuklaştıracaktır. Artık, Müslüman toplulukların yabancı değil, yerli; göçmen değil, yerleşik; kiracı değil, sahip olduğu gerçeğinden hareket edilmesi, sorun alanlarının birçoğunun ortadan kalkmasına hizmet edecektir. Bu da, temel olarak bakış açısının değişmesi ve Müslüman topluluklara yaklaşımın insanî temele doğru evrilmesi ile mümkündür. Bu konuda en fazla görev ve sorumluluk en başta kamu görevlilerine düşmektedir. Müslüman topluluklar da bu konuda gerekli çabaya katılımı sağlamada tereddüt göstermeyecektir.
1 Avrupa Birliği Temel Haklar Ajansı (FRA), Avrupa Birliği’nin 15 Şubat 2007 tarih ve 168/2007 numaralı Konsey Tüzüğüyle (AT) kurulmuş bir organıdır. Merkezi Viyana’da olup, Avrupa Irkçılık ve Yabancı Düşmanlığını Izleme Merkezi’ne (EUMC) dayalı olarak yapılandırılmaktadır. FRA görevlerini bağımsız olarak yürütmektedir. Avrupa Konseyi başta olmak üzere, diğer ulusal ve uluslararası kuruluş ve örgütlerle işbirliği yapmaktadır. A,jansın görevi daha çok topluluk üyesi ülkelere topluluk hukukunun uygulanmasında rapor hazırlamak ve tavsiye niteliğinde çalışma yapmaktır. Rapor hazırlayarak, bilgi toplayarak ve verileri analiz ederek, sivil ağlarla ortaklıklar kurarak temel haklara yardımcı olunmakta ve uzmanlık sağlamaktadır. Tematik çalışmaları ise ırkçılıkla ve yabancı düşmanlığıyla mücadeledir.

