RAMAZAN GÜZ YAĞMURUNDA YIKANMAK
Mübarek “Üç Aylar” ikliminin son etabı olan ‘on bir ayın sultanı’ Ramazan ayına girmek üzereyiz. Recep, Şaban ve Ramazan ayları, yüce Peygamberimizin (s.), diğer aylardan daha fazla önem verdiği, daha çok ibadette bulunduğu `kutlu aylardı,’. Üç aylardan Şaban Recep’ten, Ramazan da Şaban’dan daha kıymetlidir ve bunların hepsi de Ramazan’a hazırlıktır.
Kur’ân-ı Kerîm’de adı geçen tek ay Ramazan’dır. Bakara suresinin 185. ayetinde; kendisinde Kur’ân-’ın indirildiği beyan buyru-lan ve bundan dolayı da mübarek olan kutlu bir aydır Ramazan:
“Ramazan ayı ki, Kur’ân onda indirildi…”
Ramazan’m Anlam Dünyası: Güz Yağmuru, Arınmak, Yanmak, Bilenmek, Teslimiyet…
Elmalılı Hamdi Yazır’ın Hak Dini Kur’ân Dili isimli tefsirinde, Bakara/185, ayetin tefsiri bağlamında, Ramazan’m kelime anlamlarıyla ilgili olarak çok güzel açıklamalar buluruz. Bu açıklamalar, Ramazan’m manası üzerinde daha iyi tefekkür etmemize imkân sağlar:
Mücahid’den yapılan bir rivayete göre; “Ramazan” esmâuilah’tandır, yani Allah’ın Isimlerindendir. “Şehr-i Ramazan” bu anlamıyla “Şehrul-lah” (Allah’ın Ay’ı) demek olur. Allah’ın ismiyle anılan bir ay ise her yönüyle mübarektir.
Ramazan kelimesinin kökenine dair bir başka görüş de Imam Halil’den aktarılır: Buna göre Ramazan ismi “ramazf’den türemiştir. Bu da güz yağmuru anlamına gelir. Güz yağmuru; yazın sonunda, kuraklıktan, susuzluktan çatlamış topraklar, ağaçlar ve bitkiler suya hasret hale gelmişken ve her tarafı toz toprak kaplamışken gerçek bir rahmet olarak yağar ve ortalığı tertemiz hale getirir. Sadece tabiattaki kiri, pası, tozu temizlemekle kalmaz; hem toprağın, bitkilerin, hem hayvanlar âleminin ve tabii hem de insanların suya kanmasını sağlar. Güz yağmuru mesabesinde olan Ramazan ayı da, onu gereği gibi yaşayanları, manevi kirlerden, paslardan yıkamakla kalmaz, aynı zamanda onları manen doyuma, itminana eriştirir.
Bir başka görüş ise, Ramazan’ın “ramzâ”dan türediği yönündedir. Ramzâ ise; yazın güneşin hararetinden taşın, toprağın aşırı biçimde ısınması adeta kor haline gelmesine denir. Öyle ki buna elinizi-ayağınızı dokunduramıyorsunuz; buna da “ra-maz” deniyor. Buradan şöyle bir anlam çıkıyor: Hararet-i şemsten toprak, taş, çakıl, kum nasıl yanıyorsa ve nasıl dokunulamaz hale geliyorsa; sizin de hararet-i siyamdan, yani orucun hararetinden, açlık ve susuzluktan içiniz yanıyor, kavruluyor ve siz bunu sadece Allah için yapıyorsunuz. Işte bu bilinçli yanmayla beraber günahlarınız da yanıyor, kül olup gidiyor. Bu, Ramazan’ın arınma boyutudur. Özellikle de günlerin uzadığı şu yaz mevsiminde orucun hasbiliği ve yanma boyutu daha da öne çıkar. Hadis-i şeriflerde, samimiyetle ve gereği gibi oruç tutan kişinin hiç günah işlememiş gibi olacağı müjdelenir.
Son olarak “ramz”; bileme/bilenme anlamına gelir. Araplar, savaş mevsiminin yaklaşması sebebiyle, kılıçlarını, oklarının ucunu iki taşın arasında döverek bileme, sivriltme ve keskinleştirme işlemini bu ayda yaparlar. Bu anlamda Ramazan ayı, şeytana karşı, nefsin arzularına karşı, hevaya karşı bir bilenme, bir keskinleşme ameliyesidir. Bir irade “temrinidir.
Görüldüğü gibi; sadece kelime anlamlarından gitsek bile Ramazan’m ifade ettiği anlamları büyük ölçüde anlama imkânına sahip olabiliriz.
Oruç ve Takva Bilinci
Ramazan oruç ibadeti ile bütünleşmiştir. Bakara/183’te şöyle buyrulur:
“Oruç sizden öncekilere farz kılındığı gibi, size de farz kılındı. Umulur ki, ittika edersiniz.”
