Şamar oğlanı Türk kökenli
Yazar Ekrem Şenol, Mayıs 2009 Sayi 35
Federal Ayrımcılıkla Mücadele Dairesi, 2 Nisan 2009 tarihinde “Gündelik Hayatta Ayrımcılık- Ayrımcılık Algısı ve Toplumumuzda Ayrımcılıkla Mücadele Politikası” adlı araştırmayı yayınladı. Araştırma toplumumuzdaki önemli eksiklikleri ve çarpık algıları yansıtıyor. Sonuçları okurken ankete katılanların çoğunluğunun 21. yüzyılda Avrupa’da yaşamadığını düşünüyorsunuz.
Özellikle “din ve dünya görüşü” ve “köken veya deri rengi” mağdurları ilgili bölümdeki tespitler endişe verici olmaktan öteye, Başbakan Angela Merkel tarafından entegrasyon ülkesi olarak tanımlanan, temel yapıtaşları sadece vatan, devlet değil aynı zamanda halk – toplum – olan Almanya’nın durumunu gözler önüne seriyor. Aşağıya son anket çalışmasının sonuçlarının bir araya getirildiği bölümü alıyoruz:
Katılımcılar “din” kelimesini duyduklarında “Islam, Müslüman, Türk, geri kalmışlık, hoşgörüsüzlük veya köktendincilik” gibi kavramları “tehdit, terör, zorla evlilik ve namus cinayeti”ni düşünmek için kullanıyorlar. Bu anlayışlardan yola çıktığınızda aşağıda çıkan sonuçlar şaşırtıcı değil. Örneğin her terör saldırısından sonra ilk önce Müslümanlardan şüphelenilmesine yüzde 45’i karşı çıkmıyor. Müslümanların çoğunluğunun hoşgörüsüz ve şiddete yatkın olduklarını yüzde 40’ı onaylıyor. Ankete katılan her iki kişiden biri Türk ile aynı evde binada yaşamak istemediği ve her dört kişiden biri ise esmer derili insanların Almanya’ya uygun olmadığı düşüncesinde.
Kullanılmaya potansiyeller, günlük hayatta ayrımcılığa karşı
Bu trajik sonuçların sebebini, araştırmada yer alan “ilgili medya haberlerinden nasıl öğrendi ise” yan cümlesi detaya girmeden veriyor. Bu anlamda “ilgili haberleri” analiz etmek için iki buçuk ay önceye gitmek ve bir karşılaştırma yapmak yeterli:
Berlin Toplum ve Gelişim Enstitüsü Ocak ayının sonlarına doğru, ciddi olarak kabul edilen “Der Spiegel” dergisinde tanıtılan “Kullanılmayan Potansiyeller” adıyla bir araştırma yayınlamıştı. Bu araştırma benzer çarpık karşılaştırmalarla, kabul edilemez bir şekilde Türklerin açık ara en kötü entegre olan göçmen grubu olduğunu söylüyordu. Spiegel dergisi de bunu aynı şekilde kamuoyunu duyurmuştu. Yazılı ve görsel basın devam eden günlerde Türklerin bu durumunu diline dolamış, göçmenlerde ortaya çıkan bu sonucun sanki onların kökenlerinde kaynaklandığı izlenimini yaymıştı. Çok sayıda politikacı gibi kamuoyunun önde giden şahsiyetleri de, sonuçları bilgilendirici, ilginç veya ders veren mahiyette olduğunu dillendirmişti.
Ne kadar yayın organı “Günlük hayatta ayırımcılık” araştırmasına yer verdi?
Yeniden 2 Nisan 2009 tarihine, yani Federal Ayrımcılıkla Mücadele Dairesi’nin araştırmayı yayınladığı güne ve bir gün sonrasına gidelim. Kaç tane yayın organı “Günlük hayatta ayrımcılık” başlıklı araştırmayı sayfasında yer vermişti? Araştırma çabasına katlanacakların işi gayet kolay, zira konuyla ilgili dört gazetede sadece dört haber yayınlandı.
Araştırmaya en kapsamlı yer veren Die Zeit gazetesinin “Vatandaşlar aşırı kurallılıktan korkuyor” başlığı ile verirken, yukarıdaki sonuçlar dışındakilerin hepsine dikkat çekmeyi tercih etmiş. Haberin temel mesajı ise “Eşitlik Almanların çoğu için önemli. Ayrımcılıkla somut mücadele şüphe ile karşılanıyor” şeklinde.
