Necip Fazıl’ın “Tabut”u

selma-ozturk.jpgNecip Fazıl Kısakürek… Türk edebiyatının hiç kuşkusuz en önemli şahsiyyetlerinden birisidir. Necip Fazıl Kısakürek… Hiç şüphesiz, bir dava adamıydı… Davasına sırf inanmakla yetinmemiş, o inanmış olduğu davasına gerçek ve samimi bir şekilde sahip çıkıp, sarılmış ve o davası için ömrünün son nefesine kadar mücadele etmiş bir insandır. Nice acılar çekmiş, sayısız ızdıraplardan geçmiş, fakat hedef ve gayesi o kadar açık ve net olduğu için, yolundan vazgeçmemiş bir insandır. Onun davası ise ortada, onun derdi ve sıkıntısı ise meydandadır. Islam dininin garip kalmasına, diplerde ve köşelerde sahipsiz kalmasına bir türlü rıza gösteremeyen, içi rahat etmeyen o yüce zat, elinden geldiği kadar dininin “yaşamasına” gayret göstermiştir.

Şu an bulunmuş olduğumuz Mayıs ayı Necip Fazıl’ın hem doğum hem de ölüm ayıdır. Necip Fazıl Kısakürek 26 Mayıs 1904 yılında doğmuş, 25 Mayıs 1983 yılında hayat defterini kapatıp, ebedi aleme irtihal etmiştir. Necip Fazıl’ın özgeçmişini burada kaleme almak istemiyorum. Fakat bazı önemli bilgileri de sizlerle paylaşmak istiyorum. Necip Fazıl’ın bir çok önemli eserleri vardır. Bu eserlerinin çoğu tanınmaz. Fakat onun “Çile” adlı şiir kitabı sanırım herkes tarafından tanınır, en azından duyulmuştur. “Çile” adlı bu kitabı, bir şiir kitabıdır. Necip Fazıl’ın hangi veya kaç tane şiirini tanıyoruz, diye sorulsa, hemen herkesin aklına gelen ilk şiir kanaatimce onun “Sakarya” adlı şiiridir. Sakarya’yı (neden bilmiyorum) gitmiş olduğum toplantılarda ve programlarda çok duyarım. (sanki Necip Fazıl’ın Sakarya’sından başka bir şiiri yokmuş gibi). Bu programlarda şiiri dinlerken, bazen de şöyle bir tahmine kapılıyorum: Şiiri okuyan şahıs, herhalde şiirin içeriğini anlamadan okuyor. Ne dediğini bilmeden satırları ezberlemiş, tek tek banttan okur gibi okuyup geçiyor.

Necip Fazıl’ın her bir eseri bir birinden güzel, bir birinden hoş ve ibret vericidir. Eserlerinde, dinine ve inancına olan bağları yansımaktadır. “ALLAH” ve “MUHAMMED” kelimelerini telaffuz etmeye bile cesaret gösteremeyen o insan, Allah için yaşamayı kendine hedef koymuştur. Burada onun eserlerinden sadece birini sizlerle paylaşmak istiyorum. Özellikle bu şiirini seçmemin sebebi ise, onun ölüme ve faniliğe bakış açısıdır.

Değerli okuyucularım! Gelin hep beraber Necip Fazıl Kısakürek’in “Tabut” adlı şiirini okuyalım. Bu ibret dolu şiiri içimize sindirelim ve okuduktan sonra bir an bile olsa, gözümüzü yumup, kendi “Tabut”umuzun, kendi tahta kutumuzun içine girelim…

Tabut

Tahtadan yapılmış bir uzun kutu;

Baş tarafı geniş, ayak ucu dar.

Çakanlar bilir ki, bu boş tabutu,

Yarın kendileri dolduracaklar.

Her yandan küçülen bir oda gibi,

Duvarlar yanaşmış, tavan alçalmış.

Sanki bir taş bebek kutuda gibi,

Hayalim, içinde uzanmış kalmış.

Cılız vücuduma tam görünse de,

Içim, bu dar yere sığılmaz diyor.

Geride kalanlar hep dövünse de,

Insan birer birer yine giriyor.

Ölenler yeniden doğarmış; gerçek!

Tabut değildir bu, bir tahta kundak.

Bu ağır hediye kime gidecek,

Çakılır çakılmaz üstüne kapak?

Evet bu ağır hediyenin kime gideceğini merhum tabii ki çok iyi biliyordu. Bu gerçeği bildiği için de, tedbirini almış, ona göre bir hayat sürdürmeye özen göstermiştir.

Bütün bu boyutta, benim üzüldüğüm ise tek bir şey var. Necip Fazıl Kısakürek gibi büyük şahsiyetleri neden tanımıyoruz ve neden tanımak istemiyoruz? Onların eserlerini neden okumuyor, neden okutmuyoruz? Necip Fazıl neden gençlerimize, kuşaklara ve nesillere tanıtılmıyor? Neden onların eserleri camiilerde, programlarda, toplantılarda toplumla tanıştırılmıyor? Camiiler ve dernekler bu hususta neden bu kadar pasifler? Belli tarihlerde, belli programlarda Necip Fazıl gibi, Mehmed Akif gibi örnek şahsiyetler yad edilmeleri gerekmez mi? Genç nesillere onları tanıtmak camilerde görevlilerin (ve görevli geçinenlerin) GÖREVI değil mi? Ama bunu kim yapacak, değil mi? Bu tür çalışmalar emek ister, zaman ister ve kalite ister… Nesillere ve topluma bu tür insanları tanıtmak bizlerin görevidir efendim. Nesillerin hüviyetini (kişiliğini) geliştirmek, onların özgüvenini güçlendirmek ve onların kayıp olmasına göz göre göre müsaade etmemek gerek. Maalesef buna karşı gerçek bir şekilde hiç bir çalışmada bulunmuyoruz. Imkansızlığımızdan dolayı değil, beceriksizliğimizden dolayıdır bu, efendim! Lütfen bu hususta istikbalde (gelecekte) biraz daha itina gösterelim. Bu yıl hiç bir yerde, hiç bir ilanda ve afişte buna yönelik bir davetiye, bir çalışma ve etkenlik göremedim. Göremediğime göre de, böyle bir çalışmanın yapılmadığını tahmin ediyorum. Inşaallah (ve temennim) önümüzdeki yılda bu durum değişir. Kermeslere, futbol turnovalarına önem gösterenler, biraz da (hakikaten önemli olan) kültürel ve entellektüel çalışmalara önem versinler. Diğer çalışmalar önemsiz demiyorum efendim! Bir yanlış anlaşmaya zerre kadar da olsa, müsaade edemem. Ama insan, bilhassa inançlı bir müslüman, hayatta bir takım şeylere öncelik tanımalıdır, ağırlık koymalıdır. Bizim de hayat hedefimiz sırf yemek ve içmekten, eğlenceden ve şenliklerden ibaret olmamalıdır…

Allah Necip Fazıl Kısakürek’e rahmet etsin. Allah onu cennetinin en güzel makamlarından birisine yerleştirsin. Allah türk müslüman toplumunda nice Necip Fazıl’lar yetişmesini nasip etsin. AMIN!

41 Kere Maşallah 41 Kere Maşallah

Sevgili dostlar! Bu sayımızla birlikte sizinle olan beraberliğimizin 41. sayısına ulaşmış bulunuyoruz. Türkiyemizdeki tabirle 41 kere maşallah. Tabi bu maşallahı ilk olarak sizlere söylemek istiyoruz. Bugüne kadar verdiğiniz destekten... [Devam oku...]