Tabuları Yıkarken
Yazar Ilhan Bilgü, Kasım 2009 Sayi 40
Avrupa’da bir taraftan, Müslümanlar ve göçmenler hakkında hakaret dolu ifadeler kullanmak tabuları yıkmak olarak algılanırken, diğer taraftan, devletin Islam’a eşit muamele gösteremeyeceği yönündeki görüşlerle yeni tabular kuruluyor.
Daha önceleri kimi hukukçuların dile getirdiği ve Bavyera Eyalet Eski Başbakanlığı da yapan Dr. Günther Beckstein’ın üzerinde durduğu bu konuya şimdi Kuzey Ren Vestfalya Eyalet Anayasa Mahkemesi Başkanı Dr. Michael Bertrams da eğiliyor. Dr. Bertrams, biraz daha ileri giderek Islam’ın ilerlediği Almanya’da, kiliselerin sekülerizmi abarttığını da öne sürüyor.
Dr. Bertrams bu açıklamlarını Barmer Bildirisi1 olarak olarak bilinen ve 1934 yılında Barmer’de reformcu protestan Kilisesi’nin Nazi rejimine karşı kiliseyi koruma amacına yönelik bildirisinin değerlendirildiği Münster’deki bir toplantıda2 yapmış bulunuyor. Barmer Bildirisi’nde, devletin meşruiyeti tanınmasına rağmen, kiliselerin inanç ve yönetim yapısına müdahelesi de sert bir ifade ile eleştiriliyordu. Dr. Bertram da bu toplantıda, Barmer Bildirisi ışığında kilise-devlet ilişkilerini değerlendiriyor. Fakat, Bertrams’ın buradaki asıl değerlendirmeleri devlet-Islam ilişkileri üzerinde yoğunlaşıyor. Pek çok ön yargı ile yüklü konuşmasında Dr. Bertrams, “özgürlükçü düzenin anayasaya göre devamının sağlanması” için öncelikle, devletin dinler karsışındaki tarafsızlığı ve bütün dinlere eşit davranması ilkesinin, “Insan tasavvuru, özgürlükçü demokrasinin temelini yansıtan iki büyük Kilise” lehine bozulmasını da önermekten geri kalmıyor.
Anayasal bir görev olarak ön yargıların yıkılması için çalışması gereken Dr. Bertrams gibi bir yüksek hakim, her ne kadar görüşlerini şahsî görüş olarak yansıtsa da, “Bugün hâlâ, anayasal devletle barışamamış bir Islam dini” ifadesiyle Islam hakkındaki ön yargılarını hukuken/resmen pekiştirme çabasında bulunuyor.
Bertrams’ın görüşlerinin ön yargılar üzerine kurulu olduğunu, Kiliselere getirdiği, Islam aleyhinde aktif olmamak ve sekülerizmi abartmak suçlamalarında gördüğümüz gibi, Islam dinini, yabancı bir dinin Avrupa toplumuna nüfuz etmesi olarak tanımlamasında da görüyoruz. Dr. Bertrams’ın ön yargısına göre, Avrupa’da Islam’a olan ilgi giderek arttığı gibi, bu artışın temelinde “Her şeyden önce yabancı bir dinin Avrupa toplumuna nüfuz etmesi, özellikle Almanya’da farklı yönleri ile ilerlemekte olan Islam dininin, Avrupa çapında yayılması” yatıyor. Dr. Bertrams’ın konuşma metninde “yabancı bir din”, “Islam” ve “ilerlemekte olan” kelimelerinin kalın harflerle yazılarak üzerine vurgu yapılması, hukukîlikten ziyade, şahsîliği yansıtıyor. Fakat, hâlen Eyalet Anayasa Mahkemesi Başkanı olan bir kişinin bu kelimeleri kullanması, Islam dinine karşı bir ön yargısı olduğunu gösteriyor. Nitekim, Dr. Bertrams’ın bu ön yargısının, Mahkeme Başkanı olarak önüne gelen Islam ile ilgili konulardaki kararına da etki yaptığı görülüyor. Dr. Bertrams buradan hareketle, Müslümanların, “helâl kesim yasağının kaldırılması, Islam dindersi, karışık yüzme derslerinden muafiyet, kamu hukukunun bir parçası olma hakkı” gibi isteklerinin de hukukî temelleri kalamayacağına inanıyor. Betrams’a göre, “Köln’deki Katedrale komşu bir Büyük Cami inşaa eden” Müslümanların hemen hemen hergün önümüze çıkan “devlet okullarında Müslüman bayanların Islamî Başörtüsü