TAQWA ve TEAVÜN

dr-yusuf-isik.jpgKur`an-ı Kerim, diğer bütün kavramlar gibi “takva”nın da sözlük anlamını temel olarak zenginleştirdi, ona yepyeni bir anlam kazandırdı.

Kur`an`ın anlattığı takva olayı, basit bir savunma, sıradan bir korku, kolay bir nefis koruması değil, iman ve amelle desteklenen bir aksiyon şeklindedir.

Kur`an “takva” ve “ittika” kelimelerini, sözlük anlamına yakın manalarda da kullanmaktadır. Bir kaç ayette bunun örneklerini görebiliriz.

“…Kim nefsinin bencil tutkularından `ittika ederse-korunursa`; işte onlar kurtuluşa erenlerdir.” (Teğabün: 16)

“…inkarcılar için hazırlanmış Cehennem ateşinden ittika edin (korunun)” (Al-i Imran: 131)

En geniş ve en kapsamlı koruma, Allah`ın korumasıdır. Allah`ın “rahmet” sıfatı bütün yaratılmışları korur. Ancak insan, kendi isteğiyle kendine zarar veren şeylerden Allah`ın korumasını ister, ya da işlediği fiillerin kötü karşılığı hakkında Allah`tan korkar. Burada koruma isteği daha çok, yapılan amellerin sonuçlarından dolayı duyulan bir korkudur.

Takva, insanın kendisini Allah`ın koruması altına koyarak ahirette zarar ve acı verecek şeylerden sakınması, ya da günahlardan uzak durması ve iyiliklere sarılmasıdır. Takva`nın bir çok tanımı vardır. Ve bu tanımlarda bir çelişki, sözkonusu değildir.

Sözgelimi `takva`yi Allah`ın emrettiklerini tutmak, yasaklarından kaçınmak diye tarif edenler  olduğu gibi; yapılması günah olanı yapmaktan, terkedilmesi günah olanı terk etmemekten çekinmektir. Allah`ın cezalandırmasından korkarak, O`nun verdiği bir nur ile O`na itaat etmektir. Allah`ın dışındakileri Allah`a tercih etmemektir, şeklinde tanımlayanlar olmuştur.

Bütün bu ve benzeri tanımlardan anlaşıldığı üzere takvanın özünde yatan incelik bir iman ve sorumluluk duygusudur. Şüphesiz ibadet, takvanın kendisi değil, fakat takvaya götüren davranıştır.

Ibadetler, ilahi emir ve yasakları yerine getirmek, takva ise, zarar verecek davranışlardan sakınmaktır.

Ayrıca takva; Allah`a kullukla beraber anıldığı gibi, Allah`a itaat etmekle veya Peygambere itaat etmekle de beraber anılmaktadır. Allah`tan ittika etmenin bir gereği, gönderilen elçiyi dinlemek ve O`na itaat etmektir.

Bu konuyu şu ayetle bağlayıp “Teavün” ibadetini izah etmeye çalışalım.

-“Allah`tan ittika edin ve aranızdaki anlaşmazlıkları düzeltin. Allah`a ve Rasülüne itaat edin” (Enfal: 1)

Teavün; karşılıklı yardımlaşmak, insanların birbirine yardımda, iyilikte bulunması demektir. Insanlar dünya hayatında birbirlerine muhtaçtır. Bu, toplu yaşamanın gereğidir. Diğer yandan yaratılıştaki farklılık, servet dağılımından ortaya çıkan zenginlik-yoksulluk gerçeği, güçlünün zayıfı ezme temayülü insanlararası yardımlaşmayı gerekli kılan unsurlardır.

Islam Dini, insanlar arasında yardımlaşmaya ve sosyal adalete büyük önem vermiştir. Zekat, fıtır sadakası, fidye, kurban ve yemin kefaretlerinde yoksulu doyurma gibi esaslar zenginle yoksul arasındaki yardımlaşmaya süreklilik kazandıran sosyal güvenlik ilkeleridir.

Kur`an-ı Kerim ve Hz. Muhammed (s.a.v)in sünnetinde yardımlaşmayı emir ve teşvik eden pekçok emir ve tavsiye vardır.

-“Iyilik ve takva hususunda birbirinizle yardımlaşın. Günah ve tecavüz (ve düşmanlık) üzerinde yardımlaşmayın” (Maide: 2)

Buradaki yardımlaşmanın, birbirlerine destek olmanın ölçüsü ve metodu bildirilmektedir. Iyilik, güzel, hayır amaçlarla yardım sahibine büyük ecir kazandırır. Fakat günah, haram, kötülük, zulüm, küfür ve düşmanlık konularında başkalarına yardımcı ve destek olmak, bu kötülüğü yapanların güçlenmesine ve şerrin/kötülüğün yayılıp güçlenmesine yardımcı olacağı için, yardımcı olanı da şerre ortak yapar. Herkes kötülüğün meydana  gelmesindeki pay ve katkısına göre sorumlu olur. Özellikle bu yardım ve destek sonucu bir kötülük çığırı açılırsa, bu kötülük devam ettiği nesiller süresince çığırı açanlar kendine düşen vebal payını yüklenirler. Bunun aksine iyilik, güzellik ve hayır çığırı açılmasına katkıda bulunanlar da, insanlar bu iyiliği ve hayrı işlediği sürece, sanki kendisi de işlemiş gibi ecir/sevap almaya devam eder.

Şimdi Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.v)in mesajına kulak verelim:

-“Dünyada insanların bir sıkıntısını karşılayanların, Allah da ahirette bir sıkıntısını giderir.”

Yardımlaşmanın bir çok çeşidi vardır. Bir yoksula bir sadaka vermek, kurban etinden istifade ettirmek… yardım olduğu gibi, fikir danışana doğru, bilgi vermek de bir yardımlaşmadır. Zulüm ve haksızlığa uğrayanı zalimin zulmünden korumak yardımlaşma olduğu gibi; zalimin zulmüne engel olmak da yardımdır.

Sonuç olarak şunları söyleyebiliriz. Takva sahibi mü`minler insan ilişkilerinde muaveneti/yardımlaşmayı ihmal etmeden inanarak ibadetlerine devam ederlerse dünya ve ahiret saadetini elde etme yolunda mesafe kazanmış demektir. Bayram arefesinde bulunduğumuz şu günlerde bir ümmet projesi olarak devam etmekte olan Kurban kampanyaları, “takva” ve “Teavün” prensip ve ilkelerine ne kadar da güzel uymaktadır.

Allah Hac Suresi 37. ayette; “Onların ne etleri ne de kanları Allah`a ulaşır, fakat O`na sadece sizin takvanız ulaşır” buyurmaktadır.

Kurban, sosyal yardımlaşmanın bir göstergesidir. Irk, dil, renk ve coğrafya ayırımı gözetilmeksizin ümmet bilinci ve şuuruyla bu ibadetin yapılması son derece önemlidir ve hertürlü takdirin üstündedir. Zaten takva sahibi ve teavün ehli müslümanlardan da bu beklenir.

Idrakiyle müşerref olacağımız Kurban Bayramımızın hayırlara vesile olması temennisiyle…

Dünyanın Çivisi Çıktı! Dünyanın Çivisi Çıktı!

Sevgili dostlar! Dünyada artık pekçok şeyi anlamakta oldukça zorlanır olduk. Dünyada mazlumun dini de, dili de, ırkı da sorulmaz ilkesi genel geçer bir kaidedir. Artık mazluma yardım eden suçlu ama zulüm uygulayan zalim ise haklı... [Devam oku...]