Orucun amacı, anlamı bu âyette çok net ifade edilir: Mika, ittika etmek ya da takvalı olmak; dilimize genelde ‘Allah’tan korkmak’ diye çevrilir. Ayrıca, Allah’ın emirlerine ve yasaklarına riayet etmek, onun yasaklarını çiğnemekten sakınmak, günah işlemekten ve haramlardan sakınmak anlamı da verilir. Ancak takvâ’run daha kuşatıcı anlamı, Allah’a karşı sorumluluk bilincini kuşanmak demektir.
“Takva” kavramının bu manalarından hareketle diyebiliriz ki; “Oruç ayı” ve “Kur’ân ayı” olan Ramazan; şimdiye kadar ihmal ettiğimiz mümin sorumluluklarımızı hatırlama ve yeniden kuşanma zamanıdır. Ramazan ayında baştan sona bir kez daha okuyacağımız Kur’ân-ı Kerîm ve bir ay boyunca her gün tutacağımız oruç, bize sürekli olarak bu sorumluluklarımızı hatırlatır.
Oruç; sadece Allah rızası için tutulan hasbi bir ibadettir.
Oruç tutmak; imsak’tan iftar’a yani sahur vaktinden akşam vaktine kadar yememek, içmemek, cinsel ilişkide bulunmamaktır.
Oruç; kendini tutmak, arzu ve isteklerini frenlemektir. “Imsak”m anlamı da zaten tutmak’tır.
Oruç/savm, yalnız Allah rızası için, Allah’ı razı etmek için kendini bazı zevklerden uzak tutmaktır. Mümin insan Allah’tan razı olarak oruç tutarsa, Allah Azze ve Celle de ondan razı olur.
Oruç; yalnızca sabahtan akşama kadar aç kalmaktan ibaret değildir.
Oruç; gözünüze, kulağınıza, bakışlarınıza da hükmetmek; ağzınıza ve dilinize sahip olmaktır.
Oruç; elinizle, ayağınızla, tüm vücudunuzla yaptığınız günahlardan, hatalardan, kötülüklerden vazgeçmek; hatta zihinsel planda ve kalp ve gönül olarak da kendinizi kontrol altına almaktır. Kısaca; tepeden tırnağa bedeninize hükmetmektir.
Oruç; “haz” ve “hız” merkezli bir hayat tarzının egemen olduğu çağımızda fıtrata ve insanlığa yeniden dönmektir. Sadece nazlarını tatmin etmeyi ve bunu en kestirme, en çabuk, en hızlı şekilde gerçekleştirmeyi esas alan modern hayata isyan etmek, “hayır” diyebilmektir.
Oruç; nazlarını gemlemek, nefsinin esiri olmamak ve hızını yavaşlatmaktır.
Oruç; şeytana, nefse ve hevâya kul olmamaktır; kula kul olmamaktır.
Oruç; içimizdeki ve dışımızdaki şeytanları, ins ve cin şeytanlarını zincire vurmaktır.
Oruç; bir nefis muhasebesidir; hesaba çekilmeden önce kendini hesaba çekmektir.
Oruç; mümin için bir irade sınavı ve bir istikamet ve rota tashihidir.
Oruç; her türlü tutsaklıktan kurtulup gerçek özgürlüğe kanat çırpmaktır.
Oruç; hayatımızda yeni bir sayfa açma ve hayatımıza yeni bir yön verme fırsatıdır.
“Kur’ân Ayı”nda Kur-’ân’ı Kendi Kalbimize Indirebilmek…
Bakara sûresinde Ramazan ve orucun anlatıldığı âyetler grubunda yer alan 185. ayette, önce: “Ramazan ayı ki, Kur’ân onda indirildi; insanlar için bir rehber ve bu rehberliğin apaçık delilleri ve doğruyu yanlıştan ayırt edici bir ölçü olarak…” buyrulur; sonra da, “Içinizden kim o aya yetişirse oruç tutsun.” emri gelir. Bir kılavuz, rehber, apaçık beyyineler ve doğruyu yanlıştan ayıran ölçüler olarak Kur’ân’ın bu ayda inmiş olması; Ramazan’ı “Kur’ân ayı” kılar. O aynı zamanda “Oruç ayı”dır.
Rasûlüllah (s.) bir Şaban ayının son gününde ümmetini toplar ve onlara şöyle hitap eder:
“Ey insanlar! Yüce ve mübarek bir ay’ın gölgesi üzerinize düştü. O ayda bir gece vardır ki bin aydan daha hayırlıdır. Allah o ayda oruç tutmayı farz kıldı. Geceleyin ibadet yapmayı (teravih kılmayı) nafile kıldı. O ayda bir hayır işleyen kimse diğer aylarda bir farz işlemiş gibi olur. O ayda bir farz işleyen ise diğer aylarda yetmiş farz işleyen gibidir.”