ile öğretmenlik yapma hakkı” gibi kabul edilemeyecek istekleri de bulunuyor. Bertrams burada Kiliseleri de Islam ile mücadeleye çağırıyor ve yoksa inandırıcılıklarını kaybedecekleri tehlikesi gördüğünü ifade ediyor. Bertrams’a göre, bütün bunlara karşı, ünlü protestan teolog Prof. Eberhard Jüngel’in, tüm dinlerin eşit kabul görmesi ve hatta, kendilerinin en doğru yol olduğu iddialarına da saygı gösterilmesi önerisinin aksine, Kiliseler aktif bir çalışma yapmaz ise, Islamla ilgili tartışmalarda bir “profil” ve “inandırıcılık” gücünü kaybetme tehlikesi ile de karşı karşıya gelecekleri uyarısında bulunuyor. Çünkü Bertrams’a göre kiliseler zaman zaman “sekülerizme olan eğilimlerini abartmaktan” da geri kalmıyorlar.
Bu zamana kadar Almanya’da, devletin Islam’a bakış açısını belirlemede rol oynayan Anayasayı Koruma Daireleri’ydi. Şimdi bu bakış açısına bir Eyalet Anayasa Mahkemesine başkanlık eden bir hakim katıldığına ve “Islam’ın” – Müslümanların değil – “kadın tasavuru” anayasaya aykırı olduğuna göre, devletin yapması gereken şey, tarafsızlığı bırakıp, “Eyalet anayasalarının eğitim ve okul ile ilgili maddelerinde açıktan veya ima yoluyla ifade edilen, bu toplumun dinî, ahlâkî ve kültürel köklerinin hristiyanlık olduğuna atıfta bulunmasından” hareketle “hristiyanlık lehine aktif bir pozisyon alması” gerekiyor.
Bu durumda, seküler devlet sistemi bakımından Fransız laikliği ile farklı bir yön izleyen, bazı durumlarda dinî kurumları kamu hukukunun bir parçası yapan, ama buna rağmen, dinler arasında tarafsız kalıp eşit tutum almayı zorunlu kılan Alman anayasasının ilgili maddelerinin askıya alınıp alınmayacağı sorusunu da sormak gerekiyor. Çünkü bu öneriler, mevcut anayasal sistemde doğrudan bir değişiklik öneriyor ve seküler devletin açıkça Hristiyanları kayırmasını, Müslümanlara karşı ise tavır almasını istiyor. Her halde, tabuları yıkmak demek, bu olsa gerek.
1 http://www.ekd.de/bekenntnisse/142.html
2 http://www.zeit.de/gesellschaft/zeitgeschehen/2009-10/rede-richter-muslime
Wenn Tabus
gebrochen werden…
Beleidigende Äußerungen über Muslime und Migranten sind eine Seite des öffentlichen Umgangs mit diesen Gruppen. Auf der anderen Seite werden der religiösen Gleichberechtigung immer wieder neue Steine in den Weg gelegt, indem behauptet wird, der Staat dürfe den Islam als Religionsgemeinschaft nicht auf dieselbe Stufe stellen wie andere Religionen. Nachdem sich diverse Juristen und zuletzt auch der ehemalige bayrische Ministerpräsident Dr. Günther Beckstein mit ähnlichen Äußerungen zu Wort gemeldet hatten, geht Dr. Michael Bertrams, Präsident des Verfassungsgerichtshofs Nordrhein-Westfalen, noch einen Schritt weiter und behauptet, die Kirchen würden angesichts des “Vordringen[s] fremder Religionen in unsere Gesellschaft, ins¬besondere die europaweite Ausbreitung des Islam” mit ihrer “Neigung zur Säkularisierung häufig übertreiben.”1
Dr. Bertrams sagte dies in einem Vortrag2 in Münster anlässlich des 75. Jahrestages der Barmer Theologischen Erklärung3, einem 1934 von der Ersten Bekenntnissynode in der Deutschen Evangelischen Kirche verabschiedeten Papier. Mit der Barmer Erklärung wollte sich die evangelische Kirche gegen die Vereinnahmung der christlichen Lehre durch die Nationalsozialisten zur Wehr setzen. Im Licht dieser Erklärung referierte Dr. Bertrams zum Verhältnis von Kirche und Staat.