“Kölnische Rundschau” gazetesi ağırlığı yaşlı insanlara vermiş. “Almanya’da her beş kişiden biri yaşlıların toplumda ayrımcılığa maruz kaldığı görüşünde. Berlin Ayrımcılıkla Mücadele Dairesi’nin araştırmasından çıkan sonuç bu”. Ama bildiğimiz kadarıyla araştırmanın tek sonucu bu değil.
Öte yandan “Ayrımcılık- yani?” başlığıyla Frankfurter Rundschau’nun konuya parmak bastığını zannediyorsunuz. Haberi okuduğunuzda ise şaşırıyorsunuz, “Din, Müslümanlar, Türkler, yabancılar, tehdit” konularında bir şeyler öğrenme isteğiniz boşa çıkıyor.
Konuyla ilgili bulunabilecek son haber ise TAZ gazetesinde “Zayıfların hiyerarşisi” başlığıyla ve “Az paralı ve muhafazakâr insanlar; homoseksüeller, yabancılar ve farklı inanç sahiplerinin kanun yoluyla ayrımcılıktan korunmasını gerekli görmüyorlar” giriş cümleleriyle veriyor. Haberde belli noktalara değinilirken, Müslümanlar, Islam veya Türkler kavramlarının geçmemesine özen gösterildiği gözlerden kaçmıyor.
Peki, “Kullanılmayan Potansiyeller” bu kadar ses getirirken, “Günlük hayatta ayrımcılık” araştırmasının hiç dikkat çekmemesi nasıl oluyor? Yukarıda belirttiğimiz sonuçlar basında büyük puntolu başlıklar için uygun değilmiydi. Tam tersine çok uygundu.
Gereği kadar yer almamasının sebebi belki de Ayrımcılıkla Mücadele Dairesi Müdürü Martina Köppen’in araştırmanın tanıtılmasında Türkler, Müslümanlar ile ilgili sonuçlara dikkat çekmemesi olabilir.1 Ancak belki de gerçek sebep, daha önce anlamlı, ya da “anlamlı olarak addedilen” araştırma sonuçlarının tanıtılma toplantılarında çoğunlukla hazır bulunan Içişleri Bakanı Wolfgang Schäuble, Sorumlu Devlet Bakanı Maria Böhmer veya Aile Bakanı Ursula von der Leyen’in bu araştırma için yapılan toplantıda hazır bulunmamasıdır.
Türklerin ve Müslümanların Medya’ya yansıtılması
Diğer bir ihtimal ise medyanın – dördüncü kuvvet – sonuçlardan belli ölçüde sorumlu olmasıdır. Bunu bildiklerinden, sorumluluğu kabul etmemek için kenara çekilmeyi tercih ediyorlar.
Ciddi basın araştırmaları basında yabancıların Almanlara oranla, şiddet suçları ile daha fazla birlikte anıldıklarını ortaya koyuyor. Yabancılar tehdit olarak algılanıyorlar. Yabancılar ayrıca çoğunlukla Almanlara yük, yabancı birer unsur veya varlıkları Almanların yaşam biçimlerine zarar verenler olarak lanse ediliyorlar.2 Buna ek olarak ilk planda Müslümanları merkeze alan ve uluslararası terörizmi bağdaştırılan kurgulanmış tehdit senaryoları, anayasa koruma raporlarında her yıl hem federal çapta hem de eyaletler bazında eyaletlerin başbakanları tarafından gazeteci ordusu önünde sunuluyor ve basılıyor.
Araştırmanın diğer bir ilginç sonucu ise olumsuz habercilikten en çok Müslüman özellikleri ile Türkiye kökenli göçmenlerin mağdur oldukları bilgisi.3
Öte yandan Medya’da yer alan haberlerin ana konuları; yabancı oranın çok olduğu anaokulları, okullar, gettolardaki suç oranı, namus cinayetleri, dil sorunları, sosyal devletten geçinen yabancılar, camiler yaparak paralel toplum oluşturan Müslümanlar, başörtüsü ile kadınlara baskı yapanlar, zorla evlendirmeler, aramızda yaşayan “fundemantalist-islamcı” teröristler, güvenlik önlemleri, yabancılar yasasının sertleştirilmesi, devletin tarafsızlık ilkesini ihlal eden başörtülü öğretmenler, kutsal savaş cihad, şeklinde sıralanabilir.