Burada yetmiş, çokluktan kinayedir. Yedi yüz, yedi bin, yetmiş bin… olarak anlayabiliriz bunu. Günümüzün seküler, materyalist pozitivist zihinlerinin algılamakta güçlük çekeceği bir oran söz konusu burada. Nasıl olur da bir gece, bin aya denk olur? Yani bir ömre bedel olur? Bin ay seksen küsur yıl yapar ve bu uzunca bir insan ömrüdür, işin ilginç ve güzel tarafı; Rabbimiz bu gecenin hangi gece olduğunu Kur’ân`da belirtmemiş; Rasûlüllah’ın (s.) hadislerinde de bu kesin olarak bildirilmemiştir. Yirmi yedinci gece en güçlü ihtimaldir ama “son on günde arayın” hadisi de vardır “tek günlerde arayın” rivayeti vardır; diğer günlerde olma ihtimali de devre dışı bırakılmamıştır. Kısaca kesin bir şey söylenemiyor. Ramazan ayının herhangi bir gecesi Kadir Gecesi olabilir. Bunun hikmeti şu olabilir; her geceyi Kadir bilin ve her gecede Kur`an o gün size iniyormuş gibi, dünyanıza iniyormuş gibi okuyun ve düşünün! Kur’ân’ın inzali/inmesi, elbette; Allah katından Rasûlüllah’a (s.) bilgi olarak Cebrail (a.s) vasıtasıyla iletilmesidir. Inzalin bir boyutu da, ilahî kelamın bizim anlayış seviyemize, algı düzeyimize, algı dünyamıza indirilerek sunulmasıdır. Eğer biz ilahî kelamı anlayıp da onu zihnimize, kalbimize, gönlümüze yerleştiremiyor, sindiremiyor ve davranışlarımıza yansıtamıyor isek Kur’ân bize inmemiş demektir. Kur’ân’ın bize inmesi demek; Bakara Suresi’nin son iki ayetinde geçtiği gibi “semi’nâ ve eta’nâ” (işittik ve itaat ettik) demektir. Yani “Işitip anladık ya Rabbi ve hemen uyguluyoruz, uygulayacağız!”
Dolayısıyla, Kur’ân-ı Kerîm Ramazan’ın her gününde, her gecesinde bölüm bölüm okunmalıdır. Rasûlüllah’ın (s.) Cebrail (a.s) ile her sene Ramazan ayının son günlerinde, Kur’ân’ı baştan sona tekrar etmesi -ki Rasûlüllah’ın son Ramazan’ında iki defa tekrar edilmiştir- bize hatim geleneği olarak gelmiştir. Ama bu, sadece Arapça okunup hiç anlaşılmadan, sadece sevap maksadıyla, sadece bir rutini yerine getirmek maksadıyla uygulanacak bir işlem olmamalıdır. Bilakis şöyle düşünmeliyiz: ‘Ya Rabbi! Bu kitabını Rasûlüllah (s.) vasıtasıyla bana gönderdin. Bu kitap benim dünyama; benim hayatıma inmeli; bu kitap benim hayatıma müdahil olmalı; işte ben buna söz veriyorum. Ramazan’da ve her zaman Kitab’ını “semi’nâ ve eta’nâ” bilinciyle okuyacağım ve uygulayacağım ya Rabbi!’
Işte bu bilinç ve böyle bir okuma bizi Kur’an’la bütünleştirir. Namazlarımızda ya da hatim olarak okuduğumuz Kur’ân’ı ve çeşitli vesilelerle dinlediğimiz Kur’ân’ı anlayıp yaşama refleksi kazandırır.
Bütün Hayatı Ramazanlaştırmak
Bu ayda yoğun olarak yaşayacağımız ve adeta bir refleks haline getirmemiz gereken Kur’ân merkezli hayat tarzını; diğer aylara da yaymak için gayret sarf etmemiz gerekir. Bu ayda daha sıkı, daha titiz ve daha samimi bir şekilde yaptığımız ibadetler, sadece Ramazan’a has olmamalıdır. “Ramazan Müslümanlığı” tabirini hak edecek bir çelişkiye düşmemek gerekir.
Ramazan’da oruç tutarak, sadaka-i fıtır ve zekât vererek, intakta bulunarak, nafile namazlar ve teravih namazları kılarak, Kur’ân okuyup düşünerek, itikâfa girerek yaşayacağımız Islâmî hayat, bütün ilişkilerimize ve zamanlarımıza hakim kılınmalıdır. Açlığın tecrübesini bu ayda yaşayacak olan Müslümanlar, tıpkı Ramazan’daki gibi yardımlaşmaya, infak etmeye, dua ve niyazda bulunmaya, nafileleri çoğaltmaya hayatlarının her devresinde devam etmelidirler; insanlara karşı her zaman sevecen, merhametli, nazik, kibar davranmaya gayret etmelidirler… Ramazan’ın bu yoğun ibadet ikliminde arınan insanlar, bütün hayatlarında Kur’ân’ı merkeze almalı, Kur’an’la arınmaya, Kur’ânî erdemlerle donanmaya, bütün iş ve ilişkilerini Kur’ân’a ve Rasûlüllah’ın örnek hayatına göre düzenlemeye devam etmelidirler.
Yaklaşan Ramazan-ı Şerîf’in hayır ve bereketinden azami ölçüde yararlanmayı bizlere nasib etmesi için Yüce Rabbimize dua ve niyazda bulunuyoruz.

