SPD’nin esas problemi: İnandırıcılık
SPD’nin en güvendiği seçmenlerinden dahi aldığı oyları kaybetmesi herkesin şahit olduğu bir gerçek. Oran olarak hesaplandığında oylarını kaybettiği en büyük seçmen kitlesini Müslüman ve göçmen vatandaşları oluşturuyor. Bu trend esasen uzun süredir SPD dışından gözlemleniyordu. Daha önce bazı zamanlar vardı ki, CDU Türk asıllı vatandaşların oylarını çifte vatandaşlık vaatleriyle SPD’ye kaptıracağından dahi korkuyordu.
Daha 2005 ve 2006 yıllarındaki anketlere göre Kuzey Ren Vestfalya Eyaleti’nde (NRW) SPD’nin Türk asıllı göçmenler arasındaki oyu yüzde 70 civarındaydı. (2005–2006 ZfT Anketi) Iki yıl sonra 2008 yılında Türkiye Araştırmaları Merkezi’nin yaptığı araştırma bu oranı yüzde 65 olarak tespit etti. Güncel yapılmış olan araştırma kurumu Data 4 U anketi, Türk asıllı göçmenlerin en fazla yüzde 55’inin SPD’ye oy verdiğini gösteriyor.
SPD’nin Türk asıllı göçmenlerden aldığı oy oranındaki bu yüzde 20’lik düşüş esasen diğer partilerin programlarının daha iyi olmasından kaynaklanmıyordu. SPD’deki bu düşüşe neden olan asıl sebep kendi gösterdiği, daha doğrusu gösteremediği performanstı. Ayrıca bu düşüşte eskiden beri genel kanaat olan ancak artık eskimiş olan göçmen oylarının yalnızca SPD’ye gideceği düşüncesi de etkili olabilir. Ancak göçmenlerin bilinç kazanmalarıyla bu kanaatin artık eskide kaldığını söyleyebiliriz. Oylardaki düşüşün en büyük nedeninin ise SPD’nin inandırıcılığındaki eksiklik olduğunu söylemek sanırım yanlış olmaz.
SPD’nin oylarındaki düşüşün büyük koalisyon dönemine denk gelmesi boşuna değil. Büyük bir koalisyon içerisinde çalışmak elbette kolay değil, zira iki partide sürekli olarak geri adım atmak durumunda kalabilir. Ancak burada hoş olmayan durum bir partinin bir konu üzerinde sürekli ön plana çıkması ve diğer partinin ise devamlı olarak taviz vermesidir. Geçtiğimiz yasama döneminde bu durumu neredeyse istisnasız olarak entegrasyon konusunda gözlemledik. Göçmen asıllı seçmenler için son derece önemli olan konuları koalisyon zoruyla sürekli olarak kolayca bir kenara atan SPD’yi gördük. SPD bu dönemde göçmen asıllı seçmenlerinin büyük çoğunluğunda, ilgili meseleler üzerine mücadele verebileceği hissini uyandıramadı. Taviz verilen konular hep göçmenlerle ilgili konulardı.
Çifte vatandaşlık sorunu, AB vatandaşı olmayanlar için yerel seçim hakkı, aile birleşimi ile ilgili sorunlar veya yabancılar seçimi hukukunda sertleştirmeler gibi konular SPD’nin parlamentoda devamlı olarak göçmen asıllı seçmenlerinin isteklerinin dışında bir posizyon aldıkları konulardı.
Trajikomik olan ise SPD’nin yerel ve genel seçimlerde yürüttükleri kampanyalarda, geçtiğimiz yasama döneminde kendi oylarıyla uzun süre değiştirmeyi imkânsız kıldıkları konularda göçmenlerin lehine vaatlerde bulunmalarıydı. Bu tutarsızlık başta Almanya’da Türkçe yayın yapan gazeteler olmak üzere çeşitli gazetelerde yer aldı. Gazetelerde yer alan neredeyse tüm haberlerde SPD’nin seçim vaatleri, geçtiğimiz yasama döneminde SPD milletvekillerinin verdikleri oylarla karşılaştırılıyordu.
Şu durumda SPD’nin vaatlerine güvenmek mümkün değil. Özelliklede SPD büyük bir koalisyonun içerisinde yer alacaksa. Entegrasyon politikacıları sürekli olarak bilinçli bir şekilde yerine getiremeyecekleri vaatlerde bulundular. Emin olunan bir şey vardı tabi: Göçmenler söz konusu olduğunda SPD’nin yapamayacağı şey yoktur.
SPD bu tavrıyla geçmişte yaptığı hataları devam ettirmiş oldu. Yapılan hatalardan biri de kesinlikle “Entegrasyon politikacısı” Lale Akgün’ün SPD’nin Islam Sorumlusu olarak atanmasıydı. Bu seçimin, SPD ve İslami cemaatler arasındaki diyaloga hiçbir olumlu etkisi olmadı. Aksine yıllardır var olan diyalog Bayan Akgün sayesinde zedelendi. Saldırgan çıkışları, yersiz genellemeleri ve ağır ithamları ile Müslüman kurumlarla olan ilişkileri zehirledi. Kendisinin Ramazan Ayı’nda dini cemaatlerin resmi iftar programlarına davet edilmeyen nadir politikacılardan olması dikkat çekici bir husustu. Sadece bu durum bile gelecek seçimlerde olumsuz bir sonucun alınmasına işaret sayılabilirdi. Kendisi de bu iftarlardan birine davetsiz olarak katılma cesaretini gösteremedi.
Bu arada diğer partiler göçmen asıllı Müslümanlarla olan ilişkilerinde daha olumlu gelişmeler kaydettiler. CDU dahi Türk asıllı göçmenlere yönelik kişisel olmasa bile parti politikası çerçevesinde samimi bir ortam oluşturma gayretindeydi. CDU, yerel dernekleri ile birlikte Müslümanların organize ettikleri iftar programlarına katılmaya özen gösterdiler. Yeşiller de Müslüman dini cemaatlerle eleştirel ancak samimi bir ilişki içerisinde bulunmaya itina gösterdi.
Sonuç olarak SPD`de vaatler ve gerçeklik ayrı düşüyor. SPD aşılması zor engellerin önünde bulunuyor. Bir yandan parti programı çerçevesinde kaybetmiş olduğu inandırıcılığına ve diğer yandan da Müslümanlarla ilişkileri yürütmek için seçtikleri isimlere yanıyor. Partiden yükselen her türlü değişim ve yenilenme çağrılarında eski ve eskimiş kanaatlerin tekrar düşünülmesi gerektiği muhakkak – özellikle de senelerdir bir değişim içerisinde bulunan göçmenlerle ilgili konularda.