Bu saydıklarımız şüphesiz daha birçok başlık daha eklenebilir. Buna rağmen bazı kavramların kullanılması bile okuyucuda rahatsız edici bir his uyandırıyor. Toplum ise her gün bu konularla meşgul ediliyor.
Bu yazdıklarımızdan medyanın her şeyi güzel göstermesi, politikacıların susması gerektiğini söylemek istediğimiz anlaşılmasın. Aksine sorunlar gündeme getirilmeli, ancak sorunun büyüklüğü izin verdiği kadar olmalı bu. Entegrasyondan Sorumlu Devlet Bakanı Maria Böhmer’in yaptığı gibi, örneğin kıskançlık nedeniyle işlenmiş bir cinayeti – bu Almanya’da zaten aile dramı olarak niteleniyor – sadece suçlunun Türk kökenli olması nedeniyle bir namus cinayetine döndürmek vahim bir olaydır.4 Aynı şekilde aşağıda aktaracağımız türden açıklamalarda vahimdir: “Kriminal Polis’in tahminlerine göre Almanya’da genç Müslüman bayanlardan 20 000, 30 000 kadarı zorla evlendiriliyor..”5 Bu cümleler Bavyera Eyaleti Içişleri Bakanı Joachim Hermann’a ait. Ne Federal, ne de Eyalet Kriminal Daireleri birçok başvuruya rağmen bu sayıları onaylayamadı. Nasıl onaylayabilir ki? Almanya’da 2007 yılında 368 329 evlilik gerçekleştirilmiş. Resmi rakamlara göre Almanya’da yaklaşık 3,2 ila 3,5 milyon Müslüman yaşıyor. 2005 yılındaki tüm evliliklerin sadece yüzde 5’ini alsanız yaklaşık 18 500 evlilik rakamına ulaşılıyor.6 Roland Koch’un 2008 yılındaki seçimlerde “çok sayıdaki yabancı kriminel genç” üzerinden yürüttüğü seçim kampanyasının ayrıntılarına girmek istemiyorum. Bu arada Federal Içişleri Bakanı Wolfgang Schäuble’nin Almanya Islam Konferansı’nı terör önlemleri bağlamında değerlendirmesi de daha az sorunlu bir durum değil.7
Medya’daki yayınların entegrasyona etkileri
Peki sonuç ne? Tek tek araştırmaları bir araya getirdiğinizde medya yayınlarının etkileri konusunda içerisinde çoğunlukla “tehdit edici, kriminel yabancılar” konularının ele alındığı haberlerin Almanya’daki etnik azınlıkları olumsuz olarak yansıttığı sonucuna varıyoruz.8
Etnik azınlıkların medyada çoğunlukla olumsuz yansıtılmaları, sadece var olan ırk merkezli ve yabancı düşmanlığı içeren anlayışların güçlenmesine etki etmemekte, aynı zamanda olumsuz bir imaj, güvensizlik, kabul edememe ve ayrımcı yaklaşım, düşmanca tavrın oluşmasına neden olmaktadır.9
Medya ve siyasiler, yıllardır çözümsüzlüğe terk ettikleri hususlar noktasında, şamar oğlanının Türk kökenliler olması için her geçen gün katkıda bulundular. Bu toplumun zihnine o kadar sabit yerleşti ki, araştırma sonuçları bu durumu gözümüzün önüne net bir şekilde serdi. Bu nedenle medyanın ve siyasetçilerin araştırma konusundaki sessizliklerine şaşırmıyoruz.
Son tahlilde ortaya çıkan durumun günlük meşguliyetlerinin bir neticesi olduğunu söylemeliyiz.