Doch seine Ausführungen liefen letztendlich auf die Frage des Verhältnisses von Statt und Islam zu. In seinem mit zahlreichen Vorurteilen behafteten Vortrag vertritt er die Meinung, dass die gleichberechtigte Behandlung der Religionen vonseiten des Staates – “im Interesse der Erhaltung der freiheitlichen Ordnung” – zugunsten der “beiden großen christlichen Kirchen, deren christlich-jüdisches Menschenbild auch dem freiheitlichen Staat zugrunde liegt.”
umgeformt werden müsse.
Auch wenn Dr. Bertrams klarstellt, dies alles sei seine persönliche Meinung, werden doch mit Aussagen wie der Islam habe “seinen Frieden mit dem Verfassungsstaat noch nicht geschlossen”, Vorurteile von einer Person bestätigt, der irgendwann einmal doch in seiner Funktion dazu Stellung beziehen müsste.
Es ist aber nicht nur diese Aussage, die für Kopfzerbrechen sorgt. Diese “persönlichen Bekenntnisse” machen nur allzu deutlich, dass Dr. Michael Bertrams, Präsident des Landesverfassungsgerichtshofs, beim Thema Islam nicht unbefangen ist. Die Frage ist, inwieweit werden diese “persönlichen” Ansichten bei Entscheidungen in entsprechenden Fällen eine Rolle spielen werden. Denn auch zu diesen Fragen legt sich der Verfassungsrichter fest. Die Forderungen der Muslime, etwa die “Aufhebung des Schächtverbots, Einführung eines Islamkunde-Unterrichts, Befreiung vom gemeinsamen Schwimmunterricht, Anerkennung als Körperschaft des öffentlichen Rechts, Errichtung einer Großmoschee in der Nachbarschaft des Kölner Doms – und immer wieder: das Recht zum Tragen des islamischen Kopftuchs im staatlichen Schuldienst”, würden keine rechtliche Grundlage haben.
Bis heute haben sich die Verfassunsgsgericht in der Beziehung des Staates zum Islam im Sinne der Verfassung regulierend eingegriffen. Nun stehen wir aber einem Verfassungsrichter gegenüber, der die Meinung vertritt, das “Frauenbild des Islam” – nicht der Muslime – “steht in offenem Widerspruch zu elementaren Grundwerten unserer Verfassung.” Seine Schlussfolgerung ist: “Eine qualifizierte Partnerschaft setzt ferner voraus, dass dem Staat im Rahmen der dargelegten Grundsätze der Neutralität und Parität das Recht zugesprochen wird, zugunsten christlicher Positionen aktiv zu werden. Ich persönlich bejahe dies unter Hinweis darauf, dass die Erziehungs-und Schulartikel der Landesverfassungen sowohl offene als auch verdeckte Bezugnahmen auf das Christen¬tum als religiöse, ethische und kulturelle Wurzeln unserer Gesellschaft enthalten.”
Nun muss man sich fragen, ob auf diese Weise nicht gerade in der Verfassung geregelte Beziehung zwischen Staat und Religionsgemeinschaften, wonach der Staat den Religionsgemeinschaften – im Unterschied zum französisch-laizistischen Modell – grundsätzlich neutral und kooperativ gegenübersteht, ausgehöhlt und abgelehnt wird. Denn die Vorstellung Dr. Bertrams würde eine Veränderung des Verfassungssystems bedeuten, in dem das Christentum zur vom Staat bevorzugten Religion wird.
So muss es sich wohl anhören, wenn wieder ein Tabu gebrochen wird…
1 Die Hervorhebungen stammen vom Text Dr. Michael Bertrams.
2 http://www.zeit.de/gesellschaft/zeitgeschehen/2009-10/rede-richter-muslime
3 http://www.ekd.de/bekenntnisse/142.html

