Sıla-i Rahim et
Yazar Dr. Yusuf Işık, Mayıs 2009 Sayi 35
Sıla-i Rahim; akraba ve yakınları ziyaret etme, hallerini ve hatırlarını sorma, gönüllerini alma anlamındadır.
Islam`da insanlar arasındaki ilişkilere önem verildiği gibi özellikle yakınlardan başlayarak anne ve babanın ve sırayla diğer akrabaların ziyaret edilip gözetilmesi de istenen amellerdendir.
Kabri Istanbul`da bulunan Ebu Eyyube`l-Ensari anlatıyor:
Bir adam Hz. Peygambere gelerek;
-“Ey Allah`ın Resulü, beni cennete sokacak bir ibadet söyler misin?” dedi. Resulüllah (s.a.v);
-“Allah`a ibadet eder ve O`na ortak hiç bir seyi koşmazsanız, namaz kılar, zekat verir ve Sıla-i Rahim edersin” cevabını verdi.
Peygamberimizin bu kadar üzerinde durduğu ve yapıldığı zaman müslümanların cennete girmelerine sebep olacağını haber verdiği Sıla-i Rahim; her türlü hayır işlerinde akraba ve yakınların öncelikle görülüp gözetilmesidir. Gerek ayetlerde, gerek hadislerde, bunun, namaz, zekat gibi farz ibadetlerden hemen sonra zikredilmesi, Islam`daki önemini göstermektedir.
Islam bilginleri Sıla-i Rahim`de bulunmanın vacip olduğu görüşündedirler. Bunun terk edilmesi, yani akraba ve yakınlarla olan ilgisinin kesilmesi ise, büyük günah sayılmıştır.
Cenab-ı Hakk şöyle buyuruyor:
-“Allah`tan korkun ve akrabalık bağlarını kesmekten sakının” (Nisa: 1)
Allah, Peygamberimize akrabanın görülüp gözetilmesini emrettiğine göre, bunun nasıl yapılacağını iyi bilmek gerekir.
Sıla-i Rahim yapmanın bir kaç derecesi vardır. Birinci derecesi akrabalarımıza karşı tatlı sözlü, güler yüzlü olmak, karşılaştığımızda selamlaşmayı, hal hatır sormayı ihmal etmemek, sürekli olarak kendileri hakkında iyi şeyler düşünmek ve hayır dilemektir.
Ikinci derecesi, ziyaretlerine gitmek ve çeşitli konularda yardımlarına koşmaktır. Bunlar daha çok bedeni hizmetlerdir. Özellikle yaşlıları zaman zaman yoklayarak, yapılacak işleri varsa onları takip etmek kendilerini sevindirecektir.
Sıla-i Rahim`in üçüncüsü ve en önemli derecesi akrabalara mali yardım ve destek sağlamaktır.
Bu yardımlar herkesten beklenemez. Hasta ve yatalak bir kişiden akrabasını ziyaret etmesini istemek anlamsızdır. Fakir birisinden de başkalarına mali yardımda bulunmasını beklemek yanlıştır. Zengin bir müslümanın, sadece ziyaret ve hal hatır sormakla bu görevi yerine getirebileceği de söylenemez. Zengin bir müslüman için Sıla-i Rahim, yoksul akrabalarına elinden geldiğince mali destekte bulunmaktır.
Şu halde, yakınları görüp gözetmek deyince, yukarıda belirtilen üç derecedeki yardımdan hangisine güç yetiyorsa, onun yapılması anlaşılmalıdır. Yapabileceği görevi yapmamak müslümanı bu konuda sorumlu kılar. Islam Peygamberi Hz. Muhammed (s.a.v) şöyle buyurmuştur:
-“Her Cuma gecesi insanoğlunun amelleri Allah`a arzolunur: Yalnız Sıla-i Rahim`de bulunmayanların amelleri kabul olunmaz.”
-“Allah`a ve Ahiret gününe iman eden kimse akrabasını görüp gözetsin.”
-“Akrabalık, arş`ta asılıdır. Der ki; Beni gözeteni Allah gözetsin; beni terkedeni de Allah terketsin.”
-“Akrabalık bağlarını kesip koparan kimse cennete giremez.”
-“Yoksula yapılan sadaka bir sadakadır. Bu sadaka akrabaya yapılmışsa iki sadaka demektir. Biri sadaka, diğeri sıla-i rahim`dir ki, bu sadaka sayılır.”
Sıla-i Rahim konusunda dikkat edilmesi gerekli hususlardan birisi de şudur: Iyilik, karşılık bekleyerek yapılmamalı, sadece görüp gözeten yakınlara karşı sıla-i rahim`de bulunulmamalı, aksine, unutan, akrabalık bağlarını koparanlara karşı da bu görev yerine getirilmelidir. Hz. Peygamber (s.a.v) şöyle buyuruyor:
-“Iyilik benzeriyle karşılık veren kişi, tam anlamıyla akrabasını görüp gözetmiş olamaz. Gercek sıla, kendisiyle ilgisini kesenleri görüp gözetmesidir.”
Iyilik, insanın her durumunda düşünülmeli ve yapılmalıdır. Yoksul ve güçsüz iken iyilik ve yardımdan söz edip, zengin ve güçlü duruma yükselince başka türlü davranmak, ahlaka uygun bir davranış değildir.
Cenab-ı Hakk şöyle buyuruyor:
-“Demek idareyi ve hakimiyeti ele alırsanız hemen yeryüzünde fesat çıkaracak, akrabalık bağlarını bile parçalayıp keseceksiniz öyle mi? Onlar öyle kimselerdir ki Allah kendilerini rahmetinden kovmuş, duygularını almış ve gözlerini köreylemiştir.” (Muhammed Suresi: 22-23)
Kötülüğe karşı iyilik yapmak, müslümanlığın üstün özelliklerindendir. Bunda hem iyilik eden için bir nefis eğitimi vardır, hem de iyilik gören için uyarı, fazilet dersi ve dostluğa yönlendirme etkileri vardır. Onun için müminler hısım ve akrabalarına, diğer mümin ve insanlara asla kötülük etmezler, kötülük edenlere de iyilikle karşılık verirler.
Hz. Ali (r.a)`den rivayete gore; Peygamberimiz şöyle buyurmuştur:
-“Dünya ve ahiret ahlakının en güzelini sana bildireyim mi? Seninle alakasını kesenle ilgilenmen, sana engel olana vermen, sana zulmedeni de affetmendir.“
-“Sevdiğinizden vermedikçe `birre` ulaşamazsınız” (Ali Imran: 92) ayeti gelince, Ebu Talha (r.a), bu yüce dereceye ulaşabilmek için çok sevdiği bir bahçesini Allah yolunda olanlara, yoksullara ve yolda kalmışlara sadaka olarak vermeyi düşündüğünde, Peygamberimiz (s.a.v):
-“Allahü Teala sana karşılığını verecek, sen onu akrabaların arasında bölüştür.” buyurmuştur.
Hz. Ebubekir (r.a), kızı Esma`ya şöyle anlatıyor:
Annem beni ziyarete gelmişti. Resulüllah`a sordum:
-“Ey Allah`ın Resulü, annem bana geldi, fakat kendisi henüz müslüman olmadı. Ona sıla edeyim mi? Resulüllah (s.a.v) buyurdu:
-“Evet sıla et.”