Bu tür tehdit içeren haberler insanlara korkulması gerektiğini telkin ediyor, bu korku da araştırmanın sonuçlarına yansımış durumda. Dolayısıyla Sinus Sociovision araştırmasının ankete katılanların korku içinde olduğu yönündeki sonuçları da hiçte şaşırtıcı değil.10
Doğrusu bir entegrasyon ülkesi için bu iyi bir durum değil. Özellikle şu sebepten değil: Göçmenlerin Alman medyasına yansıması entegrasyon süreci için iki anlama sahip. Medya, sadece göçmenlerin Alman toplumuna entegrasyonuna katkıda bulunmuyor, ayrıca göçmenlerin toplum tarafından kabullenilmesinde de etkide bulunuyor.11
Bu bağlamda bir Alman’ın dairesini Türk yerine Alman’a kiraya vermesi gayet normal. Bir şirketin işe eleman alma esnasında Alman’a – başvuran kişinin özelliklerinden bağımsız olarak – öncelik tanımasına kızamayız. Diğer taraftan küçük Ayşe’nin annesi başörtülü diye ailesi ile yüz yüze gelmek istemeyen ve hatta Ayşe’yi notları Realschule’ye yettiği halde, Hauptschule’ye gönderen öğretmene bir şey demeyebiliriz. Örnek olarak buraya aldığımız, ancak ayrıntısına giremediğimiz mağduriyetler çok sayıda araştırma tarafından ortaya konulmuştur.
Tüm bu anlatılanlar ışığında Almanya’da göçmenlerin ve aynı zamanda Müslüman olan Türklerin entegrasyon çabalarının her gün akıntıya karşı kürek çekmek zorunda olmaları nedeniyle zor bir noktaya geldiğini söylemeliyiz. Söz konusu çabalar olumsuz ve çarpık yansıtılmalar nedeniyle ciddi anlamda zorlaşmaktadır. Örneğin iş başvurusunda bulunan ve görüşmede çok iyi bir izlenim veren Ahmet Öztürk’e, işe almaya karar verecek kişi, önündeki gazete nedeniyle Ahmet hakkında paralel toplumda yaşadığı ve büyük bir ihtimalle zorla evlendirilmiş biri olmasını düşündüğünde kim yardım edebilir ki. Yılda 20.000’den 30.000’e kadar olan evliliklerin için karşılıklı sevgi ile gerçekleşmiş olması da az bir ihtimal zaten!
Bu bağlamda entegrasyonun başarılı olması, Almanya kamuoyunda etnik azınlıklar üzerine yürütülen tartışmaların çarpık yaklaşımlardan arındırılması ve ciddi biçimde yapılması ile önemli ölçüde doğrudan bağlantılı. Ancak ne Entegrasyondan Sorumlu Bakan Maria Böhmer’in milli entegrasyon planı, ne de Wolfgang Schäuble’nin geleceğe ümitle bakmamızı sağlamayan Islam Konferansı, bu yönde izler taşımıyor. Geriye sadece yazımızda bahsettiğimiz araştırma sonuçlarının sorumluları yeniden düşünmeye sevk etmesini ümit etmek kalıyor.
Kaynaklar:
1 Pressemitteilung von Martina Köppen zur Vorstellung der Studie: http://www.antidiskriminierungsstelle.de/bmfsfj/generator/ADS/pressemitteilungen,did=121492.html
2 Daniel Müller, Massenmedien und die Integration ethnischer Minderheiten in Deutschland, S. 100 f.
3 Daniel Müller, Massenmedien und die Integration ethnischer Minderheiten in Deutschland, S. 101f.
4http://www.bundesregierung.de/nn_1272/Content/DE/Pressemitteilungen/BPA/2009/01/2009-01-05-integrationsbeauftragte-1.html
5http://www.csu-toeging.de/KundgebungHerrmann.html
6http://www.destatis.de/jetspeed/portal/cms/Sites/destatis/Internet/ DE/Content/Statistiken/Bevoelkerung/EheschliessungenScheidungen/Tabellen/Content50/N1__Eheschlie_C3_9Fungen,templateId=renderPrint.psml
7 FAZ am Sonntag, 05.04.2009, Seite 7, http://www.faz.net/s/ Rub594835B672714A1DB1A121534F010EE1/Doc~EB6B4C3B7FEFA4D87B5EDE5B7388AA571~ATpl~Ecommon~Scontent.html
8 Sonja Weber-Menges, Massenmedien und die Integration ethnischer Minderheiten in Deutschland, S. 174 f.
9 Sonja Weber-Menges, Massenmedien und die Integration ethnischer Minderheiten in Deutschland, S. 139 f.
10 Sinus Sociovision-Studie: „Diskriminierung im Alltag - Wahrnehmung von Diskriminierung und Antidiskriminierungspolitik in unserer Gesellschaft“, S. 57, 60, 70
11 Sonja Weber-Menges, Massenmedien und die Integration ethnischer Minderheiten in Deutschland, S. 176 f.











