Vahdet
Yazar Dr. Yusuf Işık, Mart 2009 Sayi 33
Vahdet; insanların belirli bir fikir, kanaat, düşünce ve değerler bütünü etrafında uyumlu bir sosyal yapı oluşturmalarına, birlik, beraberlik ve bütünlük içinde olmalarına verilen isimdir.
Toplumların uzun süre yaşayabilmeleri sosyal birlik ve beraberliklerini sürdürmelerine bağlıdır. Kur`an-ı Kerim`de insan, bir yönden “ben merkezli” diğer yönden sosyal bir varlık olarak tanıtılmıştır.
- “Gerçekten insan, pek hırslı (ve sabırsız) yaratılmıştır. Kendisine fenalık dokunduğunda sızlanır, feryat eder, O`na imkan verildiğinde ise, pinti kesilir.” (Mearic Suresi: 19-21)
Işte “ben merkezli” insanın Kur`an-ı Kerim`deki tarifi böyle. Diğer taraftan “sosyal bir varlık” olarak da tanıtılan insanın durumunu da şu ayet şöyle ortaya koyuyor:
- “Ve (Allah), onların kalplerini birleştirmiştir. Sen yeryüzünde bulunan her şeyi verseydin, yine onların gönüllerini birleştiremezdin. Fakat Allah, onların aralarını bulup kaynaştırdı. Çünkü O, mutlak galiptir, hikmet sahibidir.” (Enfal Suresi: 63)
Buna göre bir toplumda birlik ve beraberliği (vahdeti) sağlamanın yolu, önce zihinlerde, kanaat ve duygularda, sonra davranış ve hareketlerde birliği temin etmektir.
Eskimez tabirle birincisine; “Tevhidü`l-Kulüb” (kalplerin birleştirilmesi) yahut “Tevhid-i Efkar” (fikirlerin birleştirilmesi). Ikincisi de “Tevhid-i Ef`al” (davranış ve hareketlerin birleştirilmesi) adı verilir.
Insanların ortak noktalarda birleşmesini temin edecek esaslar Islam`a göre; Allah ve Rasülünün emir ve yasaklarıdır. Ancak onlar sayesinde davranış ve hareketlerde birlik ve beraberlik sağlanır, ayrılığa düşülmez.
Düşünce, duygu ve kanaatte, inançta vahdeti sağlayan mü´minlerin gerçekten Allah`a inanmış olmaları ve bu hal üzere Rablerine kavuşabilmeleri için;
- “Toptan (cemaat olarak) Allah`ın ipine sıksıkı sarılınız, tefrikaya (ayrılığa) düşmeyiniz” (Al-i Imran Suresi: 103) buyrulmuştur.
Birçok hadiste vahdetin sağlanmasında Peygamberimizin tavsiyelerini görmekteyiz. Bu tavsiyeleri şöyle sıralayabiliriz;
- “Size cemaatle (vahdet üzere) olmanızı tavsiye eder, ayrılıp dağılmaktan (tefrikaya düşmekten) şiddetle sakınmanızı isterim. Zira şeytan yalnız başına yaşayan insana yakın, birlik olan iki kişiye uzaktır. Kim cennetin ortasında yaşamak isterse toplu halde ve vahdet içinde olmaya gayret etsin.”
-”Müslümanların meydana getirdiği cemaatten bir karış da olsa ayrılan kimse, boynundaki Islam bağını çözmüş demektir.”
-”Müminler birbirini sevmede ve korumada ve de birbirine acımada bir vücudun azaları gibidirler. Vücudun herhangi bir organı rahatsız olsa diğer organları da bu yüzden ateşlenir; uykusuz kalır.”
Vahdet (birlik ve beraberlik) sağlandıktan sonra bunu dağıtacak pek çok unsur devreye girecektir. Bu zararlı unsurları devre dışı bırakmanın yolunu yukarıdaki ayet ifade etmektedir. Yani “Allah`ın ipine sımsıkı sarılmak ve tefrikaya düşmemek.”
Allah`ın emirlerine uyulmayan ve bu sebeble ayrılığın hakim olduğu, birbirine düşman, birbirinden şikayetçi insanlardan oluşan cemiyetlerde huzur ve sükun olmaz; eziyet, sıkıntı, kriz ve belirsizlik başgösterir.
- “Allah`a ve Rasülüne itaat ediniz, birbirinizle cekişmeyiniz, yoksa dağılırsınız, böylece gücünüz, kuvvetiniz kaybolur.” (Enfal: 46)
Kalplerinde `tefrika`(ayırıp parçalama) zihniyeti olanlar, Allah ile Peygamberin arasını ayırmaya çalışırlar. `Bazısına inanırız, bazısına inanmayız` derler. Bir anlamda ya Peygamberin elçiliğini, ya da O`nun tebliğ ettiği Allah inancını kabul etmezler. Nisa Süresi 150-151. ayetler bu hususu çok net bir şekilde ortaya koymaktadır:
- “Allah`ı ve Peygamberlerini inkar edenler ve (inanma hususunda) Allah ile Peygamberlerini birbirinden ayırmak isteyip “Bir kısmına iman ederiz ama bir kısmına inanmayız” diyenler ve bunlar (iman ile küfür) arasında bir yol tutmak isteyenler yok mu; Işte gerçekten kafirler bunlardır. Ve biz kafirlere alçaltıcı bir azap hazırlamışızdır.”
Bugün müslümanlar arasında vahdetin en büyük düşmanı, dinin doğru olarak ve usulüne göre bilinmemesi, yanlış din anlayışı, ülke, bölge, etnik grup, siyasi rejimler, mezhep ve tarikat taasubudur. Halbuki bütün bunlar tefrikaya neden değil, aksine Müslüman toplumların birbirleriyle kaynaşmasına yardımcı olurlar.
Müslümanlar farklı mezheplere, meşreplere, düşüncelere, ülkelere ve ilkelere sahip olabilirler, farklı coğrafyalarda yaşayabilirler ve farklı gruplar içerisinde bulunabilirler. Bunlar toplum hayatında olabilecek normal olaylardır. Ancak herkes kendi anladığını, kendi meşrebini, kendi mezhebini, kendi tarikat veya grubunu din haline getirirse; işte bu dinde tefrikadır ve çok büüyk vebali vardır.
Unutulmamalıdır ki, Din Allah`ın olup Kur`an-ı Kerim`de anlatılmıştır. Hz. Muhammed (s.a.v) de onu bize tebliğ etmiş, uygulamalarıyla, hayatıyla ve ahlakıyla dinden ne alınması ve anlaşılması gerektiğini göstermiştir.
Alimlerin, mezheplerin, grupların Dinin detay hükümlerinden anladıkları, yalnızca bir yorum veya dini daha iyi yaşama noktasında bir çaba ve detay zenginliği gibi görülmelidir. Onların detaylardan anladıkları farklılıklar hiç bir zaman Dinin aslı, özü ve kendisi değildir.
Cenab-ı Hak`tan dua ve niyazımız odur ki, bütün müslümanları, her dönemde ve dünyanın bütün coğrafyalarında, birlik ve beraberlikten uzaklaştırmasın ve tefrika hastalığına düşürmesin.
Allah gerçek vahdeti nasip etsin. Gerçek vahdet ne demek? Gerçek vahdet; Kalplerin ve fikirlerin ortak noktada birleşmesi ve bunun hal, hareket ve davranışa yansımasıdır. Eskimez tabirle: Tevhidi kulüb/tevhidi efkar, tevhid-i ef`al ile birleşirse gerçek vahdet meydana gelir.

