Ruhi Disiplin ve Oruç
Oruç, Islamiyetten önce Arap yarımadasında, Yahudiler ve Hanifler tarafından tutuluyordu. Hatta oruç ayeti gelmeden önce Peygamber Efendimiz, Yahudilerin „aşura“ günü oruç tuttuklarını gören müslümanlara Muharrem ayının dokuzuncu (tasua) ve onuncu (aşura) günlerinde oruç tutmalarını emretmiş ve kendileri bizzat tutmuşlardır. Daha sonra gelen ayetlerle farz olan oruç Ramazan ayına tahsis edilmiştir.
Ilk oruç ayeti gelince Müslümanlar Ramazan ayında oruç tutmaya başlamışlardır. Bu oruca o zaman Yahudilerin yaptığı gibi güneş battıktan sonra başlıyor ve ertesi gün tekrar batana kadar yirmidört saat gece ve gündüz devam ediyorlardı. Sonra Bakara Süresi 186. ayet gelince oruç yalnız gündüze tahsis edilmiştir.
Oruçla Ramazan arasında çok sıkı bir bağlantı mevcuttur. Ramazan kelimesi “çok ısıtmak” anlamına gelen “Rameda” kökünden gelir ki, bu kök “güneşin kumları çok ısıtması”, “günün çok sıcak olması” manalarını ifade eder. Aynı zamanda Ramazan Allah`ın isimlerindendir.
Sonraları Ramazan isminin bu aya oruç tutulduğu için verildiği söylenmiştir. Çünkü oruç, açlık ve susuzluk sebebiyle insana “yanma” hissi vermektedir. Yahut da; oruç ve ibadet günahları yakıp mahvetmektedir. Bu da Ramazan kelimesinin ifade ettiği manalar içine girmektedir.
Islam`ın esası olan Kur`an, Kadir Gecesi dünyaya nazil olmuştur. Bin aydan daha hayırlı olan bu gece Ramazan ayı içindedir. Peygamber Efendimize Ramazan`da Peygamberlik gelmiştir. Oruç gibi büyük bir ibadetin böyle bir ay içinde yapılmasının farz kılınması çok anlamlıdır.
Oruç, mahiyet itibariyle “fecr-i sadığın doğusundan itibaren güneş batana kadar oruç bozan şeylerden kendini uzak tutmaktır” diye tarif edilmektedir. Şartları tam yerine getirildiği zaman oruç sahih olacaktır. Acaba insanın kendi nefsine bu baskısının sebebi nedir?
Belki bazıları orucun perhiz mahiyetine bakarak bünyelere tıbbi faydaları olduğunu maddi bir görüşle açıklayacaklardır. Oysa ki, biz ibadetlerimizin maddi faydalarından ziyade onların ruhumuz ve şuurumuz üzerindeki tesirinden söz etmeliyiz.
Oruç herşeyden evvel kendini yaratan Allah`ın emrine uyarak insan nefsinin bütün arzularını terketmesidir.
Ruhu sımsıkı bağlayan dünya isteklerini bir emre uyarak bırakabilmek o büyük iradeye karşı sonsuz bir baş eğiştir. Islam kelimesindeki teslimiyet bu anlamda oruçta sembolleşir.
Insan varlığı ruh ve şuuruyla, akıl ve iradesiyle hayvan varlığından farklılaşır. Nefsinin ve içgüdülerinin yönelttiği istikamette alabildiğine kontrolsüz yol alan varlığı şuur ve irade baskısına ancak oruç alabilir. Oruçlu insan şuur ve iradesiyle nefsine ve içgüdülerinin baskısına gem vurmuş, onları hakiki insanlık istikametine yöneltmiştir. Hisleri akıl kontrolü altına almaya alıştırmak suretiyle insanlığı şuursuz hareketlerin sonsuz felaketlerinden muhafaza eder oruç.
Islam Dini, samimiyet ve ihlas üzerine kurulmuştur. Davranışlarımızın, hatta duyuş ve hissedişlerimizin bile gösterişten uzak, samimiyet havası içinde cereyan etmesi Islam`ın esas anlamıdır. Oruç, bir müslümanın başka kimselerin kontrolünden uzak, onlara gösteriş yapmak lüzum ve imkanını bırakmayan bir ibadettir. Oruç, ulvi mukaddes karakterini ihlas ve samimiyetle kazanır.
Dünya hayatının düzeni kişilerin ruhi disiplini ile sağlanır. Kanun ve nizamlara uyuş, yasaklara riayet, insan ruhuna disiplin kazandırır. Orucun hükümleri, yasakları ve bunlara insanın tamamen kendi arzu ve iradesiyle uyma mecburiyeti ruhi disiplini sağlayan en mukaddes egzersizdir.
Budda`nın da dediği gibi nefis arzularının insan ruhuna hakim olması felakettir. Kurtuluş ancak bu hakimiyetin ortadan kaldırılmasına bağlıdır. Oruç bunu sağlayacak en önemli vasıtalardan biridir.
Sosyal hayattaki düzen, milli dayanışma, muhtelif ekonomik seviyelerdeki kişilerin birbirlerini anlamaları ve bu anlayışa göre yardımlaşmalarıyla mümkündür. Ekonomik durumu oldukça iyi olan kişi oruç tutmakla açlığın, her istediği an arzularını tatmin edemeyişin idrakini kazanır. Bu idrakle, yılın bütün günlerini yarı aç geçiren, arzularını tatmin edemeyen ekonomik seviyesi düşük kimselere karşı anlayışı çoğalır ve yardım ellerini uzatır. Bu da insani ve Islami dayanışmayı ve sosyal düzeni sağlar.
Demek oluyor ki, orucun bütün ümmetlere farz kılınmış olmasındaki hikmet psikolojik açıdan çok yüksektir. Ve yine görülüyor ki, oruç; sadece aç durmaktan ibaret basit bir hareket değil, nefsin ve ruhun terbiye edilmesini sağlayan bir metod, bir entrospeksiyon (iç gözlem)dir.
Bu sebepledir ki, oruç tutan bir müslümanın diğer ibadetlerini de tam yapması, kötü olan hiç bir şeye yamaşmaması gerekir.
Zaten, hakkıyla eda edilen bir oruç bunu saglayacaktır. Farz namazlarını kılmayan, haramdan, dedikodu, hile, dalavere gibi kötü huylardan kendini alıkoyamayan bir kimsenin tuttuğu oruç şeklen oruç olarak kabul olunur ama bunun beklenen gayeye, ruhi disipline ulaştıramayacağı da bir gerçektir. Madem ki hiç kimsenin zoru ve kontrolü olmadığı halde oruç tutuluyor, bir takım arzu ve isteklere gem vuruluyor. O halde Allah`ın diğer emirleri de yerine getirilecektir. Kişi hiç olmazsa en azından hakiki bir oruçlunun ruh halini kazanmaya yönelecektir.
Işte böyle bir oruç tam anlamıyla oruç`tur.

